Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Pandora Dünya’ya ne anlatıyor?

Çağlar Kılınç - 

Avatar elbette bir Hollywood yapımı olmakla malul, türlü çeşit klişeyi barındıran, yaşadığımız dünya düzeninden gerçek bir kopuş iddiasından uzak bir yapım... Ancak onu farklı kılan verdiği en berrak mesaj... Bizden olmayanların dünyalarına yapılan bu yolculuk, insanlara içi boş bir barış mesajı vermekle de yetinmiyor; ezene karşı, ezilenin yanında haklı savaş için bir çağrı da yapıyor!

avatar-afiGösterime girdiği günden itibaren, devasa bütçesinde devasa bir tanıtım payını da barındırması nedeniyle en çok konuşulan filmlerden biri oldu Avatar. Filmin bu kadar konuşulmasının bir nedeni de içerdiği politik mesajı ve yönetmen James Cameron’un bu konudaki iddiası: “Belki de doğanın ve diğer canlıların üzerinde keyfimizi sürerken, biraz da düşünmeliyiz.” Filmin konusunu bir kelime ile özetlemek gerekirse “sömürgecilik” yeterli olacaktır. 2154 yılında insanların keşfettikleri bir gezegende bulunan bir maden için o gezegende yaşayan Na’vi adındaki gelişmiş canlıları bulundukları bölgeden taşınmaya zorlamaları konu alınıyor.
Bilim kurgu filmlerinde dünyamızın başına ne zaman bir karabulut çökse insanlığı bu felaketten kurtaran ABD; Avatar’da da insanlar alemini temsilen sahne alıyor. Diğer halkların ne durumda neyle uğraşıyor olduklarını bilemesek de bundan 150 yıl sonra ABD’nin gezegenimizin “öncü kuvveti” olacağı öngörüsü filmin tadını kaçıran unsurlardan birisi olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu defa dünyanın kurtarıcısı olarak değil; başka bir gezegenin ve halkın başındaki felaketi temsil ediyor Birleşik Devletler. Bu anlamıyla da klasik Hollywood bilim kurgusundan keskin bir şekilde ayrışıyor. Emperyalist bir güç olarak sahneye çıkmasından itibaren dünyanın dört bir yanında kan akıtan, halkların kaynaklarını ve emeklerini sömürebilmek adına milyonlarca insanı katleden bir gücün elinde bulunan film endüstrisi, bugüne kadar elbette çoğunlukla bu katliamların meşrulaştırılmasına hizmet eden bir rol oynuyordu. Hollywood’un bu işlevi her zaman başarıyla yürüttüğü söylenebilir. Bu sanat politikası Hollywood açısından ABD yönetimin Cumhuriyetçilerden ya da Demokratlardan oluştuğuna bakılmaksızın her dönem devam etmiştir. Mevcut hükümetin savaş yanlısı olup olmamasından çok geride hepsinin paylaştığı kanlı bir tarih vardır temize çıkarılması gereken. Yine bir Hollywood yapımı olan Avatar ise bu klasik politikanın sınırları dışında duruyor. Filmde insanları temsil eden ABD, bilim ekibi ve askerleri ile değerli bir maden için Polifemus gezegeninin Pandora isimli uydusuna kurduğu kamp ile bu defa Na’viler için bir kabusa dönüşüyor. Komünal bir ütopya olma iddiasını taşımıyorsa ya da filme öyle bir anlam atfetmiyorsak eğer, Avatar’ın bu yönüyle klasik Hollywood işlerinden farklılaştığını kabul etmek gerekir.
Filme yönelik soldan gelen eleştirilerden biri de Na’vilerin insanlara karşı direnişine yine bir insanın önderlik ediyor olması. Bu son derece haklı eleştiri, altı ABD siyasetinde demokratların savaşı bitirme politikaları ile doldurularak gerçek öneminden uzaklaştırılıyor aslında. İnsanlar arasında askeri güç kullanılmasını istemeyen bir grubun ortaya çıkması böyle bir çağrışıma yol açabiliyor. Fakat bu çağrışım o kadar zorlama ki filmin neredeyse yarısını oluşturan bir olguyu, savaşın kendisini gözden kaçırıyor. Film, izleyicisine taşıdığı ruh hali ile insanlara karşı “uzaylıların” tarafını tutmak gibi ilginç bir deneyime kapı aralarken, Na’viler ve onlara katılan bir grup insan ABD savaş aygıtına karşı kahramanca dövüşürken, Obama’nın politikasına yapılan benzetme olsa olsa Obama ve ekibine gurur verir.
Filme yönelik esinlenme düzeyinden çalıntılığa kadar yapılan bir dizi eleştiri ve suçlama filmin politik içeriği nedeniyle oluşan tartışmayı geriden takip etmeye mahkum görünüyor. Avatar elbette bir Hollywood yapımı olmakla malul, türlü çeşit klişeyi barındıran, yaşadığımız dünya düzeninden gerçek bir kopuş iddiasından uzak bir yapım... Ancak onu farklı kılan verdiği en berrak mesaj... Bizden olmayanların dünyalarına yapılan bu yolculuk, insanlara içi boş bir barış mesajı vermekle de yetinmiyor; ezene karşı, ezilenin yanında haklı savaş için bir çağrı da yapıyor! Bizim dünyadaki bu haklı savaşlarsa elbette bu filmin vereceği politik mesajı fersah fersah aşıyor. Çünkü bizim emperyalizmle savaşımızda ne imdadımıza koşacak Tanrısal güçlerimiz var ne de mücadelenin liderliğini devredeceğimiz iş bilen vicdanlı Amerikalılarımız. Dünya gezegeninde işler Pandora’dan biraz farklı yürüyor!{jcomments on}