Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Nazlı Ilıcak’ı nasıl bilirdiniz?

Deniz Karakaş - 

Günün birinde hakkın rahmetine kavuştuğunda imam “rahmetliyi nasıl bilirdiniz?” diye sorduğunda orada olmayı çok isteriz, ona, ona gözyaşı dökenlere ve onun gibilere, “başka kapıya!” demek için.

nazllcakBir insan düşünün, zamanında ordunun yanında olmuş, 80 darbesini, dönemin paşalarını ve onların aldıkları kararları cansiperane bir şekilde haklı bulmuş, kanının son damlasına kadar onların avukatlığını yapmış bir kişi... Aradan 30 yıl geçmiş, bu kişi şimdilerin demokratı olmuş, olası bir darbede “tutuklanacaklardan” biri olmuş. Kim olduğunu az çok tahmin ediyorsunuzdur. Tabiî ki Nazlı Ilıcak’tan bahsediyoruz!
“Tarih ve arşiv asla unutmaz” diyor Nazlı hanım 12 Eylül faşist cuntasını öven yazılarının birinde… Evet. Tarih unutmaz insanın neler söylediğini, neler yaptığını... Ama yinede unutanlar için, bu kadının demokrat olduğunu düşünenler için hatırlatmakta fayda var.
“Nazlı Ilıcak kimdir, nasıl biridir?” diye soracak olursak birçok kişi onu, dini bütün, AKP hükümeti yanlısı, demokrasi sevdalısı, darbecilerin düşmanı biri olarak görür. Bu, madalyonun görünen yüzü elbette… Gerçekte nasıl biri olduğunu anlamamız için gazete arşivlerine göz atmamız yeterlidir. Nazlı hanım 27 Temmuz 1980 senesinde Tercüman gazetesindeki bir yazısında şöyle buyuruyor; “Kızıl ahtapotların kolları ülkemizi yavaş yavaş sarıyor. Ve hala at gözlüğü takanlar, faşizmin tırmanışından söz ediyor. Faik Türün’ü faşistlikle mi suçluyorsun, MİT’e kontrgerilla damgasını mı vuruyorsun, devlet teröründen mi bahsediyorsun, işkence iddiaları ile yeri göğü inletiyor musun, faşizm geliyor diye yaygarayı mı basıyorsun... Geç kardeşim uzatma o eli bana, çünkü o el kızıl ahtapotu boğmak yerine onu besliyor. Ben o kirli eli sıkmam” diyor Nazlı Hanım… Gerçekten de o, kirli elleri hiçbir zaman sıkmamış,  daha ziyade o elleri yalayarak ün yapmış, tarihteki yerini öyle almıştır. Nazlı hanım sadece darbe şakşakçılığı yapmamıştır elbette, yazdığı yazılarda darbe özlemlerine de ‘tercüman’ olmuştur: “13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba Asker”(1).
Askerin ayak sesini yüreğinde hisseden Nazlı hanım, binlerce kişinin katledildiği, işkence gördüğü, günümüzde bile izlerinin sürdüğü faşist cunta döneminin gelişini böyle muştulamıştı. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra da ağzından, kaleminden kan damlayan yazılarına devam etti. Askeri hükümetin yaptığı idamları bile alçakça savundu.
“1974 affıyla anarşistleri sokağa salıvermiş, 12 Mart’ın Türün Paşasına, Elverdi Paşasına faşist damgası vurulmuş, kontrgerilla iddiaları ile etraf bulandırılmış, (…) İşte12 Eylül, Türk milletinin meşru müdafaaya geçtiği gündür. İdamlar bu meşru müdafaanın bir neticesidir. (…) 1972’de Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a Meclis’te oylarıyla sahip çıkanların Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürülmesini ‘devlet terörü’ olarak vasıflandıranların artık sesi soluğu kesilmiştir.” (2)
Bunları söylemiş bir insan hakkında ne düşünürsünüz? O dönem için “darbeci” ya da; “faşist” denebilir, ama zaman geçtikçe ve hükümetler değiştikçe ‘rengarenk’ olan gerçek rengini de gösteriyor bize bu nazlı hanım! Özal döneminde Özalcı olan Nazlı Hanım, ANAP-DYP koalisyonunda Mesut Yılmaz’a “bağlılığını” defalarca dile getirmiştir. Ama yanlış anlaşılmasın bunları “demokrasiyi savunmak” adına yapmıştır. Refah-Yol hükümetinden günümüze kadar ki süreçte ise ‘dini bütün’ bir çizgide ilerleyip Fazilet Partisi’nden milletvekilliği yapmışlığı bile vardır. Günümüzde AKP hükümetinin avukatı, demokrasinin adsız kahramanı, darbecilerin korkulu rüyasıdır. Kısacası her devrin adamı, iktidarın çanak yalayıcısıdır. Şimdilerde umredeki türbanlı fotoğraflarını twitter aracılığıyla paylaşıyor hanımefendi…
İnsanda merak uyandıran bir diğer konu da “sol” iktidara geldiğinde nasıl bir tutum alacağıdır. Bir zamanlar kızıl ahtapot diye nitelendirdiği, kirli eller dediği, 12 Eylül öncesi ve sonrası katledilen devrimcilerin ölümlerinden haz duyan bu kişi hiç sıkılmadan o elleri de öpmeye kalkacak mıdır? Günün birinde hakkın rahmetine kavuştuğunda imam “rahmetliyi nasıl bilirdiniz?” diye sorduğunda orada olmayı çok isteriz, ona, ona gözyaşı dökenlere ve onun gibilere, “başka kapıya!” demek için.

1- 17 Aralık 1978, Tercüman
2- 10 Ekim 1980, Tercüman{jcomments on}