Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bir entelektüelin kısa biyografisi: ‘Yeni sol’ ‘eski sınıf’a karşı!

kapak_siteCehalet modern dünyanın tanıdığı eski bir düşmandır. Ama günümüzde, toplumsal yaşamı esas tehdit eden cehalet, bilmemekten, sorgulamamaktan, düşünmemekten, okumamaktan kaynaklanan eski cehalet türü değildir. Yeni cehalet, okudukça daha da artan, düşündükçe ve sorguladıkça kemikleşen, bildiğini sandıkça insana bildiğini de unutturan bir cehalet türüdür. Bu cehalet; dil bilmeyenlerin değil, en az iki dil bilip de, halk için bir şeyler söylemeye gelince, ikisini birden unutanların cehaletidir. Yeni cehalet entelektüelin cehaletidir!

Cahil entelektüel, her İKİ söyleminden birinde RADİKAL, diğerinde TARAF olur. Onun ‘demokrasisi radikal’, siyaseti liberal, işi-gücü ise dışarıdan sola akıl vermektir. Entelektüel, bazen gemileri yakıp da, entelektüellik misyonunu bir kenara koyup AB’nin sunduğu demokratikleşme olanaklarını sosyalist sola anlatmak için siyasete girendir. Katıldığı siyasi parti AB’ye “Ha-vet” (ne hayır ne evet ya da hem hayır hem evet) deyince de, ikna olmayan ve soldaki ‘postal-gocuk’ devrinin henüz bitmediğine kanaat getirip üniversite kürsüsüne geri dönendir. Entelektüel -belki de Galatasaray Üniversitesi’nde olmasından dolayıdır-  Hakan Şükür’ün gole küsmesi gibi siyasete küsendir.

Üniversitenin kürsüsünden, gazetenin köşesinden her hafta sola seslenirken, ‘ne yapmalı?’ diye sual etmekten kendini alamayandır entelektüel… O, soruyu sorarken Lenin’dir; ama yanıtı verirken birden Gorbaçov oluverir! Yazılarını yazarken herhangi bir tarafı tutmadığını, sadece kendi TARAF’ında olduğunu her daim hissettirir: O, 1 Mayıs’ta Taksim’de kutlama yapılmasına izin vermeyen devletin ceberutluğunu da eleştirir, o devlete karşı mücadele eden devrimcilerin ‘statükoculu’ğunu da… O kadar tarafsızdır ki, sosyalistlerin yeteri kadar ilgilenmediğini düşündüğü Kürt sorunu’ndan sözü her açtığında, “aman hak geçmesin” deyip Kürt Hareketi’nin otoriter-totaliter yönlerini de vurgulamadan tüketmez mürekkebini… Mürekkebi tükenmeyen bu entelektüel ne sağcıdır ne de ‘eski solcu’… Oportünizme bile bulaşamamış bir ‘yeni solcu’dur o kadar! O, bir entelektüel olarak siyaseti aştığını sanır, ama öyle sandıkça, bir şeyleri aşan tek şey entelektüelin sınır-bilmez cehaletidir.

Entelektüel, siyasetin ‘normal’leştiği, demokrasinin ‘formel’leştiği bir anda -toplumsal sorumluluklarını bir kez daha hatırlayıp- siyasetle yeniden haşır neşir olmaya karar verir. O da, Ufuk Uras’ın liderliğinde yeni, kitlesel ve özgürlükçü bir sol parti şiarının etrafında kenetlenenlerdendir. Yeni solun felsefesini anlatmak, ‘eskisini’ ise rafa kaldırmak üzere katıldığı bir konferansta -ki aynı anda TEKEL işçileri Ankara’nın ayazında “Ölmek var! Dönmek yok!” diye gırtlaklarını yırtarcasına bağırmaktadırlar- O, “sınıf temelli siyasetlerden vazgeçmek lazım!” diyebilmektedir. Entelektüelin cehaleti, okuyarak, düşünerek ve sorgulayarak kazanıldığından, bu cehaletin entelektüele verdiği güven de sonsuzdur. O güven, gözlerin görmesine kulakların duymasına engel olur: Sınıf “ben buradayım” diye çığlık atmaktadır; entelektüel ise sınıfa “ama sen yoksun ki” demektedir!

Sorulması gereken soru ise ‘bu entelektüelin kim olduğu’ değil; ‘kimin tarafında olduğu’dur. O soruyu da biz değil, John Reed’in “Dünyayı sarsan on gün” adlı kitabından fırlayıp gerçek zamanlara ulaşan, daha doğrusu her zaman ‘gerçek’ olan, bir işçi sorsun: “Sen kimden yanasın: Burjuvaziden mi? Proletaryadan mı?”{jcomments on}