Ve açılım balonu patladı... Kürt halkına düşen yine yasak oldu

AKP’nin –her siyasi iktidar sahibinin yaptığı ve yapacağı üzere- siyasi iktidarı devraldığı günden bu yana yapmaya çalıştığı ve 2007 seçimlerinin ardından elde etmiş olduğu halk desteğini de yanına alarak ivme kazandırdığı bir devletleşme sürecinin neticesidir bu süreç. Bu anlamda “AKP açılım yapmaya çalıştı, derin devlet izin vermedi” gibi bir tahlilde gerçeklik payı yoktur. Gerçek olan kararın oybirliğiyle alınmış olmasıdır. Bu ayrıntıyı doğru okuyacak olursak taşlar yerli yerine oturmaya başlamaktadır.

dtp_kapatma3Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) 2005 yılından bu yana sürdürdüğü siyasi varlığı, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararla son buldu. 11 Aralık günü verilen karar, Türkiye siyasi tarihinde önemli bir dönemece işaret ediyor. Her ne kadar DTP, mensubu olduğu geleneğin kapatılan ilk partisi değilse de içinde bulunulan konjonktür, DTP’nin kapatılması kararının, bu geleneğin önceki partilerinin kapatılmasından çok daha büyük sonuçlar doğurabileceğini düşündürtüyor. AKP hükümetinin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül öncülüğünde yürüttüğü ‘demokratik açılım’ henüz gündemden düşmemişken alınan karar, demokrasiden Kürtlerin payına ne düşeceğini de göstermiş bulunuyor. Zira DTP’nin kapatılmasının yanı sıra partinin genel başkanı Ahmet Türk ve milletvekillerinden Aysel Tuğluk’un milletvekillikleri düşürüldü, Türk ve Tuğluk’un da aralarında bulunduğu 37 DTP’liye beşer yıl siyaset yasağı getirildi.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi DTP, Kürt demokratik hareketinin kapatılan ilk siyasi partisi değil. Daha önce Halkın Emek Partisi (HEP) ve Özgürlük, Demokrasi Partisi (ÖZDEP) Demokrasi Partisi (DEP) Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Kapatılanlar haricinde hakkında kapatma davası açılan; ancak dava sonuçlanmadan kendini fesheden Demokratik Halk Partisi’ni (DEHAP) de sayarsak DTP’den önce Kürt demokratik hareketinin beş siyasi partisinin de Türkiye siyasal yaşamında barınamadığını söyleyebiliriz. Partilerin kapatılması için gerekçeler her seferinde (örgütlenmesini tamamlamadan seçimlere girdiği için hakkında kapatma davası açılan DEHAP hariç) neredeyse aynı: teröre destek vermek, terör örgütüyle arasındaki bağları koparmamak, ülkenin bölünmez bütünlüğünü tehdit etmek vs. DTP için de durum değişmedi. Kapatma kararını kameralar önünde okuyan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın kendi sözleriyle durum netlik kazanıyor: “Bir siyasi parti; terör, şiddet ve baskı içeren eylem ve söylemleri kullanma hakkına sahip değildir. Terör ve şiddet içeren eylemler ve söylemlerle barışçıl söylemleri ve önerilerini birbirinden ayırmak zorundadır.”
Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinin, oy birliğiyle vermiş olduğu karar, DTP’nin, ‘terör ile arasına bir çizgi çekmediği için’ kapatıldığını söylüyor. Bu anlamda Avrupa Birliği hukuku çerçevesinde bir karar vermeye özen gösterildiği anlaşılıyor. Aslında anayasaya göre bir partinin kapatılması için yalnızca terörle ilişki içerisinde olması gerekmiyor. 1982 Anayasası’nın 68. Maddesinde siyasi partilerin program ve eylemleri ile ilgili bazı sınırlamalar getiriliyor, bahsi geçen anayasa maddesine uyulmaması halinde de, 69. maddede belirtildiği üzere temelli kapatma cezası verileceği öngörülüyor. Kürt demokratik hareketinin daha önce kurmuş olduğu partiler de bu çerçevede kapatılmıştır. Ancak Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde parti kapatmak yasal olarak zorlaştırılmıştı. Bir partinin kapatılabilmesi için yalnızca kapatmayı gerektirecek eylem ve söylemlerde bulunması yetmiyor; aynı zamanda bu eylem ve söylemlerin odağı da olması gerekiyor. Görünüşte parti kapatmanın zorlaştırılması anlamına gelebilecek bu ifade, aslında parti kapatma kararlarının tamamının siyasi olarak alınmasına olanak sağlıyor. ‘Hukukun üstünlüğü’nü tesis etmenin gereğine yürekten inanmış ve bunun için bütün mücadele imkanlarımızla mücadele verenlerden değiliz. Elbette Anayasa Mahkemesi’nin varoluş sebebinin siyasi karar almak olduğu açıktır. Ancak zaten siyasi olan bir karar alma sürecinin daha fazla siyasi hale getirilmesinin amacı nedir?
Elbette siyasete kumanda edenlerin hukuki karar alma süreçlerine de kumanda etmesini sağlamak içindir. Somut olarak ifade edecek olursak AKP’nin –her siyasi iktidar sahibinin yaptığı ve yapacağı üzere- siyasi iktidarı devraldığı günden bu yana yapmaya çalıştığı ve 2007 seçimlerinin ardından elde etmiş olduğu halk desteğini de yanına alarak ivme kazandırdığı bir devletleşme sürecinin neticesidir bu süreç. Bu anlamda “AKP açılım yapmaya çalıştı, derin devlet izin vermedi” gibi bir tahlilde gerçeklik payı yoktur. Gerçek olan kararın oybirliğiyle alınmış olmasıdır. Bu ayrıntıyı doğru okuyacak olursak taşlar yerli yerine oturmaya başlamaktadır. İlk adımından bu yana Kürt hareketini saf dışı bırakmanın, Kürt halkını kendi siyasi çizgisine yedeklemeye çalışmanın bir aracı olarak demokratik açılımın geldiği nokta budur. Kürtlerin AKP’den başka bir siyasi iradeye sahip olması, AKP’nin hazmedebileceği bir şey değildir. Devletli AKP, DTP’nin kapatılmasını uzaktan “vah vah” ederek izlememektedir; bizzat bu operasyonu yönetmektedir. Şimdiye kadar sık sık DTP binalarının polis baskınları ile aranması, yöneticilerin ve üyelerin gözaltına alınıp tutuklanmaları… Bunlar sıradan olaylar değildir. Devletli olmanın zorunluluğu kendinden başka bir irade bırakmamaktır. AKP de aynen bunu yapmaktadır. Kürt sorununu ABD’nin işaret ettiği gibi Barzani üzerinden çözmeye çalışmanın bir adımı da buna ikna olmayan DTP’yi kapatmaktır. Bugün yapılan tam da budur. Özetle, anlaşıldığı üzere ‘demokratik açılım’dan Kürtlerin payına gene yasak çıkmıştır.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99