V. Mimarlık ve Eğitim Kurultayı: Piyasaya mimar beğendirmek

Ayşe Mutlu Sonbahar - 

Mimarlığı ve eğitimini “kalite”, “yetki” ve “sorumluluk” başlıklarında tartışan mimarlara ve bu kurultayların yapılış amacına baktığınızda ise esas olarak AB’ye uyum süreci ve GATS anlaşması kapsamlarında, ve tabii ki piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, atılan adımlar dışında pek bir şey göremezsiniz!

mek5Dünya ekonomisinin yeni bir yapılanma içine girdiği, ABD’de başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan küresel krizin yaşandığı günümüzde mimarlık öğrencilerinin önüne  “değişen dünyaya ayak uydurmak” ya da “muasır medeniyetler mimarlığına erişmek” gerekçesiyle meslekte dönüşüm amacıyla dayatılan tasarılar küresel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda olan GATS ve AB uyum süreçleriyle somutlanmaktadır.
Bu amaçlar doğrultusunda AB’ye uyum süreciyle başlayan, 2001 yılından beri iki yılda bir düzenlenen kurultaylardan biri olan Mimarlık ve Eğitim Kurultayı’nın beşincisi 11-12-13 Kasım 2009’da İstanbul Kültür Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.
Yapılan sunuşların yetersiz olduğu, kurultayın asıl unsuru olan öğrencilere söz verilmediği, bu sürece öğrencilerin katılımının kurultay dışında engellendiği, kurultay öncesi yapılan tartışmalara mimar adaylarının dahil edilmediği yetersiz bir kurultay olmuştur.
Mimarlığı ve eğitimini “kalite”, “yetki” ve “sorumluluk” başlıklarında tartışan mimarlara ve bu kurultayların yapılış amacına baktığınızda ise esas olarak AB’ye uyum süreci ve GATS anlaşması kapsamlarında, ve tabii ki piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, atılan adımlar dışında pek bir şey göremezsiniz!

Uluslararası piyasaya hizmet
GATS’ı kısaca özetlemek gerekirse Türkiye’deki mimarlık hizmetini (bütün özneleriyle) uluslar arası piyasanın insafına terk etmiştir. GATS; inşaat ve bağlantılı mühendislik hizmetleri, eğitim, su iletim sistemleri, enerji ve atık su işleme, finansal, mali ve bankacılık hizmetleri, sağlık hizmetleri, turizm, seyahat, ve bu iki sektörle bağlantılı tüm hizmet ve ürünlerin üretimi, kültürel ve sportif hizmetler, kara, hava, deniz ve tüm diğer ulaşım hizmetleri gibi çok geniş bir kamusal hizmet alanını işgal etmektedir.
Bu dönüşümlerin mimarlık alanındaki izdüşümleri ise stajyer mimarlık ve mimarlık eğitiminin piyasa ihtiyaçlarına uydurulması olmaktadır. Bu bağlamda yapılmaya çalışılan ise öncelikle yurtiçi ve yurtdışındaki mimarlık fakülteler arasında akreditasyon, meslekte uluslar arası bir standardizasyon sağlamaktır. Bu durumda ise ülkemiz mimarları tekelleşmiş mimarlık şirketlerinin hizmetine açılacak olan Türkiye piyasasında iş bulabilmek için kendilerini bireysel gelişime adayacak, mesleklerinin bütün sorumluluklarını unutmaya zorlanan mimarlar bir niteliklilik yarışına girecekler ve sonunda mesleki ve toplumsal sorumluluklardan, aydın sorumluluğundan uzak mimar nesilleri olacaklardır.
Mesleki standardizasyon bahanesiyle 2006 yılından beri bir mimarlık bölümünden mezun olan öğrencilerin diplomalarındaki mimardır ifadesi ‘mimarlık eğitimi almıştır’ olarak değiştirilmiş, imza ve büro açma yetkisi alabilmek için oda bünyesinde verilmesi öngörülen ‘kurs’ tarzı bir eğitimde (SMGM) kredi tamamlamak, kurs sonunda bir yeterlilik sınavında başarılı olmak, sonraki adımda ise daha tecrübeli, ‘yetkin’ mimarların yanında bir yıllık staja benzer bir öğrenim sürecinden geçmek şart koşulmuştur.

Ticari eğitim, parasız öğrenci
AB’ye uyum sürecinde tartışılan bir diğer konu ise SMGM (Sürekli Mesleki Gelişim)’dir. Yurtdışında meslek içi eğitim olarak verilen ve uzmanlaşmaya yönelik olan dersler o sistem içinde işleyebilmektedir. Ancak, ülkemizde yapılmaya çalışılan SMGM çalışmalarının, yurtdışındaki benzerleriyle kıyaslandığında, oldukça yetersiz kaldığı söylenebilir; çünkü ülkemizdeki mimarlık eğitiminin mevcut sorunları giderilememiş, 47 mimarlık fakültesi arasındaki eğitim farkları ortadan kaldırılamamıştır ki, SMGM gibi ortak bir program öngören mesleki eğitim programı başarılı olsun! Ayrıca, SMGM doğrultusunda, mimarlık fakültesinden mezun olan öğrencilere, 52 haftalık eğitim programını tamamlamak zorunlu kılınmıştır ki, bu programın ‘kredi tamamlama’ programı olduğu ve her bir kredinin de ‘para’ karşılığında alındığının altı tekrar tekrar çizilmelidir!
Ders içeriklerine baktığımız zaman bu derslerin çoğunun üniversite eğitimi içerisinde verilebilecek ya da verilmesi gereken dersler olduğu, o dersleri verenlerin de yine o üniversite eğitimi sırasında ders veren akademisyenler olduğu görülecektir. Yani, aynı eğitim aynı akademisyenler tarafından o eğitim tamamlandıktan sonra bir daha verilmektedir SMGM kapsamında… Bu nedenle SMGM’nin, üniversite eğitiminin içinin boşaltılıp eğitimin ticarileşmesine sebep olacağı açıktır. Parası olanın mimar olup, finansman bulamayan mezunların yetki alamayacağı bir kastlaşma, başka bir müdahale olmaksızın, kendiliğinden oluşacaktır!

Emek Sömürüsü
İş bununla da bitmemektedir: Yetki alabilmek için, Sürekli Mesleki Gelişim derslerinin yanında ek olarak ‘yetkin’ mimar yanında bir yıllık staj yapmak da gerekmektedir. Şu an okullarda yapılan stajların amacı meslekte teorik bilginin pratiğe aktarılması içindir ve sağlıklı koşullar altında yapıldığı takdirde fayda sağlamaktadır ancak mevcut eğitim sistemi içindeki yaz stajlarında nicelik ve nitelik yönünden farklılaşmalar eşitsiz bir düzen yaratmaktadır. Bazı stajyerler verdiği emek karşılığında az bir ücret alırken bazıları hiç ücret almamaktadır Ücret meselesi dışında, yapılan çalışma meslek pratiğiyle örtüşmemekte ve birçok staj da tamamlanmamaktadır. Yapılan stajların denetimi de sadece okullara verilen staj raporları değerlendirilerek yapılmaktadır. Mevcut sorunlar üzerine temellendirilmeye çalışılan mezuniyet sonrası stajlar denetimden uzak, adil olmayan, emek sömürüsüne açık stajlar olacaktır. Staj yeri bulamayan işsiz mezunlar yığını, parasız ve güvencesiz biçimde, bu süreci ucuz işgücü olarak değerlendirmek durumunda kalacaklardır.

Toplum için mimarlık
Öğrenciler ve mimarlık eğitimi sorunları hakkında üzerlerine düşen sorumlukları yerine getirerek (!) bu kurultayı düzenleyen mimarlar, sorumluluk başlığı altında mimarlık öğrencilerinin aralarında tartıştıkları mimarın topluma ve mimarlığa karşı sorumlulukları konusunda hiçbir yorum getirmediler.
Buna rağmen “Toplum için mimarlık” mimarlık camiasının dilinden düşürmediği sloganlardan biridir. Bu sloganın hayata geçirilmesi için de öncelikle bir mimar topluma karşı kendini sorumlu hissetmesi gerekmektedir.
Mimarların meslek hayatlarında alacakları sorumluluğu kazanması, mimarlık alanında yaptığı, ürettiği değerlerin topluma olan etkisini görebilmesi, bir ölçüde aldığı eğitim sürecine de bağlıdır. Bu süreç, kazanılan sorumluluğun niteliğini, mesleğin kimin ve ne için kullanılacağını belirler. Ancak bugünün mimarlık camiasında egemen anlayış, toplumdan kopuk, mesleğin sosyal yönlerinden bihaber, topluma yabancılaşmış bir anlayıştır ki, bu anlayışın öğrencilere verilen eğitimi de belirlediği söylenebilir: Topluma, edindiği meslekle katkıda bulunamayan, çalıştığı büro dışında süre giden hayata bir etki etme tasası gütmeyen, mimarlığın insan hayatına etkisini göremeyen ‘mimarlar’ yetiştirilmektedirler.
Meslek hayatının içinde yer alan mimarları ise, eğitim süreci ve akademisyenlerin böyle olduğunu söyleyerek aklamak mümkün değildir. Kentsel dönüşüm projelerinin, tarihi alanları yağmalanmasının, yaşam mekanlarının katledilmesinde mimarlar da pay sahibidir. Mimarlar bir an önce kimin için ve ne için çalışmaları gerektiğini düşünüp, mesleklerini toplum yararına kullanmanın yollarını araştırmalıdırlar.

Tepki, tam hedefe
Ünvanları ellerinden alınan, uzun süreli stajlara ve paralı kurslara mahkum edilen mimarlık öğrencileri, tüm hızıyla devam eden bu eğitimin yeniden yapılandırma sürecinin her aşamasında söz söyleyebilmeli ve karar alma mekanizmalarına dahil olmalıdır. Zira meslek ve toplum bilinci değil, sermaye ve piyasa çıkarları gözetilerek başlatılan bu girişimin ilk elden mağdurları öğrenciler olacaktır.
Mimarlık öğrencilerinin tam ortasında yer aldığı konuların tartışmaya açıldığı Mimarlık ve Eğitim Kurultayı’nın hazırlık aşamasında, mimarlık öğrencilerinin konu belirleme ve atölye çalışmaları sürecine katılımlarının engellenmesi, bu nedenle öğrencilerle kurulan ilişkinin göstermelik olmaktan öteye geçmemesi, aynı şekilde, öğrencilerin, kurultay programında iki saatlik bir zaman dilimine hapsedilmesi kabul edilebilecek uygulamalar değildir.
Mimarlık eğitiminin eksiklikleri gidermek ve kalitesini artırmak bahanesiyle başlatılan ve eğitimin ticarileştirilmesinden başka bir yola çıkmayan bu sürece tepki göstermek de mimarlık öğrencilerinin bu süreçteki öncelikli sorumluluğudur. Eğitiminin düzeltilmesi, yeni bir mimarlık anlayışının yaratılması, için soran sorgulayan doğruyu arayan birlikte hareket etmeyi bilen öğrencilere ihtiyaç vardır.
YÖK garabetinin altında düşünme ve sorgulamadan uzak yetiştirilmeye çalışılan bir nesil olarak görülen öğrencilere düşen en büyük görev, alınan kararlarda birlikte hareket ederek söz söylemek ve haklarını sonuna kadar savunmak olmalıdır!{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99