SES Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Şükran Doğan’la domuz gribi üzerine: Anayasa’ya yazmakla sağlık verilmiyor

Röportaj: Deniz Çerşil - İrem Kılıç - 

Her alandaki tekelleşme sağlık alanında da var. Sağlık alanındaki bu tekeller sizi yönlendiriyor, kendi inisiyatifinizle bir şey yapamaz hale geliyorsunuz. Sadece bir yerden, iki yerden ilaç almak zorunda kalıyorsunuz. Böyle bir durumda da, ne fiyatı belirleyebilirsiniz ne de ihtiyacınız olduğu her an elde edebilirsiniz. Kendi vatandaşınıza nitelikli ve ucuz sağlık hizmeti verme konusunda sıkıntı yaşarsınız.

20091101-domuz-gribiBugün gündemi en çok meşgul eden konulardan biri domuz gribi… Sizce bu tür salgın hastalıkların ortaya çıkışını doğal ve kaçınılamaz olarak mı değerlendirmek gerekir? İnsanlığın yaşadığı sosyal ve ekonomik sistem olarak kapitalizmin bunda etkisi var mıdır?

Ben hekim değilim ama virütik hastalıkların eskiden beri var olduğunu, bugüne özgü olmadığını biliyoruz. Kapitalizmden önce de vardı, feodal toplumdan önce de vardı. Virüslerle ilgili yapılan araştırmalara bakıldığında, ilk insanlara kadar giden bir şey var. Yani virütik hastalıklar kapitalist sistemin sonucu değil, ama sınıflı toplum,  doğaya verdiği zararlardan tutun da, yarattığı fakirlik, açlık, yoksulluk gibi sorunlara kadar pek çok şeyle bazı hastalıkların yayılmasını tetikliyor. Örneğin son yıllarda kanser vakalarının arttığı söyleniyor, ki doğru. Bunda sistemin ürettiği sorunların çok ciddi etkileri vardır. Ama yine de “domuz gribi=kapitalist sistem” demek pek mümkün değil.

Sağlık Bakanlığı’nın domuz gribine karşı yurt dışından aşı ithal ettiğini biliyoruz. Siz aşının yararlı olacağı kanaatinde misiniz?

Aşı ile ilgili Türkiye’de çok şey konuşuldu, kimisi olsun, kimisi olmasın dedi. Bireysel olarak hastalığa karşı koruyucu olması dışında daha sonraki bulaşmaları önlemeye, zinciri kırmaya yönelik olması açısından da çok önemlidir aşılama ve para ilişkisine girmemiş hekim üyelerimizin ve TTB üyelerinin bize tavsiyeleri aşı olunması yönünde. Biz de bu yüzden sendika olarak aşının olumlu olduğu yönünde görüş bildirdik zaten.
Aşıyı ithal etmek zorundayız çünkü Türkiye’de artık aşı üretilmiyor. Yani bu aşı meselesinde asıl sorun bizim artık üretim yapamıyor olmamız. Türkiye’de aşı üreten bir kurum olarak Hıfzıssıhha vardı. Hıfzıssıhha’nın aşı üretimini de durdurdular, bu kurum şimdi sadece gelen aşıların içeriğine bakıyor, kontrolünü yapıyor. Domuz gribi belki çok spesifik bir olay ve onun için anında aşı üretemememiz çok doğal. Acil bir durum olduğu için domuz gribi aşısını ithal etmek zorunda kaldık, tamam, ama başka hiçbir hastalık için aşı üretilmiyor ülkemizde.  Aşı meselesini uzun boylu düşünmek lazım, diğer aşılarla birlikte yerli bir üretime geçmek lazım.

Türkiye’nin aşı üretiminde yurt dışına bağımlı olmasının ne gibi sonuçları olabilir?

Sadece sağlık alanında değil tüm alanlarda yurt dışına bağımlı olmak bir sürü soruna yol açıyor. Her alandaki tekelleşme sağlık alanında da var. Sağlık alanındaki bu tekeller sizi yönlendiriyor, kendi inisiyatifinizle bir şey yapamaz hale geliyorsunuz. Sadece bir yerden, iki yerden ilaç almak zorunda kalıyorsunuz. Böyle bir durumda da, ne fiyatı belirleyebilirsiniz ne de ihtiyacınız olduğu her an elde edebilirsiniz. Kendi vatandaşınıza nitelikli ve ucuz sağlık hizmeti verme konusunda sıkıntı yaşarsınız. İlaç tekellerinin varlığı durumunda kar marjları çok yüksek oluyor, çünkü insanların başka alternatifi yok, zorunlular ona. O yüzden üretim birim fiyatıyla satış birim fiyatı arasında çok korkunç bir fark olduğu herkes tarafından da biliniyor. Sonuçta siz de bunların eline bakar hale geliyorsunuz, çok ciddi bir durum bu. Kendi ülkenizin, kendi halkınızın sağlık sorunları konusunda üretimde bulunmuyorsunuz. Her alanda olduğu gibi… Enerjinizi kendiniz karşılamıyorsunuz, kendi yiyeceğinizi kendiniz karşılamıyorsunuz… Bunları yapamayan, yapabileceği şeyleri bile dışarıya bırakmış bir ülke zaten ilacı da üretemez. Eskiden 13 ilaç üretiliyordu Türkiye’de. SSK’nın Sağlık Bakanlığı’na devrinden önce durdurmuşlardı üretimi. Bu 13 ilaç, piyasada bir denetleme işlevi görüyordu yani ona eşdeğer ilaçların fiyatlarını belli bir noktada tutuyordu. Buna bile tahammül edemediler.

Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün artık aşı üretmemesinin ve SSK’nın ilaç üretme kapasitesini kaybetmesinin ardındaki nedenler nelerdir?

Tamamen özelleştirme… Başka bir sebep yok. Piyasa ekonomisine geçeceğiz söylemiyle 80 sonrası girilen sürecin sonucu. Devlet kendisi üretim yaptığı alanlardan, sektörlerden çekiliyor, özel sektöre olanak yaratıyor. Bu da iki yolla oluyor; birincisi kendinin üretmemesi, ikincisi özel sektörün ürettiklerini satın alması. Sağlık alanındaki özelleştirmenin bir sonucu olarak da kurumlar aşı üretmez oldular, ilaç üretmez oldular. Bakla üretmemekle başladılar, en son sağlık hizmeti üretmeme noktasına geldiler.

Peki; sağlığın özelleştirildiği böyle bir durumda, sağlık hakkı gibi bir temel hakkın varlığından söz edilebilir mi? Sağlık hakkı nedir?

Anayasa’ya yazmakla olmuyor işte. Bize göre sağlık, ana rahmine düşmeden önce başlıyor çünkü ana rahmine düşmeden önce anne ve babanızın sağlıklı olması gerekiyor. Sağlık hakkı buradan başlıyor ve yaşam boyu da her türlü sağlık ihtiyacınızın sağlanması gerekiyor bu haktan bahsedebilmek için. Çünkü biz vergi veriyoruz, dolaylı, dolaysız; ücretlerimizden kesinti yapılıyor. Sonuçta bir devlet vatandaşı için vardır, eğer devletse. Ve vatandaşının sağlık sorunlarını gidermekle yükümlüdür. Bunun için para alınmasının, yeniden bir katkı payı ödenmesinin gereği yoktur. Hani bir zamanlar iddia ettikleri “vergilerin yol su olarak geri döneceği” masalının sonu bu. Yollar duble yol oldu, su paralı oldu, elektrik de özelleşiyor, sağlık da paralı… Devlet topladığı vergileri ne yapıyor o zaman? Hak burada bence. İnsanların “bu bizim hakkımız” diyerek talep etmesi gerekiyor. Haktan da şunu anlamamak gerekiyor; evet bir hastane var ve buna gidebilme hakkı değil. Yani teorik olarak oraya gidebilme hakkı değil, pratik olarak da oraya gidebilme hakkı… Devlet hastaneleri açmış ama eğer biz paramız olmadığı zaman oraya giremiyorsak, tedavi olamıyorsak, paramızın miktarına göre bize tedavi biçimleri öneriliyorsa burada sağlık hakkından söz etmek mümkün değildir. İhtiyacı olan herkese, karşılayıp karşılayamayacağını düşünmeden parasız, eşit, nitelikli ve ulaşılabilir bir sağlık hizmeti verilmesini içerir sağlık hakkı. Sadece hastalıkların tedavisi de değil; hastalıklardan korunma, beslenme, barınma, temiz su, sağlıklı gıda… Bütün bunlar sağlık kavramının içine giren şeyler.

Domuz gribi aşısına halkta derin bir güvensizlik söz konusu… Sizce bu domuz gribi aşısına has özel bir sorun, özel bir güvensizlik durumu mu, yoksa daha genel bir kanının yansıması mı? Söz gelimi AKP Hükümetinin sağlık alanında geliştirdiği politikalara duyulan bir güvensizliğin sonucu böyle bir kanı oluşmuş olabilir mi?

Bir iki nedeni var gibi düşünüyorum. Birincisi ve en önemli olanı, yalancı çoban hikayesi. Bizim hükümetlerin durumu bu yani. Geriye gidersek, sadece AKP ile de sınırlı değil. Radyasyon yok dendi, Karadeniz’in durumu bugün ortada. Başka alanlarda da böyle. Hep halktan gerçeği gizleme, doğru bilgi vermeme, bozuk gıdaları bile tükettirme… Bütün bunlar basında yer alıyor ya da yıllar sonra gerçekler ortaya çıkıyor. Bunlar da hükümete ve dolayısıyla da sağlık politikalarına güvensizlik yaratıyor. Bu birikmiş bir güvensizliktir ama 6 yıldır sağlık alanında söylenenlere de güvensizliktir. Çünkü “parasız sağlık hizmeti vereceğiz”dediler, GSS’nin 1 yılı doldu ve katkı payları almaya başladılar. Yasanın mahkemeden geri dönmesine rağmen katılım payı alınınca, insanlar tabii ki inanıp güvenmezler. Bir bu yönü var. İkincisi; bir önceki dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş çok güzel sağlık hizmetleri yürütmüş gibi, ki sağlık ocaklarına yazarkasa koyanlardan biri de oydu, tamamen muhalefette olma özelliğiyle karşı çıktı birçok şeye. Tamamen politik malzeme oldu domuz gribi konusu ve çokça bilgi kirliliği söz konusu. En son darbeyi de Başbakan koydu zaten. Sağlık Bakanının “aşı olun” dediği bir yerde, SES’in, TTB’nin açıklama yaptığı bir yerde Başbakan çıktı ve “aşı olmayacağım” dedi. Onun ardından bazı bakanlar olmayacaklarını ifade ettiler. Ve doğal olarak insanlarda bir kuşku oluştu. “İşin başında bunlar var, bunlar aşı olmuyorsa herhalde bir bildikleri var” diye düşünüyor insanlar. Bir devlet olmanın özelliğini bile taşımıyorlar, kendi içlerinde bile bir birlik yok. Çok uygun cevaplar verilebilecekken, direkt aşı olmayacağını söyledi. İşte ikinci neden de bu iç tutarsızlıkları. Bir neden daha sayılacak olursa, o da eski Sağlık Bakanı’nın bunu politik malzeme haline getirmesi. Medyanın bu kadar kritik bir meselede oldukça magazinel yaklaştığını da gördük. “Vah öldüler” diye yaklaşılmamalı. Sağlık Bakanı da yaptı bunu, “Tunceli’de aşı olan bir sağlık çalışanı komaya girdi” dedi, aynı gece ben Sivas’taydım ve Tunceli’yi aradık, sağlık çalışanında bir kaşıntı olmuş, psikolojik olarak kendini kötü hissetmiş, ambulansla Elazığ’a götürülüyor ve sadece kaşıntı olduğu çıkıyor ortaya. Zaten bu da yan etkilerde var. Ama bunlar olduğu gibi yansıtılmıyor tabii. Medya abartıyor. İnsanlar da aşı olunmaması gerektiğini savunuyor. Tamam, aşı olunmaması gerektiğini savunanlar da olabilir, ama bunu da bilimsel çerçevede savunmak zorundalar. Karşılıklı oturup “senin kocan oldu mu?”, “senin çocuk oldu mu?” diye mahalle toplantısında konuşur gibi olmaz. Ciddi bir konu bu.
Bir de, domuz gribi hastalığı hükümete karşı olmak ya da olmamak meselesine indirgendi. Sağlık politik bir konudur ama sonuçta Bilim insanlarının da ne söylediklerini gözetmek zorundayız. Şu da önemli. Domuz gribini sadece aşı olup olmama temelinde tartışılamaz, ama tartışılıyor ne yazık ki. Sağlıklı beslenmek, barınmak vs… Milyonlarca insan temiz su olanaklarından yoksun, sağlık hizmetlerine erişemiyor… Sağlık Bakanlığı en azından bu pandemik dönem geçinceye kadar “katkı paylarını askıya aldık” deseydi. Bize göre tamamen kaldırması gerekiyor ama askıya alma gereği bile duyulmadı. Eğer bunu yapsalardı en azından, insanlar işin ciddiyetini daha iyi kavrarlardı. Katkı paylarını bir süreliğine bile olsa kaldırmıyorlar, demek ki çok paralar akıtacaklar bir yerlere. Milyar dolarları aşı ithaline veriyoruz, bir yandan da vatandaş hastaneye geldiği için para alıyoruz. Onun için aciller bu kadar yığılmalı. Acilden giriş yapılınca ücret alınmadığı için acile yükleniyor insanlar. Asıl çözülmesi gereken sorun yoksulluk ve işsizlik. Herkesin sağlık hakkına erişmesinin önündeki bu engeller kaldırılmalı.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99