Prof. Dr. Şeminur Topal: GDO Yönetmeliği bir gece yarısı operasyonu

Röportaj: Çağlar Kılınç - 

Bizler yıllardır kontrolsüz bir şekilde GDO’lu ürün ithalatı yapıldığını iddia etsek de Tarım Bakanlığı yetkilileri böyle bir ithalat yapılmadığını söylüyorlardı. Halbuki yasalarda buna aykırı bir şey olmadığı için ürünler gümrük kontrolü yapılmadan içeri giriyordu. Ama yönetmelik çıktığı zaman bizler yönetmelikteki olumsuzlukları telaffuz etmeye başladıkça bakanlık mensupları yönetmeliği iptal ettirirseniz transgenik ürünler kontrolsüz girmeye devam edecektir dediler.

hand-with-wheatGDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu şu anda bilebiliyor muyuz?

Şu an bilgiler sadece tartışma düzeyinde çünkü, insan ömrüne uyarlarsanız, 13 senelik bir geçmişi olan henüz yeni bir teknoloji söz konusu. Oysa hayvan denemeleri üzerinde alınmış bazı sonuçlar var, maalesef bunlar da tartışılan birçok konuyu haklı çıkarmak üzere sonuçlanmıştır. Yani bu teknolojinin riskli boyutlarını ortaya koyan tartışmalar mevcut. O nedenle en azından ihtiyatlılık ilkesiyle yaklaşıp, bu teknolojinin risklerini göz ardı etmemiz pek mümkün değil. Sonuçların olumsuz olduğu durumlarla artık karşılaşılıyor tabii, özellikle hayvan denemelerinde 3. nesilde bazı istenmeyen sonuçlar elde ediliyor. Örneğin 3. nesilde başlayan kısırlıklar, ya da organ küçülmeleri, bozuklukları, alerjik tepkimelerin artışı gibi sonuçların birçoğu artık hayvan denemelerinde netleşmiş durumda.

Peki, GDO’lu ürünlerin bitkilerin sağlığı üzerinde ne tür bir etkisi bulunmaktadır?

Bu teknolojinin yandaşları tarafından, her ne kadar verim arttırdığı ve kimyasal kullanımını azalttığı ifade ediliyorsa da, yine eldeki bitkilerle yapılan çalışmaların verileri de, bunun uzun süreli yetiştiricilikte böyle sonuçlanmadığını gösteriyor. Çünkü, yine 3. nesilden sonra kullanılan kimyasalların miktarı şiddetle artıyor. Verim değerlerinde çok küçük artışlar gözlemleniyorsa bile, maliyetlerde çok ciddi artışlarla karşılaşılıyor. Örneğin, Hindistan’daki pamuk, bunun en tipik örneğidir. Pamuk verimi cüzi olarak artıyor gibi gözükse de, genetik modifiye pamukların lif boyları kısaldığı için tekstile elverişliliğini kaybediyor ve çok daha az pazar fiyatı buluyor.

Genetiği ile oynandığı için doğal ortamında savunmasız kalan, ya da üreme yeteneğini kaybeden türlerin ortadan kalkması gibi bir durum söz konusu olabilir mi?

Bunun örnekleri şu andan netleşmese bile, örneğin  arıcık sektöründe çok önemli sorunlar baş göstermekte, henüz hastalıklarının isimleri çok netleşmemiş olsa da, ciddi ölçekte arı ölümleri ile karşılaşılıyor. Birçok araştırmacının, bu transgenik bitki polenleriyle arıların etkilendiğini, sindirim sistemlerinde de bu gen kalıntılarına rastlandığı yönündeki bulguları yavaş yavaş ortaya çıkarılmıştır. Bu bakımdan söylenenlerin ve vaat edilenlerin çok gerçekçi olmadığı gün yüzüne çıkmaya başladı.

GDO’nun tarım ve çiftçiler üzerinde nasıl bir etkisi olacaktır?

Aslında işin en netleşmiş boyutu budur. Bunlar dominant karakterli organizmalardır. Dolayısıyla bulundukları ortamlarda diğer organizmalara gen kaçışlarıyla egemen olmaktadırlar. Burada söz konusu olan geri dönüşümsüz bir egemenliktir. Doğal florayı değiştirmek konusunda çok yaygın bir etkileri vardır. Bundan öte, bir de terminatör gen uygulaması vardır, yani, bu transgenik ürünlerin gelecek nesilleri için döl verimini olumsuz etkileyen bir yönü vardır. 2. nesilde büyüme olsa bile, yani bitki gelişse bile, ürün vermemektedir. Dolayısıyla tohum elde etmek söz konusu olmuyor. Bu durum tarımda yaygınlaştığı zaman, tohumluk açısından bunu üreten firmalara bağımlı kalmak söz konusu olacaktır. Bu teknolojinin yaygınlaşması ile, yerel çiftçinin bütün gücü elinden alınmış olmaktadır.

Gen kaçması kavramını biraz açabilir miyiz? Ne gibi sorunlara yol açıyor?

Bildiğiniz üzere, bitkiler tohumlarını polenler vasıtasıyla kilometrelerce uzaklara gönderip oradaki bitkilerin döllenmesini sağlayabilmektedir. Oysa genetik modifiye bitkilerle yapılan tarımda, tam tersine bu gen kaçışları öbür platformdaki bitkinin karakter değiştirmesine sebep olabilmekte. Bunu üreten firmalar da üreticileri, bu özellikten yaralanarak onlardan habersiz başka tarlalara ürün verdikleri savıyla dava etmektedirler. Bu gen kaçışlarıyla birlikte kalite değişimleri de söz konusu oluyor. Polen büyüklüğü her canlıya göre değişik olduğu için, doğal tozlayıcılarla kontrolsüz mesafelerde bu durum ortaya çıkıyor ve bu mesafelerdeki gen kaçışları oradaki, yerel tarım ve bitki örtüsü - floranın karakterini değiştirebilmektedir.

GDO’yu ısrarla savunan insanlar bunun insanlığın açlığına bir çare olacağını, açlığın biteceğini düşünüyorlar, bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Öyle bir durum olsaydı, aç insan nüfusunda 13 senedir bir azalma olurdu. Oysa, bu oran gittikçe artmakta. Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Dünya Tarım Teşkilatı’nın açıklamaları da bunu bize göstermektedir. Dolayısıyla, açlığa hiçbir şekilde çözüm getirmediği ortadadır. Ayrıca, biyoteknolojinin tanımına bakarsanız, biyoteknoloji; insan ve çevre sağlığına zarar vermeden, yeni kaynakları devreye sokmak için biyolojik kaynaklardan yararlanmak üzere geliştirilen bir teknolojidir. Oysa transgenik teknoloji, canlılar beslenmesinde en büyük payı tutan 9 ürün üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu durumda, yeni bir ürün potansiyeli yaratmak diye bir şey söz konusu değildir. Mevcutların, yani sürümü en fazla olanları değiştirilmesi üzerine kurgulanmış bir teknolojidir. Buradaki etki pazar payıdır. Pazar payı en yüksek olan ürünlerin değiştirilmesi söz konusudur. Eğer bir şeylere çare olmak üzere kurgulanmış bir teknoloji olsaydı, hiç kullanılmaya elverişli olmayan ürünleri kullanabilir hale getirirdi.

GDO’lu ürünlerin toprağa ve etrafındaki diğer tarım ürünlerine nasıl bir etkisi oluyor?

Öncelikle, toprak canlıları üzerinde olumsuz bir etki yaptığı kesinleşmiş durumdadır. Toprak içinde, organik çürümeye yol açan ve faydalı mikroorganizmalar dediğimiz yer altı canlıları mevcuttur. Oysa, bu tarım biçiminin yaygınlaştırılması, bu mikroorganizmaları olumsuz yönde etkilemektedir. GDO’yu savunanlar, kullanılan tarımsal ilaçların böyle bir etkisinin olduğunu, GDO’yu kullanarak bu ilaçların olumsuz etkilerinin ortadan kalkacağını savunuyorlar. Bu ise tümüyle geçersiz bir sav, çünkü bu kimyasal yapı bitki geninde yapılan değişiklikle, bitkinin kendisine aktarılarak, onun kendisi tarafından üretilmesi sağlanıyor.

Bu durumda GDO kullanımının tarımsal ilaçların olumsuz etkisini ortadan kaldırmadığını, başka olumsuz etkileri beraberinde getirdiğini söyleyebilir miyiz?

Elbette, bizler daha önce GDO tarımı yokken, bakteri toksinini bitkinin üzerine uygulayıp biyolojik mücadele gerçekleştiriyorduk. Oysa GDO tarımında, aynı toksin genini bitkinin genetik yapısına transfer etmek suretiyle bitkinin özüne vermiş oluyorsunuz. Öbür türlü yağmur suları ve yıkama gibi işlevlerle, bu toksik maddelerin bitkiden uzaklaştırılması söz konusuydu. Ama transgenik uygulamada bitkinin özüne toksin üreten bir gen katıldığı için hiçbir şekilde bitkiden uzaklaştırılması söz konusu değildir. Tam tersine giderilmek üzere kullanılan olumsuz faktörlerin bitkinin özüne yerleştirilmesi söz konusudur.

Türkiye’deki GDO Yönetmeliği tartışmaları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Yönetmelikte tek bir şey söz konusu, bizler yıllardır kontrolsüz bir şekilde GDO’lu ürün ithalatı yapıldığını iddia etsek de Tarım Bakanlığı yetkilileri böyle bir ithalat yapılmadığını söylüyorlardı. Halbuki yasalarda buna aykırı bir şey olmadığı için ürünler gümrük kontrolü yapılmadan içeri giriyordu. Ama yönetmelik çıktığı zaman bizler yönetmelikteki olumsuzlukları telaffuz etmeye başladıkça bakanlık mensupları yönetmeliği iptal ettirirseniz transgenik ürünler kontrolsüz girmeye devam edecektir dediler. Yönetmeliğin tek getirisi, bizlerin bu güne kadar söylediklerini doğrulamış olmasıdır. Bunun yanında, yönetmeliğin birbiriyle çelişen o kadar çok maddesi var ki, bir yandan GDO giremez diyor, bir yandan da şöyle etiketlenir, ithal edilir, böyle pazarlanır diyor. Kaldı ki bu yönetmeliğin en önemli eksikliği GDO’suz olan ürünler etiketlenerek açıklanmaz biçimindeki ifadeleridir. Nitekim Bakanlık da ikazlarımızla bunu gördü ve 26 Ekimde çıkardığı yönetmelikte 20 Kasım’da ve 1 Aralık’ta tadilatlar yayınlamak zorunda kaldı. GDO’suz ürünlerin de etiketlenebileceğini kabul etti. En son tadilatta da 15 geni serbest bıraktı ve bir sürü menşe ülkeye bağlı olarak kontrol sıklılarını ürün bazında düzenleyen bir talimat daha çıkarmıştı ama Danıştay’ın yönetmeliğe ilişkin yürütmeyi durdurma kararı ile bu talimatların da ömrü buna vefa etmedi. Yönetmelik aslında bir gece yarısı operasyonu gibiydi, bu konuda bilgi sahibi hiçbir kurumun görüşü alınmadan çıkarılmış bir yönetmelikti. Ama her yanlış Bağdat’tan dönüyor ya, açıkçası bu da döndü. Benim şimdiki beklentim tutarlı olmak koşuluyla ve toplu katılımla derhal çıkarılacak bir biyogüvenlik yasasıdır.

GDO konusundaki yasal boşlukları doldurmak üzere Bilim insanlarının daha önce bir çabası oldu mu?

8. Beş Yıllık kalkınma planı için Biyoteknoloji - Biyogüvenlik Komisyonu olarak DPT’ye durumla ilgili acil önlemler ne olmalı, yol haritası nedir biçiminde çok güzel bir rapor hazırlamıştık. DPT’nin internette yayınlanan kalkınma planlarına bakılırsa, bununla ilgili hangi ulusal stratejilerin konulması gerektiğini içeren çok güzel bir rapor hazırladığımız da görülecektir. O rapor, 8. Beş Yıllık Kalkınma Planına girdi, ancak o raporda önerdiğimiz hiçbir şey hayata geçirilmedi. Eğer aksi olsaydı, bu stratejiler 2000 yılında yayınlanan rapordan 2009 yılına kadar çoktan belirlenmiş olurdu. Bir beş yıllık kalkınma planı yapılıyorsa bunun dikkate de alınması gerekiyor, eğer alınmayacaksa böyle bir mesaiye gerek de yoktur.

Çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99