Levent Kırca’nın torunlarıyız - Başımızdakiler böyle oldukça …

Haluk T. Canatay - 

Evren paşamız Marmaris’teki köşkünden çıkıp özel uçaklarla hastaneye taşınıyor, solcuların bazıları “ne oldu Tayyip, hesap soracaktın?” diye serzeniyor, Tayyip de durur mu basıyor cevabı, “işte darbeciler; ayışığı, sarıkız ve fırtına!”

krcaHer zaman söylerim; Türkiye’de mizah yazarının işi zordur. Tüm gerçekleri kara mizah olan bir ülkede hayal ürünü olan komiklikler bulmak da zordur ama asıl zorluk bu değildir. Asıl zorluk güzel ülkemde “mizah” denince daha doğrusu “şaka” denince anlaşılan şeyin biraz değişik olmasıdır. Elinde bulunan kompresörü arkadaşının mabadına doğru tutup “şakaa” diye bağırmak suretiyle bir tarafına hava bastığı arkadaşını öldüren yurttaşımızı herkes hatırlar. Bu insanın karşısına çıkıp, -entel entel- “bak arkadaşım” -hatta yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmeyen Leman ağzıyla- “bak yurdum insanı, ey kozalak; mizah bu değildir. Mizah benim yaptığımdır, onu da sen anlamazsın” demek hatta neo-Yeşilçam’ın başarılı yapımcıları gibi  “düzeyli komedi yapsak halkımız anlamaz, içine biraz küfür, biraz çok kötü yapılan şive taklidi, azıcık bastırılmış cinsellik, üzerine de bir tutam sesli osuruk koyalım olsun bitsin” demek gerekmektedir. (“Sesli osuruk” yazınca bazı okurlar haklı olarak “kimi kastediyorsun üstad?” diye mailler atacaktır. Ekranlarımızdaki pek çok kişinin aslında ses çıkarmaktan başka işlevi olmasa da, ben bizzat o doğal eylemi kastediyorum. -bkz: Kutsal Damacana filminin yaklaşık 15 dakikası- Ama dileyen okurlarımızın bu kategoriye giren kişileri S.O. olarak adlandırmasında da bir sakınca yok.)
Mizah dünyamızda halen üstad-ı azam Levent Kırca’nın skecinde geçen “neden aldın devletin skisini” cümlesini aşan bir yapıt ortaya konamadıysa, bunun nedeni halkımızın asıl güldüğü konuların hiçbir medya organında gösterilemez olmasından kaynaklanmaktadır. Genç okurlar hatırlamayabilir, ölümsüz “devletin skisi” klişesinin ortaya çıkmasına neden olan şey, zamanın Başbakanının oğlunun TURBAN isimli kamu kuruluşunun demirbaşına kayıtlı olan jet-ski’yi alması, sonra da oynarken oynarken kaybetmesi idi. Tabi yazının burasında “başımızda böyle yöneticiler oldukça devletin skisi ile oynayan da, kaybeden de çok olur” yazmazsak Levent Kırca’nın ahı tutabilir.

Alma devletin skisini
“Nereden geldi devletin skisi Canatay’ın aklına” diye soran olursa, yüce hükümetimizin yaptığı açılımlardan geldi elbette. Hükmet-i âli’miz “anayasa açılımı yapacağım” diyor, herkes “hurra hurra hurra!” diye bağırarak atıyor kendini ortaya. Bir bakmışsınız en solcu örgüt de bir anayasa taslağı hazırlamış, en milliyetçisi de. Hükümet-i muazzama “neyse anayasa dursun, şimdi darbecilerden hesap soracağım” diyor. Atıyor herkes kendini ortaya, “oley, oley, oley!” “yaşasın siviller, kahrolsun darbeler” diye bağırmaya başlıyor. Kenan Evren paşamız Marmaris’teki köşkünden çıkıp özel uçaklarla hastaneye taşınıyor, solcuların bazıları “ne oldu Tayyip, hesap soracaktın?” diye serzeniyor, Tayyip de durur mu basıyor cevabı, “işte darbeciler; ayışığı, sarıkız ve fırtına!”
Bundan daha komik bir fıkra dinleyeniniz, daha komik bir tiyatro oyunu göreniniz var mı ey okur? Yüzbinlerce kişinin işkencehanelerden geçtiği günlerin önünde durmuş bağırıyor, “Konvers giy, sıhhat bul” Polis dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle tam 40 kişiyi öldürmüş, bizimki bağırıyor: “sivil ol, darbeye dur de”

Hayali tiyatro perdesi
Güzel ülkemde her yeni gün, yeni bir komiktir. Yeni güne geldik Dersim’i bulduk. Üç tarafı denizlerle çevrili bir tiyatro sahnesi hayal edin; perde açıldı, birden başladı koro: “CHP şöyle demiş, Öymen böyle demiş, Dersim katliamını anmak gerekirmiş.” Ön tarafta figüranlar bağırarak koşturuyor, herkeste bir sevinç: Cumhurbaşkanı Dersim’e “Dersim” dedi. Başbakan Dersim Katliamına “Katliam” dedi. İyi bir komedinin olmazsa olmazı yan rollerdir. Sadece baş komik yetmez, Kemal Sunal’ın yanına ya Şener Şen’i ya da Halit Akçatepe’yi koyacaksınız ki tadından yenmesin. Figürasyondaki bazıları hemen başrol oyuncusu büyük Tayyip’in yanında yardımcı oyuncu rolünü kapmak için mücadeleye girişti. Hep bir ağızdan bağırıyorlar, içlerinde bir umut (Tayyip, en gür bağıranı yanına yamak alacakmış) ver ediyorlar tuluatı, her yeri jest ve mimik içinde bırakıyorlar; “Aleviler Stokholm sendromu yaşıyor, celladına aşık olan kurban gibi kendisini kesen CHP’ye aşık olmuşlar” “Aleviler artık CHP’ye oy vermez, Tayyibe oy verirler” “Aleviler bu olayın şoku ile gerçekleri gördüler.” Birkaç vicdan ve akıl sahibi “yahu dersim olurken bu ülkede başka parti mi vardı? Menderes o zaman CHP üyesi değil miydi?” dedi ama komedi unsuru az olunca sesleri tabi ki pek duyulmadı.

Komedi ciddi bir iştir       
Asıl komiklik burada değil elbette, şu ironiye bakar mısınız; Sivas katliamı olurken iktidarda olan partinin yüzyıl önceki olaylar hakkında ettiği laf gündemde kalıyor. Daha Madımak otelinin dumanları tüterken “vay Dersim’e ne dedi” diye kızıyoruz. Gazi’yi, Maraş’ı, Çorum’u, Malatya’yı, Adana’yı, bir tarafa bırakmışız, üstelik de o olaylarda en yakını kesilenler, kendisini ve ailesini kurtarabilmek için mahallelerine barikat kurup hep birlikte günler, gecelerce bekleyenler hala aramızdalar, yaşlanmadılar bile. Açılımcı geçip bu adamın karşına soruyor; “yüzyıl önce ne oldu? Seyit Rıza kimdi?”
“Biz babadan, dededen biliyoruz onları, sen merak etme” diyen çıkarsa Tayip durur mu basar cevabı; “Bana ne, ben yeni öğrendim” Diğer yandan çıkıverip de “On yıl önce ne oldu? Yirmi yıl önce ne oldu?” ya da “darbe arıyorsanız yapılmışı var” diyenlere Taraf durur mu basmış cevabı; “sus pis darbeci, demokrasi düşmanı militarist seni!”
Bu haberler çıkarken gazete bir başka haberi küçücük yazıyordu. 21. yüzyılda Türkiye’nin başkenti Ankara’da, büyükşehir belediyesi mücavir alanı içine giren ve tüm sakinleri Alevi olan mahallede cami inşaatına başlandı. Eh Canatay durur mu o da basmış cevabı; “Öyle başbakanla böyle açılım”  
Şakadan anlamayalar kızarak ya da üzülerek okusunlar, mizah konusunda biraz sofistike bir beğeniye sahip olanlar, Andy Kaufman tarzı sürreel mizaha düşkün kişiler elbette gazeteleri okurken kasıklarını tutarak gülüyorlar.
Gelgelelim köşeler var yazılacak, hesaplar var tutulacak, kasalar var doldurulacak, bu memleketin politikacısı varsa köşe yazarı da var. Nasıl dolacak bu hesaplar, başbakanımız Tayyib’ül-azam kızıyor ama köşe yazarları yazmazsa bu işler olmaz. Tüm işlerimiz şaka gibi olunca köşe yazıları da ister istemez ciddi gibi oluyor.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99