Bologna Süreci üniversitenin mezarını kazıyor

Alper İzkara - 

“Avrupalı emperyalistlerin izlediği bu siyasetin eğitim-bilgi alanındaki izdüşümleri ise, ABD’ye beyin göçünü engelleme, “kültürel sermaye”yi artırma, yükseköğretimi piyasa taleplerine uyumlu, verimli ve esnek hale getirme politikaları olarak hayata geçiyor.”

stop_bolonia_cartagenaAvrupa süreci, yakın zamanda ileriye dönük son derece önemli adımlar atmıştır. Avrupa’nın yalnızca Euro, bankalar ve ekonomi Avrupa’sı olmakla kalmayıp bilgi Avrupa’sı da olması gerektiği unutulmamalıdır. Bu boyutlar büyük ölçüde, gelişmelerinde hala en önemli rolü oynayan üniversiteler tarafından şekillendirilmiştir.“ (Sorbon Ortak Deklarasyonu giriş paragrafından) ABD emperyalizmi ile ekonomik ve siyasal alanda rekabet etmeye gücü yetmeyen Avrupa Birliği ülkelerinin, küresel siyasi ve ekonomik arenada kendilerine yer açmak ve bir süpergüç birliği oluşturmak için ortaya koyduğu “birleşme” çabaları ortada; ortak para kuru olarak Euro’ya geçilmesi, “Avrupa Birleşik Devletleri” ve “Avrupa Birliği Silahlı Kuvvetleri” ve geçtiğimiz gün imzalanan Lizbon anlaşması gibi “Avrupa Anayasası” projeleri… Avrupalı emperyalistlerin izlediği bu siyasetin eğitim-bilgi alanındaki izdüşümleri ise, ABD’ye beyin göçünü engelleme, “kültürel sermaye”yi artırma, yükseköğretimi piyasa taleplerine uyumlu, verimli ve esnek hale getirme politikaları olarak hayata geçiyor. ABD ile rekabet edebilecek bu entelektüel sermayenin nasıl oluşturulacağı ve nasıl pazarlanacağı konusunda atılan en somut adım olarak Bologna Süreci karşımızda duruyor. Bologna Süreci’nin ilk adımları 1998 yılında Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere Eğitim Bakanlarının Sorbonne’da gerçekleştirdikleri toplantı sonunda yayımlanan Sorbonne Bildirisi ile atılmış ve süreç, 1999 yılında Bologna Bildirisi’nin 29 Avrupa ülkesinin yükseköğretimden sorumlu bakanları tarafından imzalanması ve yayımlanması ile resmiyete dökülmüştür. Başta Avrupa ülkelerinin, devamında ise zamanla sürece uyum sağlayan diğer ülkelerin yükseköğretimlerinin, başta saydığımız çerçevede dönüşümüne önayak olmuş projenin ismidir. 2010’da noktalanacağı öngörülen bu on küsur yıllık sürecin, uyum sağlamış ülkelerde meydana getirdiği ve getireceği değişikliklere göz atalım.

Bilgi-kapitalin yeniden tanımlanması
Avrupa’da ortak bir yükseköğretim alanı yaratma fikri ilk kez bu bildiri ile ortaya çıkmıştır. AB’nin eğitim alanında da gerçek bir birlik oluşturması ve siyasal ve ekonomik gücünü bu yoldan da pekiştirmesi bu sürecin özüdür. Bologna Bildirisi’nde altı çizilen kritik noktaları şöyle sıralayabiliriz; karşılaştırılabilir yükseköğretim diploma ve/veya dereceleri oluşturmak, yükseköğretimde iki aşamalı derece sistemine geçmek, öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin hareketliliğini sağlamak ve yaygınlaştırmak ve yükseköğretimde “kalite güvencesi” sistemleri ağını oluşturmak ve yaygınlaştırmak veya bildiride kısaca özetlendiği gibi “Özellikle Avrupa yüksek öğrenim sisteminin uluslararası rekabetini artırma amacına dikkat etmek.” Türkiye, Bologna Bildirisi yayımlandıktan iki yıl sonra, 2001’de sürece dahil olmuştur. Yakın tarihe şöyle bir baktığımızda görüyoruz ki Türkiye, Avrupa Birliği yoluna baş koydu koyalı birçok konuda epeyce yol kat etmiş. Refah desek denizde kum, demokrasi yolunda atılımlar ise gırla gidiyor. Ne oluyor Türkiye’de? Bir yanda GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) diğer yanda Bologna, AB üyesi olmak için zorunlu süreçler olarak dayatılıyor. GATS, bütün kamu hizmetlerini, konumuz özelinde meslekleri ve kapsadıkları alanları (eğitimden uygulamaya) piyasa ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlarken, Bologna Süreci ise yükseköğretimin izleyeceği dönüşümün yolunu çiziyor ve uygulatıyor, aynı dönüşümün birbirini tamamlayan ayakları işlevi görüyorlar. Örneğin; Bologna Sürecin’de çokça vurgu yapılan “Yaşam Boyu Öğrenim” amentüsü ile GATS’ın dayatması olan “Sürekli Gelişim” bir oluyor ve “mesleki bilgilerini her daim taze tutması gereken meslek sahipleri” için ilgili meslek odaları paralı kurslar açıyor! Burada bahsedilen yaşam boyu öğrenim, piyasanın yıllar içinde değişen taleplerine uyum sağlamak için alınan eğitim olarak somutlanıyor. Çünkü işsizliğin tavan yaptığı bu sistemde “rakiplerine” karşı rekabet etmek için insanın kendisine yatırım yapması, piyasayı tavlamak için kendi çekiciliğini artırması gerekiyor. Bologna Süreci’nde sıklıkla vurgu yapılan bir başka konu ise öğrenci ve öğretim elemanı mobilizasyonu. Mobilizasyon ile kastedilen şey öğrencilerin-öğretim elemanlarının ülkelerarası serbest gezmeceleri kesinlikle değil. Buradaki yegane amaç, Avrupa emek piyasasını uyumlulaştırmak. Yine bu nedenle sürece dahil olan ülkelerin üniversitelerinin birbirleriyle akademik denklik kurmaları için özel puanlama, notlandırma sistemleri (ETCS gibi) geliştiriliyor. Yani burada hayata geçirilen, şirketlerin ihtiyaç duydukları iş-güçlerini Avrupa genelinden rahatça karşılamaları oluyor. Bu sürecin Türkiye özelinde hayata geçişi de Avrupa’ya oldukça paralel. TÜSİAD’ın 2003’te yayımladığı “Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırılması: Temel İlkeler”(1) raporunda, Türkiye’de sermayenin kodamanlarının süreci kapsamlı bir biçimde takip ettiğini, bir yandan da ellerini ovuşturmaya başladıklarını görebiliriz. Metinden aktarırsak: ”Türkiye önümüzdeki yıllarda dış dünya ile daha çok entegre olacaktır. Hem dünya standartlarında iş yapabilen kalifiye iş gücüne hem de Bilim ve teknolojide atak yapabilecek bir kapasiteye ihtiyaç söz konusudur. Bu da yükseköğretim politikalarımızın niteliği ön plana çıkararak yeniden tasarlanmasını gerektirmektedir. Meslek eğitiminin yeniden tasarlanıp, günün devamlı değişen şartlarına ve piyasa taleplerine uyum sağlayan kıvrak bir yapıya sahip olması gerekmektedir.” Lafın kısası Bologna Süreci’ni şu temel prensipleriyle özetleyebiliriz: AB’nin Özel kaynaklardan yaptığı finansmanı, bağışlar, hizmet satışları yoluyla sağlanan ve buna ek olarak da öğrencilerden gelen finansal katkıları mutlak ve oransal olarak artırmak, AB emek piyasasının paralelinde, öğretim üyesi ve öğrenci hareketliliğini en üst düzeylere çıkarmak, bu amaçla ortak yüksek öğretim standartlarını ve akreditasyon mekanizmalarını gerçekleştirmek, yüksek “eğitimi terk” oranlarını ve eğitimli işgücü piyasasındaki arz ve talepler arasındaki vasıf uyuşmazlığını giderecek tedbir ve programlara yönelmek, ABD’ye beyin göçünü caydırmak için yüksek ve vasıflı araştırmacı ve eğiticileri maddi ve manevi olarak tatmin edecek şartları oluşturmak.(2)

Avrupa’da öğrenciler sokakta
Emperyalistler haydutluklarını yapadursun, ektikleri tohumların filizleri yavaş yavaş biçilmeye başlandı. Özellikle 2009 senesi, Avrupa öğrenci hareketi için oldukça yüksek tansiyonlu bir yıl oldu. Neoliberal saldırı ile kuşatılmış Avrupa üniversitelerinin öğrencileri, bilimi piyasanın boyunduruğuna bırakmayacaklarını göstermek için defalarca alanlara çıktı. Son bir iki ay içinde ise özellikle Almanya ve Avusturya’da yaşanan üniversite işgalleri, direnişe damgalarını vurdu. Avrupa’nın farklı bölgelerinde yaşanan işgallerde dillendirilen temel talepler ortak: Bologna Süreci’nin durdurulması, eğitimde fırsat eşitliği yaratılması, üniversitelere yeterli mali kaynak ayrılması ve harçların kaldırılması. Hükümetlerin sessiz kalması nedeniyle son haftalarda daha da artan eylemler kapsamında Avusturya ve Almanya’da onlarca üniversitede amfiler işgal edilmiş durumda. Avusturya’da özellikle Viyana’da işgaller devam ederken, Almanya’nın Hamburg, Münih ve Berlin başta olmak üzere 20 kadar Alman üniversitesinde de işgal eylemleri devam ediyor.(3) Yine uluslararası basında çıkan bir başka habere göre “İspanya’nın doğusundaki Barselona kentinde, bir üniversite binasını işgal eden öğrencilere polisin müdahalesi sırasında çıkan olaylarda 20’den fazla kişinin yaralandığı bildirildi. “Bologna Süreci” olarak bilinen, AB ülkelerindeki üniversite eğitim sisteminde değişiklikleri öngören reformlara karşı olan 50 kadar üniversite öğrencisi, yaklaşık 4 ay önce işgal ettiği Barselona Üniversitesindeki rektörlük binasından polisin zoruyla çıkarıldı.”(4) Son birkaç yıla baktığımızda görüyoruz ki Dünya genelinde ve Türkiye’de muhalif öğrenci hareketleri filizlenmeye başladı. Zaman, bu yeni dalgayı güçlendirerek emperyalistlerin dayattığı dönüşüme göğüs germek ve halk için bilgi üreten üniversitelerimize sahip çıkmanın zamanıdır.

(1)http://www.tusiad.org/FileArchive/yok.pdf
(2) http://anti-bologna.blogspot.com/2009/04/avrupa-universiteleri-ve-bologna-sureci.html
(3)http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=27766
(4)http://anti-bologna.blogspot.com/{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99