Bırakın takiye yapmayı... Dersim sizin tezgahınıza gelir mi?

Uğur Erözkan - 

Birdenbire bütün AKP’li medya Dersim’den bahsetmeye, AKP’nin nasıl bir Kürt ve Alevi dostu olduğunu anlatmaya başladı. Böylece olay iktidar partisini parlatma kampanyasına dönmeye başladı. Silahla, katliamla teslim alınamayan Dersim, bu kez de alicengiz oyunuyla teslim alınmaya çalışıldı.

DSCF1600Onur Öymen’in TBMM Genel Kurul’unda yaptığı konuşmayı duymayan kalmamıştır. Kürt sorununun çözümüne ilişkin yepyeni bir şey söyler gibi kendinden emin bir şekilde Atatürk’ün de sorunu böyle çözdüğünü anlattı Öymen. 1938 Dersim harekatından bahsediyordu. Gerçekten de isyan bastırma konusunda söz konusu harekatın oldukça “başarılı” olduğu tartışma götürmez. Sırf bu harekatı gerçekleştirmek için devlet Dersim’e yol yapmış ve bu sayede Seyit Rıza önderliğindeki isyancıların üzerine binlerce asker gönderebilmiştir. Gönderilen birlikler ise, kadın ve çocuk demeden binlerce Dersimliyi, ya isyana katıldığı için ya da ailesinden isyana katılanlar olduğu için katletmiştir. Katliamın yanı sıra yeni isyanları önlemek için onlarca ailenin ülkenin çeşitli bölgelerine göç ettirilmesi de söz konusu harekatın önemli bir parçasıydı. Yani 38 topyekûn bir asimilasyon harekatıydı. Onur Öymen’in bugün için önerdiği de budur. Asimile edebildiğini asimile et, asimile edemediğini yok et. Ancak tüm Avrupa’nın faşizmin altında ezildiği bir dönemde “normal” sayılabilecek bu harekatın bugün nasıl olup da benzerinin yapılabileceğinin belli olmamasını bir kenara bırakacak olursak Öymen’in önerisinin zaten yıllardır devletin uygulamış olduğundan pek de farkı olmadığı ortadadır.
Öymen’in açıklamasını aykırı yapan şey ise yapılagelen insanlık dışı uygulamaları bu kadar açık bir dille sahiplenebilmesidir. Bu anlamda, meslekten diplomat olan Öymen’in diplomatik bir dil kullanmamış olması, diyelim ki onu yetiştiren hocalarını şaşırtmış olabilir; ancak bizi şaşırtamaz. Dile getirilen aykırı bir görüş değil, devleti temsil eden herhangi bir siyasetçinin söyleyebileceği bir sözdür. Onur Öymen’in faşist olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak 10 Kasım’da mecliste yaptığı konuşmayı şahsen faşist olduğu ya da Kürtlerden nefret ettiği için değil, bir devlet politikasına omuz verdiği için yapabilmiştir. Bu anlamda herhangi bir bürokratın ya da siyasetçinin söyleyeceği bir şeyi söylemiştir. Söz konusu konuşmanın, ırkçı olduğu daha önceki bazı davranışları vesilesiyle kamuoyu tarafından artık anlaşılmış olan Canan Arıtman’ın açtığı “Atam izindeyiz, Dersim yolundayız” dövizinin eşliğinde yapılmış olması durumun vahametini artırmaktadır. Zira hem Arıtman hem de Öymen, Atatürk’ü referans veriyor. Hatta meclisteki konuşmasının ardından basına verdiği demeçte “kolaysa Atatürk’e de faşist deyin” diyerek yaptığı konuşmayı meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Konuşmanın ardından gözlerin çevrildiği Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu ise başta Onur Öymen’i “gereğini yapmaya” davet etti; ancak daha sonra partisinin Öymen’e destek veren çizgisine dahil oldu. Bunun ardından ise, Öymen’in konuşması nedeniyle CHP’de çatlak arayan bazı köşe yazarları, Kılıçdaroğlu’nu basiretsiz olmakla suçlamaya başladı. Bu köşe yazarlarına göre Dersimli Kılıçdaroğlu’nun “CHP’de ne işi var”dı? Zaten Dersimlilerin CHP’yi desteklemesinin nedeni “Stockholm sendromu”ndan başka bir şey olamazdı. Dersimlilerin bir an önce “AKP’ye dönmeleri” gerekiyordu. Zaten Başbakan 38’den “Dersim katliamı” diye bahsetmemiş miydi? Birdenbire bütün AKP’li medya Dersim’den bahsetmeye, AKP’nin nasıl bir Kürt ve Alevi dostu olduğunu anlatmaya başladı. Böylece olay iktidar partisini parlatma kampanyasına dönmeye başladı. Silahla, katliamla teslim alınamayan Dersim, bu kez de alicengiz oyunuyla teslim alınmaya çalışıldı.

AKP Kürtlerin ve Alevilerin dostu mu?
Fehmi Koru, Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan 19 Kasım tarihli, “Düşmanlar Çatlasın” başlıklı yazısını şu sözlerle bitiriyor: “CHP’nin lider kadrosu doğru yapıyor. Nasıl olsa o kesimin oyları yine kendilerine gelecektir. Deniz Baykal, Meclis’te ‘Dersim’i hatırlatan yardımcısı Onur Öymen’i yanından hiç eksik etmemeli...” Nasıl kinaye ama? Eminiz Baykal yazıyı okuduğunda “ben ne yaptım?” diye sormuştur kendine. “O kesim”in oylarını alacağından o kadar emin olmamalı Baykal, Fehmi Koru’ya göre. “O kesim” sözü ile kastedilenin Aleviler olduğu açık. Bu yazıyı ve daha buna benzer birçoğunu okuyanlar meselenin nasıl olup da Alevilere getirildiğini merak etmiş olabilirler. Elbette bir taşla iki kuş vurma gayretiyle yapıyorlar bunu. Zira CHP’nin Kürtlerin düşmanı olduğunu anlatmak AKP’ye oy kazandırmaz. Çünkü zaten Kürtlerden hatırı sayılır bir oy alamıyor CHP. Oysa Aleviler içinde ciddi bir tabana sahip olduğu biliniyor. Haliyle AKP’li medya da buraya yükleniyor. Amaç “demokratik açılım” adı altında Alevileri de Kürtleri de AKP’nin rotasına sokmak. Açılım yapıyoruz derken bir yandan da DTP’ye operasyon yapan iktidar partisi, Dersim’i bahane ederek de Alevileri hizaya getirmeye çalışıyor. Mümtazer Türköne, 19 Kasım’da Zaman gazetesinde yayınlanan “Dersim mi, CHP mi?” başlıklı yazısında bu planı şu sözlerle özetliyor: “Alevî Kürtler Türkiye’nin iki etnik-dinî toplum dairesinin kesişme alanında yaşayan ilginç bir topluluk. Belki de demokratik açılımın anahtarı bu toplumda. Seyit Rıza, isyan sırasında kaybettiği ilk oğlu için ‘O bu dağların anahtarıydı’ demiş. Biz de kilidi açmasını Dersim isminin iadesinden başlayarak, Kılıçdaroğlu’ndan bekleyebiliriz.” Bu çağrının içerdiği mesaj yalnızca Dersim’den başlayarak Kürtleri ve Alevileri “milli birlik projesi”ne katmaya çalışmak değil. Türköne aynı zamanda AKP’nin “açılım” mantığını da özetlemekten geri durmuyor. “Dersim” isminin iadesi ile açılımın başlatılmasını buyuruyor. Kürtlerin gerçek sorunlarını çözmek için hiçbir adım atmayan ve atması da mümkün olmayan AKP bu çağrıya olumlu yanıt verip de Dersim ismini kabul etse, CHP’den daha az katliamcı ve asimilasyoncu olduğunu mu kanıtlamış olacak? Bu “açılım” geçmişte yaşananları unutturmaya yetecek mi?

Katliamcılıkta başa güreşenler
Bugün demokrat gibi yutturulmaya çalışılan AKP’nin mensubu olduğu siyasi geleneğin Alevilerle ilişkisini iyi biliriz. Tıpkı AKP’nin Kürtlere karşı olan tutumunu bildiğimiz gibi. Sivas’ta Alevilerin ateşe verilmesini “şanlı Sivas kıyamı” olarak adlandıran Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan ile aynı partiden değil miydi? Sivas katliamı, gerici histerinin neler yapabileceğini gösteren bir olaydı. 70 yıl önceki katliamı kınamak yetmez. Hesabını vermek zorunda kalmayacağın bir katliamı herkes kınar. Madımak’ın ateşe verilmesinde zerre kadar sorumluluk alıyor mu başbakan? Madımak ateşe verilirken ne yaptığının ya da ne yapmadığının hesabı bir yana, bu katliamın hesabını sormak için somut bir adım atıyor mu? Peki 2007 seçimlerinde Kürtlerin oyunu almak için her türlü yola başvuran, seçimden sonra ise Kuzey Irak’a 25. operasyonun emrini veren bizzat kendisi değil mi? “Kürt açılımı”, “demokratik açılım” diye diye en sonunda “milli birlik projesi”ne dönüştürmediler mi bu işi? Bu “birlik” perdesinin arkasında birliği tehdit eden her unsurun ortadan kaldırılması bulunmuyor mu? Abartıyor muyuz? Demokratik açılım ortaya çıktığından bu yana gözaltına alınan ve tutuklanan DTP’lileri saymak bile durumu tüm açıklığıyla ortaya çıkarmaya yeter.

Dersim’i zapt etmek AKP’ye nasip olmaz
AKP’nin Kürtleri ve Alevileri kendi rotasına sokmak için yapmadığı kalmadı. 2007 seçimlerinde Kürt illerinde hatırı sayılır bir oy artışı sağlayan AKP’yi hüsrana uğratan ise Dersim olmuştu. Yapılan birçok seçim yatırımına rağmen Dersim’den milletvekili çıkarmayı başaramamış olması AKP’yi, buraya özel bir önem vermeye itmişti. Tayyip Erdoğan, 2009 yerel seçimlerinden bir süre önce, mutlaka almak istedikleri beş belediyenin içinde Tunceli’yi de saymıştı. Elbette AKP, Derim’i alabilmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Ev ev dağıtılan beyaz eşyaların görüntüleri her gün haber bültenlerini süsledi. Ancak seçimin sonucu AKP için tam bir hayal kırıklığı oldu. Dersim’i buzdolabıyla, kanepeyle ele geçiremeyeceğini anlamış oldular. Şimdi ise ellerine geçirdikleri her fırsatta Dersim’i kendilerine yedeklemeye çalışıyorlar. Ama bu hesabın da tutmayacağı ortada. Dersim halkı hiçbir zaman baskıya ve zulme boyun eğmediği iktidar sahiplerinin oyunlarına da gelmeyecektir. İsyan geleneği ile tanınan Dersim’i zapt etmek CHP’ye nasip olmadığı gibi AKP’ye de nasip olmayacaktır.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99