Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Selin çamuruna saplananlar

İrem Kılıç - 

Bunlar, iktidar sahiplerinin kasıtlı olarak gerekli tedbirleri almayışının sonucu olan toplu cinayetlerdir. Halkın ihtiyaçlarını, güvenliğini; çıkar çevrelerinin, rantiyenin doymak bilmez para açlığına kurban etmenin sonucudur. Erdoğan “derenin intikamı ağır olur” demiş, peki bu kadar canı yanan, zorluk çeken, hayatları felakete dönen halkın intikamı nasıl olur?

sel38 Eylül’de Trakya’da, 9 Eylül’de İstanbul’da ve son olarak da 23 Eylül’de Artvin’de, şehir plancılarına göre kentsel gelişmeye açılmaması gereken dere yataklarına, düz ova ve tarımsal alanlara kurulan iş ve konutlarda hayatlarını sürdüren birçok insanımızı vuran ve 31 kişinin ölümüne, 8703 evin sular altında kalmasına ve 70-80 milyon Türk Lirası mali hasara yol açan; sel felaketine şahit olduk.
Efendilerin, doğal afetlerde yaşananları kadere bağladıkları, sel baskınından sorumlu kurumların başındaki insanların birbiri ardına suçlu bulmaya, direkt suçlamaya veya suçu üstünden atmaya yönelik hiçbir çözüm önerisi getirmeyen birçok açıklamasını dinledik.
İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş hasarın ve ölenlerinin sorumlusunun halkın tedbirsizliği olduğu kanaatine varmıştır. Yük taşıma amaçlı kullanılan minibüsle isteyerek ve zevkle fabrikalarına seyahat eden 7 işçi kadının, dere yatağının göbeğinde 12 yıldır ruhsat alma ihtiyacı duymadan işletilen tır garajında uykuya yatan şoförün, evinin önünde sele kapılıp denize sürüklenen küçük kız çocuğunun, İstanbul’un ana arterlerinden birinde arabasında seyir halindeyken sele kapılan insanların, Nesin Vakfı’nda kalan çocukların akıl edemedikleri tedbirler nelerdi acaba? Aynı bölgedeki koca koca otellerin, alışveriş merkezlerinin sorumlusu sizden önceki iktidarlar mıdır yoksa 15 yıldır İstanbul’da saltanat süren partinizin ta kendisi midir?
Silivri Belediyesi eski başkanı Hüseyin Turan yaptığı sel değerlendirmesinde sular altında kalan, hasar gören yerleşim yerlerinin alt yapısı olmayan yerler olduğunu söyledi. Peki buradaki lüks yazlıklarda yıllardır oturanlara nasıl, neye göre iskan belgesi verildi? Yine Silivri’de derelerin ıslah çalışmalarında kapasitelerinden daha küçük boyutlardaki kanallara aktarıldığı ve bu kanalların 1 metrekareye 1 günde 200 kg düşen yağışta yetersiz kalması sonucunda taştığı söylendi. Tüm bu çalışmaları gerçekleştiren Silivri Belediyesi eski başkanı Hüseyin Turan, açıklama yaparken kaçak yapılaşmaya göz yumduğu gerekçesiyle bağlı olduğu TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası tarafından 15 gün süreyle meslekten men edildiğini unuttu galiba.
Vali Güler selden bir hafta sonraki açıklamasında Bayındırlık ve İskan Bakanlığı onayı ile selin “genel hayata etkili afetler” kapsamına alındığını, dolayısıyla selden orta ve ağır derecede hasar görenlere her türlü gerekli kanuni işlem yapılacağını ve sel esnasında ve sonrasında sorumlu tüm devlet kurumlarının etkin müdahaleleri gerçekleştirebildiğini  açıkladı. Ancak ne tesadüftür ki aynı gün, harap olan gecekondusunun önünde soğuk suyla çamurlarını temizlemeye çalışan, mikrofon uzatıldığında “her şey zor”  diyen yalnızca 9 yaşındaki kız çocuğunun ve ailesinin bu geniş kapsamlı yardımlardan ne kadarı kısmeti olmuştur?
Selden sonra evsizlere çare bulmak amacıyla çalışmalar yapan Erdoğan’ın son açıklaması “yıkacağız” oldu. “Hangi evleri, neye dayanarak, insanları ne kadar borçlandırarak, daha ne kadar mağdur ederek yıkacaksınız?” soruları kafalarda dolaşırken, yeni bir açıklama geldi: “Evleri hasar gören afetzedelere Kayabaşında’ki TOKİ konutlarından 75-85 bin liraya ilk iki yıl ödemesiz sonra 18 yıl vadelerle ödemeli evlere yerleştirilecekler.”  Ayrıca çoğunun işsiz olduğu, hayatlarını devlete para ödemekle geçiren insanlara sele kapılan eşyaları toplarken “yağmacı” damgası vurmak kimin suçudur?
Hadi İstanbul ve Trakya’daki seller meteorolojinin 3-4 gün öncesinden “yağmur geliyor” diye bağırmasına karşın ani afetlerdi. Peki, 14 gün sonra Artvin’de yaşanan sel için ne kadar tedbir alındı?  Şimdi neden açıklamaları göremiyoruz, yeni suçluları duyamıyoruz, olağanüstü yardımlara şahit olamıyoruz?

Suç ne yağmurun ne de halkındır!
Bu afetler ülkemizin makus talihinde yazılı değildir. Olayın bütün nedenleri ve sonuçlarıyla somut sorumlusu Kadir Topbaş ve temsil ettiği AKP hükümetidir. Daha geniş bir pencereden bakıldığında ise karşımızda çıplak bir kapitalizm çıkacaktır. Bu zihniyet halkın canına değer vermez, ranta göre şehircilik yapar, kamu yararını düşünmez, afetler için önlem almak onlara göre gereksizdir; buna karşın şehirleşmeye kapalı olması gereken alanları ranta açar, alt yapı hizmeti bile götürmez, afet zamanlarında ise ölüme terk eder. Yaşanan onca acı ise gerektiği zaman mukadderat, gerektiğinde ise provokasyondur.
Bunlar, iktidar sahiplerinin kasıtlı olarak gerekli tedbirleri almayışının sonucu olan toplu cinayetlerdir. Halkın ihtiyaçlarını, güvenliğini; çıkar çevrelerinin, rantiyenin doymak bilmez para açlığına kurban etmenin sonucudur. Erdoğan “derenin intikamı ağır olur” demiş, peki bu kadar canı yanan, zorluk çeken, hayatları felakete dönen halkın intikamı nasıl olur?

 

Topbaş’ın çiftliği dere yatağında!

saray_iftlii1Selden sonra pişkince esip gürleyen Kadir Topbaş’ın ikiyüzlülüğü yerel Çağdaş Tuzla gazetesi tarafından gözler önüne serildi. Gazete, Kadir Topbaş ve yakınlarının da ortak olduğu Saray Muhallebicisi’ne süt ve yoğurt gibi hammaddelerini üreten Saray Çiftliği’nin dere yatağına kurulduğunu belgeledi. Tuzla Tepeören’de 775 No’lu parsel üzerinde 42 bin 400 metrekarelik alanda kurulu bulunan çiftliğin yeni yapılan ek binaları ile daha önce yapılan ve üretimi sürdüren bölümün de imar izni olmadığını belgeleyen gazete, çiftliğin bulunduğu alanın dere yatağında ve yeşil alan üzerinde olduğunun haritalarda da açıkça görüldüğünü yazdı. Sel baskınlarının ardından yaptığı açıklamada “Ayamama deresinin hat yatağını işgal eden ne varsa yıkıp geçeceğiz. Bütün dere yataklarını yeniden açacağız. Belki acımasız olacağız, bazılarının canı yanacak. Bu konuda basınımızdan, medyadan, destek bekliyorum” diyen Topbaş’a, Çağdaş Tuzla gazetesi manşetinde “Ayamama deresiyle birlikte, Değirmendere Deresi’nin hat yatağını işgal eden Saray Çiftliği’ni de yıkıp geçecek misiniz?” diye sordu.

 

 

 

 

 

 

Sel değil sermaye düzeni öldürdü!

7_kadnn_ld_minibsSele kapılarak hayatını kaybedenlerden 7’si Pameks Tekstil Fabrikası’nda çalışan kadın işçilerdi. Bağcılar’da İkitelli-Halkalı sapağındaki işyerlerinin bahçesine geldiklerinde, yük taşımada kullanılan bir araçtan bozma, camı ve kapısı olmayan servisten inen 10 kadın işçinin 3’ü kurtarılırken, 7’si boğularak yaşamını yitirdi. Sel sularına kapılan işçilerin bir süre sonra cesetlerine ulaşıldı. Şirketini “Müşteri memnuniyetini en ön planda tutan, örmedeki gelişmeleri yakından takip edebilmek için teknolojiye yatırım yapan…” diyerek pazarlayan patronun, 7 işçisinin, kendilerine servis aracı olarak layık görüldüğü bir yük aracından kurtulmaya çalışırken boğularak ölmesinde hiç payı yoktur! Üstüne de ağızlarından damlayan kanlarla “vahim bir doğa olayıdır” der ve ekler: “cahil işçiler yerdeki suyu görerek ıslanmak istemediklerinden araçtan inmemişler ve araç kapılarını kapatmışlar”dır. Ne kadar havlasanız boş! Tarih, 7 işçi kadının katilini sel değil sermaye olarak yazacaktır.

 

Asıl yağmacılar düzenin sahipleridir!

yama2Türkiye medyası sel felaketi sonrası yaşanan yağma olaylarına söve söve bitiremedi. Görmemiş çapulcuların bu vahim olayı kalleş emellerine alet etmesi şeklinde pompalanan haberler dikkatleri asıl yağmadan uzaklaştırdı; selde sürüklenen canların üzerinde ellerini ovuşturan iktidar ve sermaye odaklarının yağmasından. Deprem, sel gibi doğal afetlerin sebep oldukları yıkımın kapitalist düzende bulduğu karşılık “yeni rant fırsatlarıdır”. Sağdan soldan toplanmış üç beş parça ile yeni oluşacak rant arazilerinin kaymağını yiyecek odakların toplayacağı hasadın arasında uçurumlar olacağı kesindir. Halk kitleleri felaketi canlarıyla, mallarıyla öderken fırsatçı sermaye ve onun medyasından da, aç yoksul bıraktıkları halkın sağa sola saçılmış üç beş eşyayı toplamasına sövmek düşer.

 

 

Gökçek’in aklı Ankara’ya fazla geliyor!

ankara_sel_nlemleri1Ankara’yı da tehdit eden olası sel baskının üzerine söyledikleriyle Melih Gökçek, trajikomik bir oyun sergiledi Ankaralılara. Bizzat kendinin sorumlusu olduğu su sıkıntısında, kentlilere ayaklarına leğen koyarak yıkanmalarını öneren belediye başkanı olarak tarihe geçen Melih Gökçek, hafta sonu Ankara’da beklenen yoğun yağışlara dönük olarak aldığı akılcı önlemleri şöyle açıkladı: Meteorolojiye “Bu yağmur da İstanbul kadar etkili olur mu olmaz mı?” diye sordum. Çok yoğun olacağını ifade ettiler. Özellikle dere yataklarında oturanlar ve bodrum katlarında sık sık evini su basanların çok dikkatli olmaları gerekiyor. Gece yarısı aniden sağanak halinde gelebilecek yağmur çok ciddi sıkıntılar açabilir. Bodrum katında oturanların bu 2 gün içinde çok titiz olmalarını ve tedbirlerini almalarını istirham ediyorum. Sel sularının geçeceği yerlerde bulunanlar, araçlarını dere yataklarına park etmesin, yüksek yerlere park etsinler.” Bir gazetecinin ‘’dere yatağı ve bodrum katında oturanların ne tür önlem almalarını önerdiğini’’ sorması üzerine Gökçek, işinin ehli olduğunu bir kez daha kanıtladı ve şunları söyledi: ‘’Yani bir kere uykuda yakalanmamaları lazım. Ayrıca da eğer gerçekten ciddi bir tehlike bekliyorlarsa bir üst katta komşuda falan kalmalarında fayda var’’. Tescilli bir halk düşmanı olduğundan, kendisinden de daha azını beklemiyorduk.{jcomments on}