Deniz Karakaş -
Geçtiğimiz günlerde çok ilginç bir haber verdi gazeteler ve kanallar. Suriye sınırında uzun kuyruk oluşturmuş heyecanla bekleyen insanlar. Bu insanlar sınırın öte tarafındaki amcasını, dayısını akrabalarını beklemiyordu. Bu kadar merakla ve heyecanla bekledikleri “şeyh”ti. Nakşibendi tarikatının Suriye’de yaşayan liderleri Abdulgani Haznevi’nin geleceğini duyan müritleri Akçakale Sınır Kapısı’nda izdihama neden oldu. Nakşibendi tarikatını kısaca anlatmak gerekirse tarikatı, 12’nci yüzyılın başlarında Türk soyundan olan Muhammed Bahaüddin Nakşibend liderliğinde Buhara’da kuruldu. Günümüzde, İslam ülkelerinde ve Türkiye’de milyonlarca müridi bulunduğu belirtilen tarikat, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de resmi tarikat olarak kabul edildi.
Tarih içerisinde çeşitli kollara ayrılmasına rağmen, genel olarak Nakşibendi olarak anılan tarikat Türkiye’de; İskender Paşa Cemaati, Erenköy Cemaati, İsmail Ağa Cemaati, Adıyaman Menzil Dergahı olarak bilinen oluşumlarla faaliyetini sürdürüyor. Farklı tarikatların aksine sessiz zikir yapmaları ile bilinen Nakşibendiler’de, ‘Şeriat-ı Muhammediye’ ve ‘Gafleti tamamıyla giderme’ konuları esas kabul ediliyor. Esaslar, müritlerin gafleti kovarak şeriata uyması ve tamamıyla Allah’ın emirlerinin yerine getirmesi şeklinde özetleniyor.
Gümrüklü bölgeyi yasağa rağmen dolduran yüzlerce Nakşibendi müridi ilahilerle karşıladıkları Şeyh Haznevi’nin elini öpmek için uzun kuyruk oluşturdu. Çoğu takkeli sarıklı yüzlerce mürit şeyhlerini görmek onun elini öpmek için erken saatlerde sınır kapısında beklemeye başlamıştı. Yasak olmasına rağmen bazı müritler gümrüklü bölgeye geçmeye çalıştı. Şeyhi bekleyen sadece müritleri sıradan vatandaş değildi. Saadet Partili Akçakale belediye başkanı, MHP’li Harran belediye başkanı bu uzun kuyruğun başını oluşturuyorlardı. Harran Belediye Başkanı cipiyle aldığı şeyhi dinlenmek üzere getirdiği Karaköprü Belediyesi’nde ise daha yüksek mertebeden biri bekliyordu. Şanlıurfa bağımsız milletvekili Seyit Eyyüpoğlu şeyhin elini öpmek için sırada bekliyordu. .El öpme kuyruğu sadece milletvekilinden ibaret değildi elbet yüzlerce metre kuyruk oluşturdu vatandaşlar. Bu sevgi başka türlü bir sevgiydi, bu kalabalık başka bir kalabalıktı. Yıllarca görüşülmemiş bir akrabayı beklemeye benzemiyordu ya da bu kadar insan havan mermisiyle parçalanan Ceylan için toplanmamıştı. Çok daha önemli, çok uhrevi bir amaçları vardı şeyhi görmek ve elini öpmek.
Yaşanan tüm bunların ilginçliği bir yana şeyhin gelme sebebi de bir o kadar ilginç ve aslında trajikti. Urfa’da iki aile arasında süren kan davasını bitirmek için gelmişti. Aileler de Nakşibendi tarikatının üyesiydi. Bu sebeple kanuna mahkemeye yasaya gerek yoktu. Dini liderleri gelecek, taraflarla konuşacak ve kan davası da bitecekti. “Sonuçta şeriatın kestiği parmak acımaz.” Bu çözüm yolunu bulan da iki belediye başkanıyla bir milletvekiliydi. İki ailenin birbirlerini öldürmemesi için yapılacak tek şeyin şeyhi getirmek olduğuna karar verdiler.
Kimse de çıkıp TBMM milletvekili olan Seyit Eyyüpoğlu’na yaşadığı ülkenin şeriatla yönetilmediğini, kanunların olduğunu hatırlatma gereği duymadı. Millletvekilinin savunması da şaşırtıcıydı “şeyhin elini saygıdan öptüğünü ikisinin de peygamber soyundan geldiğini, şeyhin sorunları çözen aileleri barıştıran, Müslümanlık vaizleriyle insanları yanlış yoldan doğruya sevk eden biri olduğunu” söyledi. Şeyh hazretlerinin bir tek kanatları eksikti. Bu kadar Allah inancıyla dolu, imanlı vekilimiz, başka bir din mensubu papazın elini öpmeyeceğini ama Allah yolunda olanları baş tacı edeceğini söyledi. Vekilimizden başka türlü bir davranış da beklemiyorduk zaten ne de olsa, papazın tanrısı, şeyhin de Allah’ı vardı ve bunlar birbiriyle alakası olmayan kavramlardı.
Peygamber soyundan gelen vekilimize sormamız gereken bir konu var aslında, bir günde kan davası bitiren şeyh Ortadoğu’ya da barış getirir mi? Kürt meselesini nasıl çözer? Temsil ettiği halkın sorunlarına çözüm bulamayan vekil o koltukları boşuna işgal etmiş olmaz mı?{jcomments on}