Haluk T. Canatay -
Biz söylemeyelim şimdi suç olan fiili övmüş oluruz, ama sen başbakanın sözünü dinle canım okur. Gir you tube’a, yaz arama çubuğuna “küçük Tayyip” diye doya doya izle de öğren. Aman diyeyim dikkat orada “family filter” diye bir seçenek var, ona dikkat et, mutlaka kapalı olsun!
Küçük Tayyip okula yırtık ayakkap ile giderdi. Annesi elinden tutmazdı. Karlı yağmurlu günlerde ayakları kızarırdı. Küçük Tayyip otuz kırk dakika yürüyerek okula giderdi. Küçük Tayyip karlı buzlu günlerde de yürürdü okula, yağmurlu çamurlu günlerde de.
Kim derdi ki o uzun yoları aşan Küçük Tayyip büyüyecek, kendisi de baba olacak, oğlu Küçük Bilal yırtık ayakkap ile okula gidecek. Yardımsever birinden burs bulacak okuluna devam edecek. Türkiye bu büyük hikayeden bir ders almalı, ey okur bu hikayeyi duymadıysan hemen you tube gir, bu hikayeyi videodan Tayyip’in ağzından dinle. Bizim evde you tube açılmıyor falan deme, Tayyip kendisi söyledi, “giriliyor, ben girdim” dedi. Biz söylemeyelim şimdi suç olan fiili övmüş oluruz, ama sen başbakanın sözünü dinle canım okur. Gir you tube’a, yaz arama çubuğuna “küçük Tayyip” diye doya doya izle de öğren. Aman diyeyim dikkat orada “family filter” diye bir seçenek var, ona dikkat et, mutlaka kapalı olsun! Sonra bana gelip de “senin yüzünden you tube’da Küçük Tayyip’i gördüm” diye şikayet maili falan atma.
Küçük Tayyip’in başarı öyküsünü izleyip de hayatı temelden değişmeyecek kimse yoktur bence. Sen en alttan gel, basamakları birer birer tırman, en tepeye çık. Tayyip’in yaptığını yapamıyorsan, kendine çekidüzen ver ey okur. Sakın bana mail atıp da, “benim babam ömrü boyunca eşek gibi çalıştı ama benim gemiciğim yok” falan demeye de kalkma. Yarınlar dergisinde yazmanın kötü bir yönü bu ne yazık ki. Dergiyi okuyan kıymetli okurlarım biraz fazla hayalperestler. Utanmadan kendi babalarını Küçük Tayyip’le karşılaştırıyorlar. Sen bana mail atmadan önce babana bir sor bakalım, okula yırtık pırtık ayakkabı ile gidiyor muymuş? Gitmiyorsa hiç bana mail atıp da, sızlanma. Karma diye bir şey var şu hayatta, önce yırtık ayakkabı ile gezeceksin, sonra belediye başkanı olacaksın, sonra hapse gireceksin; gemicik ancak ondan sonra olur.
Sen tut canım ayakkabıyı fırlat
Bak, zirzopun birisi utanmadan IMF amcaya ayakkabı fırlatmış. Fırlattığı ayakkabı delik mi? Hayır. Hem de marka ayakkabı. E sen istediğin kadar ben çalışıyorum ama gelirim çocuğuma bir gemicik almaya yetmiyor de. Ben biliyorum senin çalışmadığını, çalışsan ayakkabı delik olur, ama nerede? Siz anca söylenin, tipik bir Türk mantığı ile hiç çalışmadan kolay yoldan köşe dönmeye çalışın, bu işler böyle olmaz. Bakın Çin’e, her gün 55 kişi dolar milyarderi oluyor orada. Yoksulluk sınırının altındaki insan sayısı yüz milyonu geçmiş. Düşünün en az iki yüz milyon tane delik ayakkabı demektir bu. Çin mucizesine biz de böyle bakmayı becerebilsek bizim ülkemizde de her mahalleden Küçük Tayyip veya Küçük Tayipler çıkabilir. Oysa biz ancak bir tanecik Küçük Tayyip çıkarabiliyoruz. Bu kafayla gidersek gelecek nesillerde bir tane bile çıkaramayız, bunu da bilmiş olun.
Özgürlük savaşçısı
Ayakkabı atan gazeteci deyince aklıma geldi, basınımızda başka özgürlük savaşçıları da var. Gerçeklerin bükülmez kalemi usta gazeteci Bekir Coşkun, Türkiye’nin en renkli özgürlük savaşçısı gazetesine gitti. Arkasından ağıt yakanlarla, teneke çalmak isteyenleri bir tarafa bırakayım benim en çok hoşuma giden Hürriyet Gazetesi’nin Look isimli ekinin yayınladığı röportaj oldu. Bilmeyenler için yazayım bu ekler birkaç gün önceden basılıyor, günü geldiğinde gazetenin yanına ekleniyorlar. İçlerindeki, “selülitle savaşın on yolu”, “tatilin en gözde mekanları”, “ikoncanların yeni gözdesi” gibi haberlerin eskimesi veya bayatlaması söz konusu olmadığı için bu yöntemin bir zararı da yok. Ama bu sefer Hürriyet’ten ayrılmış Bekir beyin röportajını, gazetemizin en sevgili yazarı ile röportaj diye basıverdiler. Ayşe Arman Hanım bu ekin yayınlanmasından önce, “biz biliyorduk da şeyettik, bu bir veda yazısıdır” gibi bir ön alma girişiminde bulundu ama kimler inandı bilinmez.
Onu alan bunu da aldı!
Elbet inananlar olmuştur. Doğan medyasında çalışıp, patronlarının gün be gün büyümesini izleyip, koskoca holding patronunu özgürlük savaşçısı William Wallace türü cesur yürekli gazeteci diye parlatmaya çalışanların, iyi niyetli gazeteci olduğuna inananlar, elbette onların söylediklerine de inanabilirler. Oğuz Aral ne güzel söylemişti bir ara, eski patron Simavi için, “Dergi çok satıyordu, çok iyi para kazanıyorduk. Ne yapalım yani, patroncuğum biz sosyalist olduk, para istemeyiz, al bu milyonlar da senin olsun mu deseydik?” elbette herkes böyle açık sözlü değil. Onun yerine “büyük yazar”, “başbakanı rahatsız eden yazar” diyerek durumu idare etmeye çalışıyorlar.
Onlar Küçük Turgut’la Uğraşsınlar
Bu sözü eski cumhurbaşkanımız henüz başbakanken söylemişti. Gördüğünüz gibi Küçük Başbakan her zaman dikkat çekici bir imge. Kolay kolay unutulmuyor. Özal, “Mistır Prezidan’la görüştüm” diye atardı kendisini ortaya, cenazesinin tüm dünya liderleri ile dolu olacağını yazan kalemler hala matbuatımızda köşe başlarını tutmaktadırlar. Ne yazık ki, onlar bu ülkenin politikacılarından çok daha güzel yapışırlar koltuğa. “Yahu, yıllardır aynı isimler var bu siyasette” diye yazan adamların hep aynı olması doğal kabul edilir. Ecevit’in ilk kez başbakan olduğu zamanlarda bile gazeteci olan isimler, “siyasette lider sultası var” diyen yazılar yazarlar. “Matbuatta patron yalakası var” diyen yazılar yazmalarını beklemeyiz elbette ama hiç değilse siyasette on yılda bir filan parti liderleri değişiyor. (Baykal hariç: Kendisi siyasete kendi adıyla anılan bir teorem kazandırdı. Deniz Baykal sabiti kısa adıyla [D.B.S.], “diğerleri değişirken D.B sabit kalır” demek olup, bu teorem başlı başına bir tez konusu olduğundan bu mütevazı köşenin sınırları hayli aşmaktadır) Oysa matbuatta yazarlar hiç değişmez. Abdülhamit döneminden kalan adamlar hala yazıyorlar diyeyim, siz anlayın ey sevgili okurlar. Hal böyle olunca bunları ara sıra alt üst etmek, bahar temizliği gibi bir yer değiştirtmekte elbette fayda vardır.
Gündem hızla değişiyor
Sizlerle epeydir hasbıhal edemediğim için konular birikmiş aziz okurlarım. Siz elbette medyanın büyülü kutusunun peşinde koşturmaktan bitap düşüyorsunuz. Büyük Tayyip açılım dedi, Hülya Avşar destek verdi, Kevin Costner araya girdi, Sultanahmette Amerikalı turistler size hayran kaldık dedi, sel oldu, borsa çöktü, altın coştu, borsa coştu, altın düştü derken kafalar karışıyor, haberler araya kaynıyor. Siz siz olun Küçük Tayyip’i izlemenin ilüzyonuna kapılıp bilgisayarınızın başında saatlerce o site senin, bu site benim sörf yapmayın, işinizin, evinizin, okulunuzun başında durun. Alın verin, ekonomiye can verin. Gökçek’e dikkat edin, ODTÜ’nün ortasından yol geçirtmeyin, binaları yıktırtmayın. Gökçek mehter marşı ritmiyle gelir gelir, geri çekilir. Siz tamam sıktı bu mevzu dediğiniz anda bir bakmışsınız kampusün ortasından yol geçiyor. Küçük Melih’in ayakkabıları nasıldı hiçbir fikrim yok ama Gökçek Jr.’ın da iyice işlerin içine girdiğini unutmayın. Sonra Canatay yazmıştı, Canatay uyarmıştı diye beni boşuna övmeyin.{jcomments on}