Uğur Yıldırım -
Hukuk sadece hukuk değildir. Ayrıca Demokrasi sözcüğü de kendi başına son derece anlamsız bir sözcüktür. Hiçbir siyasal süreç o günün koşullarından yalıtılıp düşünülemez. Yazımızın başlığını bir kez daha dillendirelim: Hukuk siyasetin köpeğidir.
Tüm Türkiye’deki hâkim ve savcıların görev yerlerinin belirlenmesi için Temmuz ayının sonunda yapılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) toplantıları AKP hükümeti ve Fethullah Gülen tarikatı tarafından bir güç gösterisine dönüştürüldü. HSYK toplantılarının hemen ardından da Hükümet tarafından HSYK’nin yeniden düzenlenmesi gündeme getirilmişti.
İşimize gelirse öyle, gelmezse böyle
Ergenekon davası başladığından beri AKP, Fethullahçı Zaman gazetesi ve etrafında kümelenen liberaller durmadan yargının bağımsızlığının ne kadar güzel, hoş bir şey olduğunu söyleyip duruyorlardı. Ancak o aynı bağımsız yargı HSYK toplantıları esnasında hâkim ve savcıların görev yerlerinin belirlenmesinde Adalet Bakanı Sadullah Ergin’le aynı fikirde olmayınca; AKP ve Fethullah medyası HSYK ve HSYK üyelerine karşı bir yaylım ateşi başlattı. HSYK’nin yargıdan gelen üyeleri Adalet Bakanı Ergin’e karşı hâkim ve savcı atamalarıyla ilgili başka bir kararname çıkartmak istiyorlardı. Zaman gazetesi büyük puntolarla “Korsan Kararname” diye manşet attı. Zaman’a göre Adalet Bakanı’nın yetkileri gaspediliyordu. Hemen ardından da HSYK’de reform yapılması gerektiği tartışmaları gündeme sokulmaya başlandı. İddiaya göre Yargıtay ve Danıştay üyeleri karşılıklı anlaşmayla HSYK’ye üye belirliyordu. Bakın Zaman gazetesi bu konu hakkında nasıl bir yorum yapmış: “HSYK üyelerinin seçiminde öncelikle Yargıtay ve Danıştay’ın işaret ettiği kişilerin tercih edildiğini belirten Terzibaşıoğlu (HSYK’nin eski başkan vekili), şunları söyledi: “Daha sonra ise HSYK üyeleri Danıştay ve Yargıtay üyelerini belirleyip Cumhurbaşkanı’nın onayına sunuyor. Yargıtay HSYK üyeleri ile Danıştay ve HSYK üyeleri arasında karşılıklı olarak ‘sen beni seç ben de seni seçeyim’ ilişkisi söz konusu oluyor.” Ya HSYK üyelerini kim seçecekti acaba? Başbakan Tayyip Erdoğan mı yoksa Fethullah Gülen mi? Anlayacağınız hâkim ve savcı atamalarında kendi istediklerinin dışında en küçük bir değişiklik olunca hemen “bağımsız yargı” ilkesini çöpe atıyorlar. Akla ziyan görüşler ileri sürebiliyorlar.
Siyasal hegemonya kurmanın güncel araçları
Aslında sadece HSYK tartışmalarıyla ilgili olmayan, AKP’nin ve Fethullahçıların 2007 genel seçimlerinden bu yana başlattıkları iktidarı fethetme harekâtının ürünü olan bir süreç yaşıyoruz. İslamcı kanat geçmişte solun, sendikaların, Kürtlerin mağdur olduğu olayları bir enstrüman olarak çok güzel kullanıyor. Bilinmektedir ki, 12 Eylül’ü yapan iktidardaki generaller İslamcıları beslemiş büyütmüştür. Daha açık bir biçimde söyleyecek olursak 12 Eylül darbesi Amerikan yönetiminin isteğiyle emekçi hareketini ve solu ezmek ve yerine yeşil (İslamcı) bir kuşak büyütmek için tezgâhlanmıştır. Ama bugün “demokrat” Fethullahçılar 12 Eylül darbesine kaşıdır. Çünkü bugün koşullar değişmiş, siyasal hegemonya kurmanın aracı “demokrasi” söylemi olmuştur. Yine benzer şekilde, Zaman gazetesine göre 2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta solcu aydınların yakılarak öldürülmesinde Ergenekon parmağı vardır. Ama 1993 yılında dönüp baktığınızda bütün İslamcı basının Aziz Nesin’i suçlu ilan ettiğini görürsünüz. Ama ne önemi var! Onlar açısından önemli olan bugün siyasal hegemonya kurmak için, geçmişte yaşanan her türlü acı tecrübenin bir araç olarak kullanılmasıdır. ( Bir kısa not: Aynı Zaman gazetesi geçtiğimiz 2 Temmuz’da Sivas katliamından, “yangında hayatını kaybeden insanlar” diye söz etti. Sanki yangın elektrik kaçağından çıkmış gibi!)
HSYK tartışmaları esnasında da yine böyle bir gelişme yaşanmıştı. HSYK’nin yargıdan gelen üyelerinden bir tanesi, Ali Suat Ertosun, 2000 yılında Ceza ve Tevkif Evleri genel Müdürü olarak görev yapıyordu. Ertosun bu görevdeyken, 19 Aralık 2000 tarihinde, F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucu direnişini sürdüren devrimcilere karşı, cezaevlerinde “Hayata Dönüş” operasyonu gerçekleştirildi. Bu operasyonda 32 devrimci yaşamını yitirdi. Şimdi Zaman gazetesi Ertosun’a saldırmak için “Hayata Dönüş” operasyonunu da kullanıyor. Hatta Ertosun’la ilgili Ezilenlerin Sosyalist Platformu’nun yaptığı basın açıklamasını bile haberleştiriyor. 2000’in Aralılık ayında “Hayata Dönüş” operasyonu Zaman gazetesinin çok mu umurundaydı acaba?
Hukuk sadece hukuk değildir. Ayrıca Demokrasi sözcüğü de kendi başına son derece anlamsız bir sözcüktür. Hiçbir siyasal süreç o günün koşullarından yalıtılıp düşünülemez. Yazımızın başlığını bir kez daha dillendirelim: Hukuk siyasetin köpeğidir.{jcomments on}