Burjuvazinin dünyasında, Japon Bankalarının muhafazakârlığının finansal açıdan önemi ya da Çin’in daha fazla ithalat yapmasının iktisadi hayatiliği, yoksul halkların hayatta kalmasından daha önemli elbette!
“Küresel ekonomide eski sistem tarih oldu, yenisi için ortak karar çıktı”… Radikal Gazetesi, ABD’nin Pittsburgh şehrinde yapılan G-20 toplantısında alınan kararlar için bu başlığı kullandı. Financial Times ise Radikal’e nazaran kötümser bir yorumda bulundu: “…IMF, kaybedilen üretim kapasitesinin, bir daha geri gelmemek üzere kaybolduğunu söylüyor... Dünya ekonomisi hâlâ bir uçurumun kenarında…” (1)
1929’daki Büyük Buhran’dan bu yana en ciddi ekonomik sorun olarak nitelenen ve ilk etkileri sonlanmakla birlikte kapitalizmi tehdit etmeyi sürdüren krize çare bulma amacıyla toplanan G 20 zirvesi, uluslararası finansal ve iktisadi yapıda –ulusal ekonomileri de etkileyecek- bazı değişiklikler öngördü.
İktisat ve siyaset
Göze ilk çarpan değişiklik olarak, G-8’in yerine, artık G-20’nin ekonomik ve finansal politikalardaki yeni uluslararası karar mercii olarak belirlenmesini gösterebiliriz (2). ‘Küresel ekonomi’den, politik bir tabirle ifade edecek olursak, emperyalist hiyerarşiye dayanan dünya ekonomisinden yana irade koyanlar, böylece gelişmekte olan ülkelerin daha çok söz sahibi olacağını söylemekte ve bu sayede daha “demokratik bir küresel ekonomiye” kavuşacağımızı savlamaktadırlar. Hemen belirtelim ki her kavram kendi anlam dünyasında belli bir anlam taşır. Sıkı sıkıya siyasete bağlı bir kavram olan demokrasi “ekonomi” deplasmanında ve “arz-talep dengesi” karşısında fark yer! Nitekim G-8’in G-20’ye dönüşmesi, emperyalist hiyerarşide üst sıralarda yer alan ülkelerin politik ağırlıklarını gelişmekte olan ülkeler ile paylaşacağı anlamına gelmez. “Alt-yapı (ekonomi) üst yapıyı (siyaset, kültür, vs…) belirler” derken Marks’ın kastettiğinin bu olmadığına emin olabiliriz!
Meselenin politik yönü böyle özetlenebilirken, iktisadi yönünün de iddia edildiği kadar paylaşımcı olmadığına dair sağlam kanıtlar vardır. G-20 ülkeleri, toplantıdan önce, finansal yapılanma, küresel yoksulluk ve çevre sorunları olmak üzere üç meseleyi gündemlerine alacaklarını ifade etmişler ama finansal sorunlardan başlarını kaldırıp diğer sorunlara bakamamışlardır. Oysaki kriz, krize herhangi bir katkıları olmamasına rağmen, en çok yoksul ülkeleri vuruyor... Dünya Bankası’nın verilerine göre, önümüzdeki yılın sonuna kadar 89 milyon insan aşırı yoksullar arasına katılacak, günde 1,25 dolar ile yaşama savaşı verecek (3). Burjuvazinin dünyasında, Japon Bankalarının muhafazakârlığının finansal açıdan önemi ya da Çin’in daha fazla ithalat yapmasının iktisadi hayatiliği, yoksul halkların hayatta kalmasından daha önemli elbette!
Koordinasyon meselesi
G-20’nin devreye girmesiyle birlikte, ABD’nin daha kontrollü -tabiri caizse kafasına göre- hareket etmesinin önüne geçilebileceği ve dünya ülkeleri arasında uyumlu bir ekonomik koordinasyon sağlanacağının önünde de ciddi engeller bulunuyor. Öncelikle, “yeni” finans sisteminde en önemli uygulamalardan biri olan banka ve finans kurumlarına getirilen yüksek sermaye yeterliliği şartının kolay uygulanabilirliliği bulunmuyor. Japonya ve ABD’deki bankaların yüksek sermaye rezervlerinin olmasına karşın, özellikle Fransız ve Alman bankalarının düşük rezervle bankacılık yapmaya fazla alışmış olmaları önemli bir finansal faaliyet farkının varlığı anlamına geliyor. Yine, tamamen bir ihracat ekonomisi olarak kendini yapılandıran ve bu sayede ön plana çıkan Çin ekonomisinden Avrupa ve ABD’den ithalat yapmasını beklemek iktisadın rasyonalitesine hiç mi hiç uymuyor!
Bütün bunların üstüne; G-20’nin finansal ve ekonomik sistemde yeni karar mercii olmasının neyi değiştirebileceğini sorarsanız, “şey” diye cevap verebiliriz: Hiçbir ŞEY!
(1) Ergin Yıldızoğlu, “Finansal ‘Şok’ ve ‘Toparlanma’ Arasında Bir Yerde...”, Cumhuriyet.
(2) G-8 ülkeleri olarak adlandırılan ülkeler Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Almanya, Japonya, Kanada ve Rusya; G-20 kapsamında olan ülkeler ise G-8 ülkeleri ile birlikte Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye ve AB’dir.
(3) “G-20 Yeni Finans Otoritesi Olabilecek mi?”, www.dunyagazetesi.com.tr{jcomments on}