Hükümet dâhil bütün sağcılarımız Avrupa’da sağın yükselişe geçmesinden endişe duymaktadır ama kendileri de muhafazakârlığı savunmakta, kendi sağcılıklarından hiçbir rahatsızlık duymamaktadırlar. Sahi nasıl bir şey bu sağcı olmak? Ruhlarının derinliklerini o kadar bilemeyiz ama birinci özellikleri utanmayı bilmemek olmalı.
Geçtiğimiz Haziran ayında Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri yapılmış ve sandıktan Avrupa’nın önemli ülkelerinde sağ partiler önde çıkmıştı. AP seçimleri özetle şöyle olmuştu: Fransa’da seçimleri sağ parti Halk Hareketi Birliği (UMP) %28,4’le önde kapadı. Almanya’da Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) %31,0’le seçimleri önde bitirdi. Benzer şekilde İtalya, İspanya, Polonya, Avusturya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti`nde de merkez sağ partiler kazanmıştı. O dönemde bizim basında mesele epey tartışılmıştı. Konuyu önemli yapan Avrupa’daki sağ partilerin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkıyor olmalarıydı. Bizim sağcılar da ‘Avrupa’da sağın yükselmesi hiç iyi olmadı’ deyip üzüntülerini belirtmişlerdi.
Avrupa Parlamentosu seçimlerinden yaklaşık 4 ay sonra (27 Eylül günü) bu kez de Almanya’da seçimler yapıldı. Almanya seçim sonuçları ise şöyle gerçekleşti: Angela Merkel’in lideri olduğu Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisi ve bu partinin Bavyera eyaletindeki kardeş partisi konumundaki Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) Partisi toplam %33,9 oy aldı. Seçimlerde ikinci parti %23,1’le Sosyal Demokrat Parti (SPD) oldu. Merkel’in partisi oy kaybetmesine karşın iktidarını korudu. Sosyal demokratlar ise 2. Dünya savaşı sonrasındaki en düşük oylarını almış oldular. Liberal eğilimli Hür Demokrat Parti (FDP) %14,6 oranında oy alarak oylarını arttırmış oldu. Hür Demokrat Parti’nin bu oy oranına ulaşmasından sonra Merkel’in Hür Demokratlarla koalisyon kurabilmesinin önü açılmış oldu. Böylelikle SPD iktidar ortağı olma şansısı yitirdi. Ayrıca Almanya seçimlerinde Sol Parti %12 ve Yeşiller Partisi %10,6 oy aldı. Sol Parti bu sonuçla seçimden oylarını arttırarak çıkmış oldu. Bunca kuru bilgiyi verdikten sonra asıl işimize gelelim. Yukarıda bahsetmiştik, bizim sağcılar gerek AP gerekse Almanya seçim sonuçları nedeniyle oldukça kaygılı görünüyorlardı.
Bizim sağcılar neden huzursuz?
Biz solcular Venezuela’da Chavez iktidara gelince sevinmiş, umutlanmıştık. Hele bir de Evo Morales Bolivya’da kazanınca içimiz daha bir kıpır kıpır olmuştu. Yunanistan gençliği geçtiğimiz kış bütün Atina’yı yangın yerine çevirince “yan Yunanistan yan” bile demiştik. Peki ama sağcılar başka ülkelerin sağcıları başarı kazanınca neden sevinmezler?
AP seçimlerinin ardından Yenişafak gazetesinden Ali Bayramoğlu’na bakıyoruz. Kendisinin konuyla ilgili yazdığı yazının başlığı şöyleydi: “Avrupa’dan sıkıntılı haber”. Bu defa dönüp, Almanya seçimlerinin ardından Zaman gazetesinin konuyla ilgili haber başlığına bakıyoruz: “Almanya’da sandıktan Türkiye için riskli sonuç çıktı”. Söz konusu haberde seçim sonuçları özetlendikten sonra şöyle devam ediliyor: “…Daha liberal ekonomik programların uygulanmasının beklendiği gelecek dört yıllık süreçte göçmenlere yönelik ise daha sağ politikaların gündeme gelmesi bekleniyor. Göçmenlerin gönlünden geçen SPD-Yeşiller koalisyonunun gerçekleşmemesi sebebiyle Türklerin beklenti içinde olduğu çifte vatandaşlık, yerel seçimde oy hakkı, Alman vatandaşlığına geçisin kolaylaştırılması ve Göç Yasası’nın yumuşatılarak Türkiye’den aile birleşimi yolu ile eşlerini Almanya’ya getirebilme kolaylığı sağlanması konularında olumlu bir adım atılması beklenmiyor…” Demek ki neymiş, göçmenlere karşı sağ politikalar uygulamak sağcıların işiymiş. Göçmenlere oy hakkı vermemek de sağcıların işiymiş. Avrupa Birliği’ne biz sosyalistler olarak karşıyız. Çünkü AB’yi bir emperyalist proje olarak görüyoruz. Ancak Avrupa devletlerinde yaşayan göçmenlerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesini istemiyoruz. Benzer şekilde geçmişte, ABD’de yaşayan siyahlara karşı yükselen ırkçılığa da karşı çıkmıştık. Ama ya Türk sağcıları hiç utanmıyor mu bunları yazarken, söylerken. Hükümet dâhil bütün sağcılarımız Avrupa’da sağın yükselişe geçmesinden endişe duymaktadır ama kendileri de muhafazakârlığı savunmakta, kendi sağcılıklarından hiçbir rahatsızlık duymamaktadırlar. Sahi nasıl bir şey bu sağcı olmak? Ruhlarının derinliklerini o kadar bilemeyiz ama birinci özellikleri utanmayı bilmemek olmalı.{jcomments on}