Sarıgül gürleyerek konuşmasını, eline rengarenk güller alıp mitinglerde dinleyicilerin üzerine savurmasını, “inançlara saygılı laiklik” anlayışını Tayyip Erdoğan’dan, iddialı ama kof vaatler sunmayı ise Cem Uzan’dan almış. Melih Gökçek’ten ise O’na, en mülayim insanı bile çileden çıkaracak kadar sevimsiz ve samimiyetsiz sırıtan bir yüz ifadesi kalmış.
“Türkiye Değişim Hareketi” yeni olsa da Mustafa Sarıgül ismi yeni değil Türkiye siyaset arenasında… Şişli Belediye Başkanlığı’ndan, CHP’deyken Baykal ile atışmalarından, DSP’ye bir girip bir çıkmasından herkes biliyor Mustafa Sarıgül’ün kim olduğunu. Ama anlaşılan o ki, Sarıgül biraz daha bildirmek istiyor herkese kendisinin ne olduğunu.
O bildirmeden önce, biz biraz yardımcı olalım kendisine… Biraz Tayyip Erdoğan biraz da Cem Uzan diyebiliriz Sarıgül için... Unutmadan ekleyelim biraz da Melih Gökçek... Gürleyerek konuşmasını, eline rengârenk güller alıp mitinglerde dinleyicilerin üzerine savurmasını, “inançlara saygılı laiklik” anlayışını Tayyip Erdoğan’dan, iddialı ama kof vaatler sunmayı ise Cem Uzan’dan almış. Melih Gökçek’ten ise O’na, en mülayim insanı bile çileden çıkaracak kadar sevimsiz ve samimiyetsiz sırıtan bir yüz ifadesi kalmış. Ucuz sağ popülizm olarak nitelenebilecek her şey Sarıgül’de vücuda gelmiş adeta!
Siyasi değişim
Siyasete eski CHP’de başlayan Sarıgül, 1980 sonrasında SHP’de, SHP-CHP birleşmesini takip eden 90’lı yılların sonuna kadar da CHP’de yer almış. 1999 Seçimleri öncesinde DSP’nin yükselişini, CHP’nin de düşüşünü iyi sezen bu iddialı siyasetçi CHP’den istifa ederek DSP’ye geçmiş ve Şişli Belediye Başkanı seçilmiştir. Ardından ekonomik kriz, koalisyon hükümetindeki çatlaklar, Ecevit’in hastalığı derken; bu sefer merkez solda gözden düşen DSP, DSP’nin oylarının yeni adresi de CHP olmuş ve ne hikmetse Sarıgül de DSP’nin oylarıyla eş zamanlı olarak CHP’ye geçmiştir. Türkiye Değişim Hareketi’nin tarihi yeni olsa da, Mustafa Sarıgül’ün ‘değişimi’ o kadar da yeni değil anlaşılan!
Sarıgül’ün ikinci CHP macerası ise Baykal’a rakip olmakla geçmiş, genel başkanlığa adaylığını koyan Sarıgül kaybetmiş, kongre salonu karışmış, itiş-kakıştan yumruklaşmaya oradan silahlı tehditlere varan bir dalaş başlamış ve kongre “olaylı CHP Kongresi” olarak kamuoyunun belleklerine kazınmıştır. Daha sonra partiden ihraç edilen Sarıgül mahkeme kararıyla partiye dönse de CHP’de daha fazla barınamamış ve Ecevit’in ölümünden sonra sahipsiz kaldığını düşündüğü DSP’ye dönmüştür. Geçtiğimiz yerel seçimlerde de DSP’den yeniden Şişli Belediye Başkanlığına seçilmiştir. Ancak, iddia sahibi bir şahsiyet olan Sarıgül, bir belediye başkanlığıyla yetinmek yerine DSP’ye sahip olmak isteyince, orada da barınamamış; “uzanamadığı ciğere pis diyen kedi” misali DSP’den ayrılmış ve “Türkiye Değişim Hareketi” denilen yeni bir siyasi proje başlatmıştır. Geçtiğimiz günlerde “İstanbul Buluşması” olarak adlandırılan konuşmasında “… bu büyük yürüyüşte siyasi çizgimizden, doğrultu tutarlılığımızdan taviz vermeyeceğimiz…” diye nutuk atan Sarıgül’e ortada bir siyasi çizginin olmadığını ve ‘”doğrultu tutarlılığı”nın ne demek olduğunu sormak gerekir!
Özal’ın dinamizmi
İnönü’nün devlet adamlığını, Ecevit’in dürüstlüğünü ve Özal’ın dinamizmini örnek aldığını söyleyen Sarıgül, sosyal-demokrasinin geldiği yer açısından önemlidir. İnönü ve Ecevit, az ya da çok bugüne kadar ki bütün merkez sol partilerce örnek alınan siyasi figürlerdir. Ancak referans Özal olunca, hele hele Özal’ın dinamizminden bahsediliyorsa, herkes –en çok da emekçiler- o dinamizmin “anamızı belleyen” dinamizm olduğunu iyi bilmelidir! “Hem varlıktan hem emekten yana olabilme” iddiası da, “bütün siyasi partilerin tabanlarından oy alabilme” iddiası da, Özal’ın neo-liberal yalanı “dört eğilimi birleştirme” iddiasından Sarıgül’e miras kalmıştır.
Bir güçler savaşımı olan siyasette –ki her savaşım, en az iki siyasi hattın birbirleriyle olan mücadelesinden başka bir şey değildir- her siyasi hat bir diğeriyle ilişki içindedir. Bir siyasi hattın siyaset yapması demek, bir diğerine karşı politika geliştirmesi, onun etkinlik alanını daraltmak için politika üretmesi ve bu yolla dolaylı ya da dolaysız onunla ilişki kurması demektir. Kuşkusuz, sosyalistlerin “sol siyaset” anlayışı sosyal-demokratlarınkinden farklıdır. Sosyalistler emekçilerin iktidar olacağı bir ülke, sınıfların ortadan kalkacağı bir dünya hedeflerken, sosyal-demokratlar burjuva düzenini hem ulusal hem de uluslararası ölçekte ehlileştirmek peşindedirler. Ancak ‘Mustafa Sarıgül’ gibi en fazla trajedi olabilecek bir figürün sosyal-demokratlar için umut ışığı haline gelebilmesi, Türkiye’de siyasi merkezin sağa doğru kaymasının yanısıra sosyalistlerin siyasal arenadaki yokluğuyla da ilgilidir; çünkü devrimci siyasetin olduğu yerde sosyal-demokratlar “halkçı Ecevit”i, olmadığı yerde de bir medya maymununu lider olarak bellerler! Sosyalistlerin devrimci iddiaları kitle dinamizmiyle birleşip maddi zeminini kuruncaya kadar, Mustafa Sarıgül vb trajediler izlenmeye devam edilecektir.{jcomments on}