Ayşe Mutlu Sonbahar -
Kuşkusuz bu öneriler, halkın refahını düşünmekten ziyade ekonomiyi kurtarmak üzere gündeme gelen önerilerdir. Ancak bu bile, hayatlarını anti-komünizme adamış azgın Cumhuriyetçileri kaygılandırmaktadır.
ABD başkanlık seçimlerinde sağlık konusu sık tartışılan bir konu olmuş, Obama sağlık sisteminin bu şekilde sürdürülemeyeceğini söyleyerek reform sözü vermişti. Şu günlerde Obama’nın sağlık masraflarını azaltmaya, her ABD vatandaşının sağlık sigortasına kavuşmasına yönelik değişim planı Kongre’de, Demokratlar, Cumhuriyetçiler arasında hararetle tartışılıyor. Çıkarlarına zarar geleceğini bilen ve buna karşı olan sigorta şirketleri ve ilaç firmaları “sosyalizm geliyor” yaygarasıyla bu reformun önüne geçmeye çalışıyor.
Peki reform neden gerekli?
ABD’nin sağlık sisteminde açıkça görülmektedir ki; ne sosyal devlet ne de bütün vatandaşları kapsayan kapsamlı bir sağlık sigortası vardır. Ve bu kesimin sağlık sigortaları işverenler tarafından karşılanmaktadır. Toplam nüfusu 2003 yılı verilerine göre 288 milyon olan ABD’de nüfusun %60’ını çalışanlar oluşturmaktadır. Toplam nüfusun %55 ‘i işveren tarafından ödenen sağlık sigortasına, %3’ ü bireysel sağlık sigortasına, %1’ i ise kamu sigortasına sahiptir. Kamunun düzenlediği sosyal sigortalar ise, “Sağlık Destek Programı “ içinde yer alan, “Medicare” ve “Medicaid” olarak adlandırılan ve genel-kapsayıcı olmaktan ziyade, hedef-gruplara odaklı sınırlı bir sosyal güvenlik sistemine tekabül etmektedir.
“Medicare” 65 yaş ve üstündeki kişileri kapsamaktadır ki, bunun ön koşulları; ilgili kişilerin sağlık sistemine kayıtlı olmaları ve 10 yıl öncesinden ödeme yapmaya başlamış olmalarıdır. “Medicaid” ise çocuklu düşük gelirli aileleri, engellileri ve yoksulluk sınırı altında yaşayan ailelerin çocuklarını kapsamaktadır. Bir başka ifadeyle, bu iki destek programı da yetersiz ve dar bir sistem olup, “yurttaşlık” temelinde değil “muhtaçlık” temelinde hizmet vermektedir. Yani, ABD’de “sosyal devlet”ten ziyade sadece “sosyal yardım yapan bir devlet”ten bahsedilebilir.
Kamu tarafından sağlanan destek programları ve işverenlerin karşıladığı sağlık sigortalarının sınırlılığı, geriye kalan ve sigortası olmayan 45 milyon kişiyi dünyanın en pahalı özel sağlık sektörüne muhtaç etmekte ve bu işten çok ciddi kar sağlayan özel sigorta şirketleri ise günden güne büyümektedir. Hatta bu sigorta şirketleri kimi zaman güçlerini öyle kullanmaktadırlar ki, hastanın nasıl tedavi edileceğine bile doktor yerine kendileri karar vermekte ve böylece halkın sağlık hizmetlerinden yararlanmalarını engelleyebilmektedirler. Bu da kapitalist sistemin, sermayenin çıkarlarını halkın en temel hakkı olan sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkından bile önde tuttuğunun en çarpıcı göstergesidir.
Şu anki sağlık sistemi özetle; parası olanın en iyi hizmeti aldığı, işçinin, yaşlının, yoksulun da hastane kapılarında süründüğü vahşi kapitalizmden başka bir şey değildir. Ancak nüfusunun %60’ının ücretli emek gücünün oluşturduğu ve nihayetinde de büyük bir ekonomik krizin çatırdattığı bir toplumda vahşi kapitalizmin bu kadar vahşileşmesi de sürdürülebilir değildir.
ABD’nin bir sağlık reformuna ihtiyaç duyduğunu ilk olarak 1993 yılında Bill Clinton gündeme getirmiş ancak bu sistemden rant sağlayan sigorta devleri, ilaç firmaları, özel hastane sahipleri ve yetkilileri değişim planını Kongre’den geri dönmüştür. Bugün ise Obama teklif ettiği değişikliklerle, ABD halkının ister özel ister kamusal hizmetlerinden birini seçme özgürlüğüne sahip olması serbestisinin getirilmesi istenmektedir. Bu tasarıların gerçekleşebilmesi için ise yüksek gelirlilerden (yıllık geliri 350 bin dolar olanlar) daha fazla vergi alınması ve sağlık sektöründeki kamusal harcamaların arttırılması gibi politika önerileri geliştirilmiştir. Kuşkusuz bu öneriler, halkın refahını düşünmekten ziyade ekonomiyi kurtarmak üzere gündeme gelen önerilerdir. Ancak bu bile, hayatlarını anti-komünizme adamış azgın Cumhuriyetçileri kaygılandırmaktadır. Obama ’yı “ülkeyi sosyalizme sürüklemekle” suçlayan Cumhuriyetçiler, Obama’ya ‘komünist’ demekle ise bir yandan kendi gülünçlüklerini ama diğer yandan da neo-liberalizme adanmış bir siyasetin ABD’nin gerçek sahibi olduğunu ortaya koymuşlardır.
Sosyalizmde sağlık sorunu diye bir sorunun olmadığını, sağlığın bir “sektör” değil bir “hak” olduğunu herkes bilir, aynı şekilde Obama’nın ‘komünist’ olmadığını da… Ama Obama’ya ‘komünist’ demenin dangalaklıktan çok halk düşmanlığıyla birleşmiş piyasacı bir kültürle ilgisi vardır ki, esas dikkat çekilmesi gereken de budur.{jcomments on}