Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

ABD’nin piçleri Nazileri haklıyor!

Alper İzkara - 

Quentin Tarantino’nun bu filmi; bir yandan Nazileri madara ederken diğer yandan da güncel politiği bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde ıskalayarak, katil ABD ve siyonist İsrail’in dünya halklarına ettikleri zulmü meşrulaştırmaktadır.

ete05“Soysuzlar Çetesi” adıyla Türkçeye çevrilen “Inglourious Basterds” (mot a mot çeviri ile Şerefsiz Piçler); çokça “eğlencelik” olan bir filmin politik izdüşümlerinin önemini ve günün koşullarına göre ne kadar vahim mesajlar verebileceğini görmemiz açısından iyi bir örnek teşkil ediyor. İkinci Dünya Savaşı’nda, Fransa’nın Nazi işgali altında olduğu dönemde geçen yarı kurgusal bir sinema filmi olan Soysuzlar Çetesi; bizzat ABD tarafından görevlendirilen Amerikalı Yahudilerden oluşan bir gayrinizamî harp birliğinin Nazilerin kafa derilerini yüzmeye Fransa’ya yollanmaları ve ailesi Naziler tarafından katledilen Yahudi bir kadının intikamı hikâyelerini konu alıyor. Beklendiği gibi film boyunca Nazi faşizmine göndermeler, sövgüler, teşhirler gırla gidiyor fakat iş ABD’ye geldiğinde bambaşka duyarlılıkların veya duyarsızlıkların, işin içine girdiğini görüyoruz. Olaylar ABD’nin bizzat kalleş Nazilerin hakkından gelecek Çete’yi görevlendirmesi ile başlıyor ve film boyunca ABD’ye atfedilen “kurtarıcı” ve “cezalandırıcı” yakıştırmaları sürekli tekrarlanıyor. Söz konusu olan bildiğimiz, İkinci Dünya Savaşı’na giren başat emperyalistlerden, dünya tekellerinin devlet aygıtı, halkların katili olan ABD. ABD’ye film boyunca düzülen methiyeleri duyduğumuz ve neredeyse yetmiş iki milletten insanın göründüğü, dilinin konuşulduğu filmde, Nazi Almanyası’nın çöküşünün baş müsebbibi olan SSCB’nin esamesinin okunmaması da küçük bir tarihsel hatadan ötesini işaret ediyor sanki. Garip bir ayrıntı ise filmde hâkim olan apolitik Nazizm eleştirisinin baskınlığına rağmen, birçok tartışma platformundan edinilebilinecek izlenimlere göre, seyirci nezdinde filmin gözde karakterinin Nazi subayı Hans Landa olması. Birçok Avrupa dilini anadili gibi konuşan Landa; zeki, kurnaz, esprili, hırslı, cani Nazi subayı anti-kahraman olarak film boyunca ön planda oluyor. Açıktan ve bilinçli bir biçimde olmasa da ona atfedilen bu meziyetler, anti-kahramanın seyirci nezdinde “faşist ama çok bilgili” kahramana dönüşümünü tetikliyor. Sonlara doğru ABD ile Nazilere karşı bir anlaşma yapan Landa, yine kahraman ABD’nin ihanetine uğruyor ve çulsuz bir biçimde alnına gamalı haç kazınarak kuytuluğa bırakılıyor. İşte ırkçı pisliklerin amansız düşmanı, her şeyi ince ince planlayan kahraman ABD!  
Filmin son sahnesinin özellikle vurgulanması gereken bir yönü var. Final olarak kurgulanan sahnede Hitler dâhil Almanya Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin lider kadrosunun çoğunun öldürülmesi, filmdeki en büyük meşrulaştırma sahnesi. Kurgu ürünü olan bu sahne, dünya halklarının ortak aklında yer etmiş Nazi zulmünün cezalandırılması fantezisini görsel olarak gerçekleştirmesinin yanında, bunu gerçekleştiren süreçleri ve özneleri meşrulaştırmanın da müthiş bir aracı oluyor. Yani ta en başından beri süreçlerde hâkim olan ABD ve şanlı komplolarını! Şu gerçek gözden kaçmamalı: günümüzde Yahudi soykırımı, tüm dünyada bizzat soykırımlar tetikleyen, Afrika’da, Asya’da, Balkanlarda, Kafkaslarda, Orta Doğu’da halkları birbirine kırdıran emperyalistler tarafından da “lanetle” anılmaktadır. Emperyalistler bu dramı yıllardır bağlamsız bir kötülük, tamamıyla Hitler’in hasta beyninin ürünü bir komplo olarak propaganda etmektedir. Yahudi Soykırımı insanlık tarihinde gerçekleşen, kapitalizmin en acımasız yüzünü gösterdiği dramlardan biridir kuşkusuz. Burada unutulmaması gereken yakıcı gerçek, faşizmin sınıfsal karakteristiğidir. Sınıfsal bağlamından koparılmış bir faşizm tanımı onu mutlak, amansız, sebepsiz bir kötülük olarak gösterir ve kesinlikle bilimsel değildir. Almanya, İtalya gibi ülkelerde yaşanan faşizm deneyimleri özlerinde burjuvazinin en gerici, en şoven kesiminin ülke üzerindeki mutlak diktatörlüğünden başka bir şey değildir. Bu bağlamda, ABD ve İsrail’in bugün küresel çapta uyguladıkları baskının Nazi Almanyası’ndan aşağı kalır yanı yoktur. Kısacası Quentin Tarantino’nun bu filmi; bir yandan Nazileri madara ederken diğer yandan da güncel politiği bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde ıskalayarak, katil ABD ve siyonist İsrail’in dünya halklarına ettikleri zulmü meşrulaştırmaktadır.{jcomments on}