Orhun Demir -
Ulusalcıların attıkları nutuklara ve verdikleri demeçlere bakacak olursak, AKP karşıtlığından anti-amerikancılığa oradan da anti-emperyalizme kadar uzanan güçlü bir söylemleri olduğu da iddia edilebilir. Ancak, ulusalcılığın emperyalizme karşı nereye kadar konumlanabileceğinin sınırlarını onların söylemleri değil eylemleri belirleyecektir. Nitekim haticeye bakılarak netice alınmaz!
Türkiye’nin mevcut siyasi konjonktüründe iki ana saf olarak görünen liberaller ile ulusalcılar arasındaki çatışmanın gün geçtikçe daha da derinleştiği söylenebilir. Türkiye, liberal ve muhafazakâr bir perspektifle yeniden yapılandırılırken, ulusalcılar bu sürece direnmeye çalışmakta ve bunu yaparken de AKP’nin ultra-amerikancı siyasetine karşı konumlanmış görünmektedirler.
Ulusalcıların attıkları nutuklara ve verdikleri demeçlere bakacak olursak, AKP karşıtlığından anti-amerikancılığa oradan da anti-emperyalizme kadar uzanan güçlü bir söylemleri olduğu da iddia edilebilir. Ancak, ulusalcılığın emperyalizme karşı nereye kadar konumlanabileceğinin sınırlarını onların söylemleri değil eylemleri belirleyecektir. Nitekim haticeye bakılarak netice alınmaz!
Ulusalcıların hatice ile mi yoksa netice ile mi ilgilendiklerini anlayabilmek içinse, Ergenekon operasyonları kapsamında ikinci kez tutuklanan Mustafa Balbay’a ait olduğu öne sürülen görüşme notlarında bulunan ifadelere bakmak oldukça faydalı olabilir. Eski MGK Genel Sekreterlerinden, Ergenekon davasında yargılanan Tuncer Kılınç, Mustafa Balbay ile ABD’nin Irak saldırısının arifesinde yaptığı bir görüşmede “…Bizim ABD’yi üzmeden, Saddam’ı karşımıza almadan bu işin içinden nasıl çıkarız ona bakmamız gerekiyor…” ifadesini kullanıyor. Emperyalizm Irak’ı kan gölüne çevirmeden önce, ABD’yi üzmemekten bahseden bir anti-emperyalist!
Mustafa Balbay’ın eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ile yaptığı görüşmede ise bu sefer anti-emperyalist tespitler ve stratejiler Balbay’ın kendisinden geliyor! ABD’nin ılımlı İslam projeleri ile ilgili Balbay’ın söyledikleri açık: “…Paşam Erdoğan’ın iki fotoğrafı var: Biri Bush’la biri Hikmetyar ile… İkisinden birini tercih edecek hangisini tercih etse kaybedecek… Sonra Amerika sonuç olarak İslam’ı karşısına aldı. Adam (ABD), İslam’ı karşısına almışken neden Türkiye’de Ilımlı İslam’ı desteklesin… Göreceksiniz vazgeçecek…” Ilımlı İslam’ın ABD emperyalizminin çıkarlarıyla çeliştiğine dair bir tespit yapabilmek gerçekten yaratıcı! Balbay, Yalman’a moral vereyim derken, anti-AKP siyaseti de anti-emperyalist siyasete baskın geliyor ve anti-emperyalizmin yerinde yeller esmeye başlıyor.
Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’a ait olan ifadeler ise daha gerçekçi… “Biz harekete geçersek ABD ne yapar? Şu anda AKP’yi destekliyor” diye soran İlhan Selçuk’un endişelerini kendinden emin bir biçimde yanıtlayan Eruygur şöyle diyor: “…anlıyorum. Biz de ona dikkat ediyoruz. Bakıyoruz, şu aşamada öyle görünüyorlar ama, onlar (ABD) düzeni kim sağlayacak ona bakar. Bizim onlara (ABD’ye), bunların (AKP’nin) o kadar güçlü olmadığını anlatmamız lazım…” ‘Biz daha güçlü olursak bizi de tutar, ne var bunda!’ minvalinde ulusalcılığın anti-emperyalizminin sınırlarını da çiziyor Şener Eruygur.
‘KKTC'yi tanıyın size üs verelim’
Ulusalcılığın sınırlarını sadece Mustafa Balbay’ın günlükleri çizmiyor. Pek çok yerde benzer perspektiflere rastlamak mümkün. Vatan gazetesi yazarlarından Yiğit Bulut’un tartışma yaratan ifadeleri ise ulusalcılığın kendine özgü sınırlarını bile zorluyor. AKP’yi yeni dünya düzenini doğru okuyamamakla eleştiren Bulut şöyle diyor: “…Artık Amerika ile AB’yi tartışmaktan vazgeçmeliyiz... Amerika’ya ‘KKTC’yi tanıyın size üs verelim’ teklifinde bulunalım. Gemilerini Akdeniz’de tutabilmek için inanılmaz paralar harcıyor Amerika... Bu gerçeği görmek gerekiyor artık...”
Elbette ki siyaset, ahlaki ilkelerle değil politik zorunluluklar doğrultusunda yapılır. Ama, politik zorunluluk ya da Yiğit Bulut’un ifadesiyle “bu gerçeği görmek”; kedinin köşeye sıkıştırdığı farenin yana döne kendine kaçacak bir delik araması esnasında akıllara geliyorsa; ona, politik zorunluluk ya da reel politik değil, havlu atmak denebilir ancak. Ulusalcılığın ötesinde hiçbir siyasi arayış içinde olmayan Bulut’un bu tavrı, sadece dar kafalı bir ulusalcı olarak kalabilmek için bile ulusalcılığın tek başına yeterli olmadığını gösteriyor aslında.
Yine ulusalcıların gözbebeklerinden Kemal Gürüz’ün “ne anti-emperyalisti, ben Amerikancıyım” minvalindeki sözleri düşünüldüğünde, bütün bir ulusalcı siyasetin asıl olarak ‘dinci AKP’ye karşı konumlandığını, anti-emperyalizmin ise sadece AKP karşıtlığını beslediği sürece ulusalcılığa perspektif sağladığını söylemek kesinlikle doğru olacaktır. ABD’yi üzmek istemeyen, ABD’nin eninde sonunda ‘Ilımlı İslam’a karşı çıkacağını düşünen, AKP’yi ABD’ye şikayet eden ve ‘Kıbrıs’ta ABD’ye üs verelim’ diyebilen bir anti-emperyalizm başka nasıl olabilir ki?{jcomments on}