Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

SUNU: Akıl, vicdan ve 1 Mayıs

sayi_23Aslında inanmadığı halde savunmak zorunda kaldığı bir fikrin basıncı, konuşanın ses tonuna kimi zaman ‘akıl’ olarak yansır. Burada konuşan duygularına teslim olmayıp rasyonel davranmayı önerir. Vicdanına söz geçiremeyen aklını ikna etmeyi dener. İki yıldır Taksim’de devletle girilen hesaplaşma şimdi kimilerini aklını ikna etmeye yöneltiyor.

Taksim’in ‘birkaç bin solcu ile devlet arasında düello alanı’ haline gelmesine karşı ‘kitleleri alana taşıyacak bir eylem hattı’ önerisi işte bunlardan birisi… ‘Avrupalı sendikacılarla birlikte yapılacak protokoler törenin’ eleştirisi bunlardan bir diğeri… Taksim alanına insan taşımaktan vazgeçenler, dergi sayfalarına internet sitelerine harıl harıl akıl taşıyorlar.

Eğer gerçekten bu konudaki tartışma akıllılarla vicdanlılar arasında olsaydı haklı olurlardı. Mesele herhangi bir şekilde işçilerle ‘kutlama’ yapmak olsaydı... İşçilerle birlikte ‘kutlama yapmak’ için, hazır Çankaya Köşkü’nde onaylanmış yeni düzenlemeyle resmi tatil ilan edilen bayramda, piknik alanlarına gidilebilirdi. İki yıldır devlet ve en gerici sendikalar 1 Mayıs’ı sarıya boyamaya çalışıyor, sosyalist militanlık ile işçi kitlesi arasına duvar örebilmek umuduyla saldırıp duruyor.  1 Mayıs, eğer bu gerekçelerle değil de ‘işçi sınıfıyla buluşabilmek için’, ‘doğru bir politik perspektifle kutlamak için’ Taksim’in dışına çekilmeye çalışılıyorsa, sadece vicdanımızın değil aklımızın da isyan etmesi zorunludur.

1Mayıs’ın işçi sınıfı ile birlikte doğru bir politik perspektifle kutlanacağı yer, AKP’nin karşısına işçi sınıfıyla birlikte dikileceğimiz yer değil midir? İşçi sınıfını nerede toplanacaksa orada bırakıp kendi başına izinli bir alan bulup oraya toplaşmanın işçi sınıfıyla, AKP’ye karşı doğru bir politik hat tutturmakla ne ilgisi vardır? Karşı olmanın, hem politik olarak hem de fiziken en üst düzeyde yaşanacağı Taksim alanını kimi politik eleştirilerle DİSK önderliğine terk edip sonra Taksim talebinin politik önemini görmezden gelerek, AKP’ye ‘bakın izinli bir miting var siz de oraya gidin’ deme fırsatını vermek hangi akılla savunulabilir?

Asaf Güven Aksel vakti zamanında Mecit Ünal’ın eleştirilerine Leman’dan ‘edebiyat polisi’ diyerek yanıt veren Cezmi Ersöz’e mealen şöyle demişti. Kendi durumuna yönelik eleştirilere yanıt veremeyenler, şaşmaz, her zaman gölge boksuna başvururlar. Şimdi tıpkı bir zamanlar Cezmi Ersöz’ün, onun sol görünümlü sulugöz romantizmini eleştirenlere edebiyat polisi diyerek saldırması gibi, Taksim’de devletin ve AKP’nin karşısına dikilmekten kaçınanlar, ‘böyle 1 Mayıs olmaz, işçi sınıfı uzak kalıyor’ diyerek gölge boksuna girişiyorlar.

Gölge boksunun işe yarayacağı yerler olabilir. Bir zihin jimnastiği olarak mesela... Konuyla ilgisi olmasa da bir şeyler üzerinde konuşabilirsiniz. Ama gerçeğin karşısında gölge boksunun hükmü kalmaz. Gerçek, bir tarafına devletin yığıldığı barikatla ilgili duruşunuzu ortaya koymaya zorlar. Tek başınayken ‘Taksim de Taksim’ diye tutturmuş bir siyasal özne, Taksim’e başkaları da omuz verdiğinde orada işçi sınıfının olmadığını fark ediyorsa, işçi sınıfının gerçekte nerede olduğu sorusu önemini yitirir. Kendi aramızdaki samimiyet, o ısrarın vakti zamanında dile getirildiği esnada da işçi sınıfının zaten orda olmadığını dile getirmeyi gerektirir. Dahası, işçi sınıfı orada değil diye terk edilen Taksim yerine gittiğiniz yerde de işçi sınıfı yoksa, ‘nereye’ sorusundan başka cevaplanması gereken pek soru kalmaz elimizde.

Gerçeğin karşısında gölge boksunun hükmü kalmaz. Brecht “Meti’nin Özdeyişler Kitabı”nda “Fikirleri sadece fikir olarak tartışmaktan kaçının. Çünkü yağmur aşağıdan yukarıya doğru yağar önermesi, başka fikirlere uygun olsa bile yağmura uygun değildir” demişti.

Evet Taksim’de işçi sınıfı yok, zaten yoktu. İşçi sınıfı olmadığı için Taksim’e gitmemek başka fikirlere uygun ama yağmura uygun değil işte. Doğru bir politik hatta tutunmanın, bugün temel meselenin AKP’ye karşı mücadele etmek olduğunu savunan her politik güç açısından karşılığı AKP’nin liberal yaldızlarını dökmek ise, Taksim’den vazgeçmek yağmura uymuyor işte.

1 Mayıs’ta yağmur yağarsa hem yağmur suyuyla yıkanacağız hem de tekrar göreceğiz yağmur nasıl yağıyormuş. O yağmur hem vicdanları hem de akılları kendine getirir belki.{jcomments on}