“Yeni bir dünya” için olmayan şeyler “ilerici” değilse, politik bir durumda politik bir tutum nasıl mümkün olabilir? Örneğin Filistin’de İsrail siyonizmine karşı savaşanlara dönüp baktığında ne görüyor Özgür Düşün? Sosyalizm mi?
Evet ülkenin sola ihtiyacı var. Dahası, devrimci bir solu olmayan bir ülkenin geleceğinden umutlu olmanın olanağı da yoktur. Politik anlamda devrimcilik, devrilmesi gerekeni somut olarak belirleyip eyleme geçebilmekle ilgilidir. Politik devrimciliğin yerine konmaya çalışılan ‘programatik radikalizm’in, ülkenin ihtiyacı olanla ilişkisi yoktur. Politika yapayım derken solun dışına çıkanların ise zaten solla ilişkisi yoktur. Dolayısıyla sol politika; hem sol olmayı, yani tek karşılığı sosyalizm olan bir akım içinde olmayı hem de politik olmayı, yani hasmımızı bir ‘sınıf’ olarak değil somut bir iktidar yapısı, örgütü ve hatta önderi olarak göstermeyi içermelidir. Parmakla gösterilebilir hedefler yoksa politika da yoktur.
Politikadan kaçmak
Politik olamayışın bir örneği olarak Özgür Düşün dergisinin 45. Sayısındaki “AKP Karşıtlığı” başlıklı metne bakılabilir. Şöyle diyor Özgür Düşün: “Doğru tavır gericiliğin her türlü temsilcileriyle açıktan mücadele etmektir. Yeni demokrasi güçleri AKP gericiliğini teşhir etmeyi önemsiz bir konu olarak görmemektedir. Fakat bizler AKP’nin mevcut sömürü düzeninin sadece bir parçası olduğunu, önemli ve gerekli olanın gericiliğin bütün yönleriyle mücadele edilmesinde olduğunu düşünüyoruz.”
Özgür Düşün dergisi bu fikri, ne kadar devrimci bir dikkatle kaleme alsa da, apolitizmden kurtulamaz. Çünkü Özgür Düşün, özel olarak AKP’ye karşı mücadele eden sol özneleri eleştirdiği bu yazıda, şu temel teze dayanmaktadır: “Günümüzde ilerici olarak değerlendirebileceğimiz her şey insanlığın altın çağını ifade eden yeni bir dünyanın yaratılmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla bir hareketin, gerici ya da ilerici olup olmadığını tespit etmek söz konusu hareketin yaslandığı programa bakmak yeterli olacaktır. (…) Öyleyse ezilenlerden yana daha iyi bir ülke ve dünya yaratma mücadelesinin karşısında her türlü şey gericidir. Ve devrimciler her türlü gericilikle mücadele etmelidir.” Haliyle sosyalizme yönelmeyen politik süreçleri analiz etmeye çok da ihtiyaç kalmaz. Çünkü bu önermeden hareketle istisnasız her durumda “insanlığın altın çağını ifade eden yeni bir dünya” ile ilişkisi olmadığı için, kendimiz dışındaki tüm politik kuvvetlerin üzerine çarpı atabiliriz. Eğer bu fikir doğruysa, “yeni bir dünya” için olmayan şeyler “ilerici” değilse, politik bir durumda politik bir tutum nasıl mümkün olabilir? Örneğin Filistin’de İsrail siyonizmine karşı savaşanlara dönüp baktığında ne görüyor Özgür Düşün? Sosyalizm mi? Peki Kürt halkına yönelik düşmanlığından yola çıkarak, haklı olarak “o da gericidir” dediği CHP’nin karşısında, Kürt halkını sosyalizme yöneldiği için mi destekliyor? Devam edersek, bu doktriner bakış açısıyla sendikal nitelikteki emekçi hareketinin, birçok durumda öğrenci hareketinin, başka ülkelerde işsiz hareketlerinin, dünyanın her yerindeki köylü hareketlerinin savunulabilir nesi kalır? Özgür Düşün’ün CHP’yle mesafeyi korumak üzere yola çıkarken kullandığı tez, eğer o teze sadık kalınırsa her devrimcinin başını belaya sokar.
Özgür Düşün’ün yöntemsel zaafı, programatik düzeyde tanımlanan ileri-geri ayrımını, politik düzeye indirgemesinden kaynaklanır. Zihinsel süreç şöyle işler: İnsanlığın geleceği sosyalizmdir o halde sosyalizme yönelenler ileriyi, yönelmeyenler geriyi temsil etmektedir. Bir şeyin sosyalizme yönelik olup olmadığı onun programında yazar. Programında sosyalizm yazmayan bir şey ilerici olamaz. İşte size bir politika kılavuzu. Ve her önümüze gelene şu soruyu sorup işimize bakabiliriz. Programınızda sosyalizm yazıyor mu?
Politika yapmak ne demektir?
Politika yapmak, her türlü gericiliğe karşı mücadele etmek değildir. Politika, bir sınıf iktidarını kendi bünyesinde eylemli olarak cisimleştiren bir odağa karşı, bugün somut olarak AKP’ye karşı, onu yerle bir etmek için yapılan şeydir. Öyle olduğu içindir ki örneğin Mehmet Bekaroğlu’nun İstanbul’da AKP’ye karşı bir dinamiği temsil ettiği özel koşullarda, ‘o da gericidir’ dememeyi içerir. Politika yapmak ulusalcıları hedef alarak AKP’nin liberal hegemonyasını pekiştiren Ergenekon operasyonuna karşı çıkabilmek, ulusalcıların programında sosyalizm yazmıyor itirazına kaçmamak demektir. Aslında politika düzleminin programatik önermelerle tanımlanabilir olmadığını bilmek, özel tahlil yapmak, 100 yıl sonra da savunulabilir genel doğrularla yetinmemek demektir. Özgür Düşün “Günümüzde ilerici olarak değerlendirebileceğimiz her şey insanlığın altın çağını ifade eden yeni bir dünyanın yaratılmasıyla ilgilidir” derken gerçekten günümüzden mi bahsediyor, yoksa çağımızdan mı? Yani bu önermenin geçersiz olduğu dün, hangi zamandır? 18. Yüzyıl falan mı? Çünkü programatik düzeyde, işçi sınıfının bağımsız bir sınıf olarak tarih sahnesine çıkmasından itibaren insanlığın altın çağını ifade edenler vardır. Bunlar arasında 100 yıla yakın bir zaman önce dünyanın çehresini değiştirenler vardır. Özgün Düşün ya ‘günümüzde’ dememelidir ya da günümüze ilişkin başka bir tez savunmalıdır.
Neyin iyi olacağına değil neyin gerçek olduğuna bakmak
“Siyasal kariyerine ‘iyi olmaz mıydı eğer’ türü bir devrimciyle çekişme içinde başlayan Marx’ın kendisi, istenir bir geleceğin neye benzediği konusunda çoğunlukla suskundur, çünkü sosyalizmin görevi, inşasını sürekli engelleyen bu çelişkileri belirlemek ve çözmektir. Gerçek kâhinler ve gözle görülmeyeni görenler, uluslararası kapitalizm tarafından sistemin iç kısımlarını gözetlemeleri ve yöneticilere karlarının bir yirmi yıl daha güvence altında olduğunu söylemeleri için kiralanan teknik uzmanlardır. Sosyalizm borsa kadar kapitalist aşamaya bağlıdır ve her kurtuluşçu kuram gibi kendini ilerici bir biçimde devre dışı bırakmakla uğraşır”(1)
Sosyalizmin inşasını engelleyen çelişkiler, hiçbir politik durumda sosyalizmle kapitalizm arasındaki çelişki biçiminde ortaya çıkmaz. Eğer öyle olsaydı, yani “bir ordu gelecek ve biz sosyalizmden yanayız diyecek başka bir ordu da gelecek ve biz de kapitalizmden yanayız diyecek ve savaşacaklar” berraklığında bir devrimci süreç yaşansaydı, Özgür Düşün’ün temel ilkesiyle bu ordular gelene kadar bekleyebilirdik. İyi de olurdu, ne yazık ki öyle olmuyor. Politika gerçekler temelinde yapılıyor ve bu gerçeklerle niyetlerimiz arasında her zaman bir mesafe vardır.
Şöyle diyor Özgür Düşün: “AKP gericiliğinin teşhirine yönelen bir anlayış objektif olarak kimi güçlendirmektedir? Baştan söyleyelim: CHP gericiliğini!” Birincisi objektif olan, irademize rağmen varolan demektir. Eğer Özgür Düşün ‘AKP’nin devrilmesi gerekli değildir, nasılsa biz iktidar olamayacağız ve yerine yine bir burjuva kuvvet gelecek’ demiyorsa önce AKP’nin devrilmesini isteyip istemediği sorusuna bir yanıt vermelidir. Yarınlar, AKP’nin devrilmesini ve burjuva siyasal sisteminin iki partili stabilizasyonuna karşı yeni bir fetret devrini, koalisyonlar ve krizler sarmalını tercih ediyor. Yarınlar sosyalizme karşı krizi tercih etmiyor, sosyalizm için krizi tercih ediyor. Bunun için de AKP’nin devrilmesini bugünün temel politik hedefi olarak görüyor. Ama Özgür Düşün, AKP’nin teşhir edilmesine, CHP gericiliği güç kazanır diye soğuk bakıyor.
Şu koşulda Özgür Düşün haklı olurdu. AKP’nin devrilmesi onun yerine bir CHP tek partililiğini getiriyor olsa, bu bakımdan taşeronu kim olursa olsun, siyasal iktidarın bütünlüğü ve bu bakımdan halka karşı dayanıklılığı yükseliyor olsa AKP’yi teşhir objektif olarak başka bir gericiliği güçlendirir itirazına sığınabilirdi. Belki o zaman “AKP’nin mevcut sömürü düzeninin sadece bir parçası” olduğunu söyleyerek o parçanın hacmi, kütlesi ve niteliği ile ilgili detaylı bir analize ihtiyaç duymazdı. Yani yüzyıllık bir ilke yerine bir politik analizden yola çıksaydı, politika yapmış sayılabilirdi. Çünkü politika işte bu gerçekler temelinde yapılmak zorundadır. Genel olarak sosyalizm içinde yer alan bir yapının genel doğruları politika değildir.
Şimdi dönüp gerçeklere bakalım. AKP iktidarı, Türkiye’nin iç siyasal koşulları ile emperyalizmin yönelimlerinin özel bir çakışma momentinde ortaya çıkmıştır. Daha önceki neo-liberal hükümetlerden farklı olarak kitleleri siyasal olarak kazanma yeteneği yüksektir. Bunu hem İslami söylemden yararlanarak hem emperyalizmin yerel temsilcisi olan liberalleri yedeğine çekerek hem de hiyerarşik yağma düzeninin tabanını genişleterek ve bir sadaka ağı yoluyla kendine bağlayarak sağlamıştır. Devlet iktidarında polis aygıtı başta olmak üzere, ‘yasama-yürütme’ organlarını aşan bir egemenlik sağlamıştır ve AKP bu egemenliği siyasal tekele çevirmeye uğraşmaktadır. Bu siyasal gücünü sermaye yapısını, organik bağlantısı olan kesimler lehine değiştirmek için kullanmaktadır. İşçi sınıfı ve halk hareketinin örgütsüzlüğünü, sendikaları parçalayarak ve denetim altına alarak yükseltmektedir. Ergenekon operasyonuyla, kendisinden olmayan her kesimi tehdit etmektedir. Özgür Düşün ise, işte bu siyasal iktidarın teşhirinden CHP gericiliği yükselecek diye korkmaktadır.
Devrimci siyaset de reformist siyaset de gerçeğin içinde yapılır. Devrimci siyaset reformist olandan, gerçeği beğenmemesiyle ayrışmaz. Gerçeği beğenmeyen apolitizmdir. Devrimci siyaset, somut durumda, siyasal iktidarı halkın lehine yıpratmaya, mümkün olursa yıkmaya ve gücü yeterse yerine kendisinin iktidarını kurmaya çalışır. Ama bunların tümü gerçeklere tabiidir. Programda ne yazdığı değil, bu somut gerçek içinde hangi siyasal tutumu savunduğu bir siyasal yapıyı devrimci yapar ya da yapmaz.
Programatik önermelerin değil, somut durumda devrimci eylemin belirleyici olduğunu, sovyetik programatik önermeleri dinlemeyerek kendi devrimini gerçekleştiren Mao’ya referans veren Özgür Düşün çevresinin, belki de herkesten çok politik düzlemin belirleyiciliğini hatırda tutması gerekir. Mao Zedung şöyle demişti: “Siyaset her şeye kumanda eder”. Bunu sadece Maocu olmayanlar için söylemedi, aslında en çok Maocular için söylemişti.
(1) Terry Eagleton, ‘Milliyetçilik, Sömürgecilik ve Yazın’ içinde ‘Milliyetçilik: İroni ve Bağlılık’, s.27-28. Kabalcı Yayınları, 1993.{jcomments on}