Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Ne unutur ne de barışırız


Celal Erten -

Hayatı halka karşı işledikleri suçların hesabını vermeden sona eren birisiyle ilgili duyulacak tek üzüntü, fırsat bulunmamış olmasıdır. Ancak avuntu niyetine, 1978’de katil sürüleri tarafından 110 kişinin öldürüldüğü Maraş kentinden dönerken, helikopterin adı “Kanlıçukur” olan bir yere düşmesindeki ilahi tesadüfün altı çizilebilir.

yazicioglu-davasinin-adini-koyduKahramanmaraş’tan Yozgat’a giderken helikopterin düşmesi sonucu ölen Muhsin Yazıcıoğlu’nun kim olduğunu bilmeyen var mıydı? Yazıcıoğlu’nun idare ettiği gruplarca boğazlanan üniversite öğrencilerinin arkadaşları, Balgat’ta taranan kahvede ölen insanların çocukları, Kahramanmaraş’ta karnındaki bebeğiyle birlikte bıçaklanan hamile kadınların kocaları… Bunların hepsi Yazıcıoğlu’nu tanıyorlardı. Şimdi bütün gazetelerde “diyalog” yanlısı ve geçmişteki hatalardan ders çıkarmış bir bilge gibi resmedilen Yazıcıoğlu’nun sicili, unutmak ve barışmak için hiç de elverişli değildi.

Her nedense hala solcu sayılan Radikal gazetesinde, üç beş gün önce ‘asıl faşist biz değildik devrimcilerdi’ mealinde yazılar döktüren Avni Özgürel şöyle söylüyor: “Yakın dönem tarihimizin en karanlık dağdağalı döneminde sorumluluk üstlenmişti Yazıcıoğlu... Ülke doludizgin darbeye sürüklenirken sağda ya da soldaki gençlik liderleri içinde sadece onun Türkiye’nin içine çekildiği tablonun tuzak olduğunu fark ettiğini söyleyebilirim. (…)Pek çok kişi, üstelik makul, haklı gerekçelerle eski arkadaşlarını eleştirir ve yan yana görünmekten kaçarken onları sahiplenen tek kişi olarak görünmesinin arkasında onaylamasının değil vefa duygusunun yattığını da biliyorum…”

Sorumluluk üstlenmiş Yazıcıoğlu, ne sorumluluğu? MHP ve Ülkü Ocakları’nın grevdeki işçilere, boykot yapan üniversitelilere, evlerini korumaya çalışan gecekondu halkına; kendilerinden olmayan gazetecilere, aydınlara, öğretim üyelerine ve hatta savcılara; Maraş, Çorum ve Sivas’ta Alevilere “ya tam sustururuz ya kan kustururuz” diyerek saldırdığı bir dönemde Ülkü Ocaklarının başında bulunuyordu Yazıcıoğlu. Sorumluluk diyerek makyajlanan bu faaliyet, bir yerlere saldırırken suçüstü yakalanan komandoların serbest bırakılması için Ankara’nın 150 yerinde bomba patlatılması tehdidini içeren bir sorumluluktur. Sorumluluğunuzu sevsinler…

Ülke doludizgin darbeye sürükleniyormuş da Yazıcıoğlu tehlikenin farkında olan tek gençlik önderiymiş. Şimdilerde eski faşistlerin darbe karşıtı olması modasına uyarak böyle söylüyor Özgürel. 12 Eylül’de kendilerinin zindanda fikirlerinin ise iktidarda olduğunu söyleyerek şaşkınlığını ifade eden bir siyasi hareketin, ülkücü hareketin gençlik önderi Muhsin Yazıcıoğlu, eğer Özgürel’e inanırsanız tuzağın farkında ve engel olmaya çalışıyormuş. Ne hikmetse faşist terör aygıtı gücü yettiği her yeri kana bularken, kan döken tetikçilere vefa gösteren bir ‘barışsever’…

Şunlar Yazıcıoğlu’nun geçmişten ders çıkarmış haliyle söyledikleri: “Devlet, devletliğini yapmazsa evimizde mi oturacağız? Milletin hissiyatlarına tecavüz ediliyor, halk kışkırtılıyor. Beyler titreyin ve kendinize dönün.” Şunlar geniş bir diyalog arifesindeyken konuştukları: “Sizi de dahil olmak üzere, eşkıyayı tepeleyecek vatanseverler var. Halk, sokak sokak, adım adım yurdu koruma iradesini ortaya koyacağım deme noktasına geliyor. Milletin ihkakı hak isteme hakkı doğuyor.” Şunlar provokasyondan yakınan bilge siyasetçinin lafları: “Devletin, milletin güvenliğini emanet ettiğimiz kuruluşlar sorumluluğunu yerine getirmez, yasaları kullanmazlarsa vatandaş geri kalmaz. Milletin kendi güvenliğini sağlamak hakkıdır”

Yazıcıoğlu ile aynı süreçten geçerek, 12 Eylül sonrasında yasal parti yöneticiliği yerine, devlet destekli bir mafya faaliyetini tercih eden Çatlı’ya sahip çıkışı da vefa duygusundan… O vefayı göstermeyen bazı ülkücüler, örneğin itiraf etmesine rağmen idamdan kurtulamayan Balgat Katliamı sanığı Mustafa Pehlivanoğlu’nun ifadesi şöyle: “Şevkat Çetin ve Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkücü Gençlik Derneği’nin öldürme, yaralama, kurşunlama, bombalama gibi eylemlerini yönlendiren kişilerdir.” 12 Eylül öncesinde Aydınlık gazetesine yaptığı açıklamalarla MHP ve ülkücü örgütlerle ilgili geniş bilgi veren Ali Yurtaslan ise 12 Eylül öncesinde yaşanan Sivas olaylarıyla ilgili olarak “Sivas olaylarını Mustafa Mit ve Muhsin Yazıcıoğlu tertiplemişlerdir. Yazıcıoğlu Sivas’a giderek bizzat olaylara önderlik etmiştir” demişti. Hiçbir kanıt olmamasına rağmen yaşı büyütülerek 17 yaşındaki devrimcilerin idama yollandığı 12 Eylül adaleti, bu ifadelere rağmen Yazıcıoğlu’na verecek ceza bulamadı. Yazıcıoğlu’nun 7 yıl cezaevinde kalmış olmasını adaletsizlik sayanların adalet duygusuyla ne ilişkisi olabilir?

Hayatı halka karşı işledikleri suçların hesabını vermeden sona eren birisiyle ilgili duyulacak tek üzüntü, fırsat bulunmamış olmasıdır. Ancak avuntu niyetine, 1978’de katil sürüleri tarafından 110 kişinin öldürüldüğü Maraş kentinden dönerken, helikopterin adı “Kanlıçukur” olan bir yere düşmesindeki ilahi tesadüfün altı çizilebilir.{jcomments on}