Ali Osman Başeğmez -
Maaşları oldukça yüksek, çalışma şartları oldukça esnek (maraba olarak görülen diğer sendika uzmanları ve personeli gibi sıkı bir çalışma düzenine ve sıkı bir çalışma disiplinine tabi değildirler), birçok maddi ve mali avantajlarla, arpalıklarla donatılmış imtiyazlı sendika uzman kadrosu kendisini bir tür atanmış yönetici olarak görür ve gösterir.
Yöneticisi oldukları sendikaların üyeleri için –birkaç istisna dışında- bir şey yapmayan sendika yöneticilerinin, sendikanın maddi ve manevi imkanlarını kendi özel çıkarları için kullanmak amacıyla yapmadıkları sahtekarlığın ve hesap üçkağıtçılığının kalmadığı görülmüştür. Zaten sendika yöneticiliğini sınıf atlamada kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak gören ve akla hayale gelemeyecek yüksek maaşları, sendikaya ait makam arabaları, harcamaları, temsil hakları vb ile gerçekten de sınıf atlayan sendika yöneticileri, kitabına uydurulmuş, yasal yüksek giderler elde etmekle de yetinmemişlerdir. Yüksek gelirlerini hızla artırmanın yolu olarak kanuna, kendi tüzüklerine açıkça aykırı bir biçimde sistematik yolsuzluklara da girişmişlerdir…
…Sendika yöneticileri, özellikle hukuk danışmanları, özel danışmanlar, eğitim uzmanları, muhasebe müdürleri, personel müdürleri vb. gibi uzmanlardan oluşan küçük ve diğer tüm sendika personelinden ayrıcalıklı bir kadroyu oluşturarak ve elinde tutarak iktidarlarını sağlamlaştırmaktadırlar…
Bu tür uzmanların ayrıcalıkları çoktur. Maaşları oldukça yüksek, çalışma şartları oldukça esnek (maraba olarak görülen diğer sendika uzmanları ve personeli gibi sıkı bir çalışma düzenine ve sıkı bir çalışma disiplinine tabi değildirler), birçok maddi ve mali avantajlarla, arpalıklarla donatılmış imtiyazlı sendika uzman kadrosu kendisini bir tür atanmış yönetici olarak görür ve gösterir. Bunların varlık amacı, seçilmiş üst sendika yönetimlerinin iktidarını korumak ve kollamaktır. Bu amaçla her türlü bilgi ve birikimlerini döktürürler. İmtiyazlı uzmanlar yazdıkları mütalaalar, araştırmalar, hesaplar ve yaptıkları eğitimlerle, hem bir yandan sendikanın tabanının haklarını sağlamaya çalışıyormuş kanısını uyandırmaya özen gösterirler hem de diğer yandan özenle her adımlarında, kendi sendika yöneticisini, kendi sendika yöneticisinin yolsuzluklarını, kendi sendika yöneticisinin toplu iş sözleşmelerdeki satış politikasını daha büyük bir çabayla gizlemeye ve yapabildikleri ölçüde de olumlu göstermeye gayret ederler.
Fakat bu tür imtiyazlı sendika kadrosunun esas bağlılığı genelde tek tek sendika yöneticilerinden çok sendika bürokrasisi sistemine bağlılıktır. Bunlar için önemli olan imtiyazlarını şu ya da bu sendika ağasının korumasından daha çok, imtiyazlarını koruyan sistemin devamlılığıdır. Bu nedenle imtiyazlı sendika uzman kadrosu için ‘giden ağam, gelen paşam’ dır, seçim kaybeden ve kazanan sendika yöneticisi karşısında tutumlarına yol gösteren ilke ‘kral öldü, yaşasın kral’dır...
…Sağ eğilimli imtiyazlı uzmanların sayısı daha çok olsa da ‘sol’ eğilimli imtiyazlı uzmanların, mücadeleci ve sınıf bilinçli işçiler içerisindeki etkisi daha fazladır. Zira mücadeleci, sınıf bilinçli işçiler, ‘sol’ söyleme sahip olan fakat gerçekte sendika bürokrasisinin çıkarlarını daha ustalıkla savunan ‘sol’ imtiyazlı uzmanların aslında cephenin karşı tarafında olduğunu kolay kavrayamaz. Hatta sıkça, ‘sol’, yer yer ‘Marksist’ söylemlere sığınan bu tür imtiyazlı uzmanların kendi safında olduğu inancına kapılır, bunlara sahip çıkar.
İster ‘sağ’ kesimden olsun, isterse de ‘sol’ lafazanlık yapan imtiyazlı uzmanların maskesini düşürmenin iki sağlam yolu vardır:
Bu tür imtiyazlı uzmanların gerçek dünya görüşlerinin ortaya çıkartılması ve bilimsel bir eleştiriden geçirilmesi ve bunların somut, yaşanan sınıf ilişkileri ve sınıf mücadeleleri konusundaki tutumlarının ortaya konmasıdır.
Kişinin aynasıdır işi
Buraya kadarki tartışılan noktalar, büyük öneme sahip pratik sonuçları olan teorik ve tarihsel tartışmalar olsa da, yine de somut sınıf savaşımının doğrudan sorunlarının kısmen dışındadır. Teoride çok şey iddia edilebilir, yazılabilir. Her şeyden önemlisi iddia edilenlerin ne ölçüde pratik sınıf mücadelesi içinde uygulanıp uygulanmadığıdır.
Bu noktada, örneğin bu imtiyazlı uzmanlardan Volkan Yaraşır, uzun yıllardır sendikal hareket içinde çalışan ve bu çerçevede tanınan bir kimsedir. Kendisi Türk-İş’e bağlı Tez-Koop-İş sendikasında eğitim uzmanı olarak yıllardan bu yana çalışmaktadır. Ayrıca araştırmacı ve sendika uzmanı kimliği ile yurt içinde ve dışında çok sayıda toplantılara katılmaktadır.
Sendika çevresinde, işçiler ve sendika personeli Volkan Yaraşır’ı savundukları ve yaptıkları ile yakından tanımaktadır.
Volkan Yaraşır sendikal kimliği ile sınanmış ve bu alanda, esas olarak savunduğu ideoloji ile uyum içerisinde bir pratik sergileyen kişidir.
Bunu iki çarpıcı örnekle ortaya koyalım.
Örnek 1
Tez-Koop-İş sendikasında, sendikaların ezici çoğunluğunda olduğu gibi –istisnai olarak Volkan Yaraşır’ın kavramları ile konuşacak olursak- sendika yöneticilerinin “baskıcı”, “despot” bir egemenlik sistemi hakimdir. Sendika içi demokrasi yoktur. Üyelerin sendika siyasetine katılmalarını engellemek için her şey yapılır. 4 yılda bir yapılan olağan Genel Kurullarda, ya da koltuk kavgasının kızıştığı dönemlerde sıkça karşılaşılan Olağanüstü Genel Kurullarda, delegelerin ezici çoğunluğu şu ya da bu sendika bürokrasi fraksiyonunun piyonu olarak kullanılır.
Bu durum sendikada çalışan ve her gün sendika yöneticisi ile karşı karşıya kalan –bir kaç imtiyazlı uzmanın dışında- sendika personelinin çoğunluğu için daha fazlasıyla geçerlidir. Sendika personeli yalnızca sendika işlerinde değil, sendika yöneticilerinin emir eri gibi özel işlerinde de kullanılır. Sendika personelinin ekmeği sendika yöneticilerinin iki dudağı arasındadır. Sendika yöneticileri, istediklerini istedikleri süre ve ölçüde çalıştırırlar, istemediği ve kendine uşaklık yapmaya gönüllü olarak razı olmayan personeli kulağından tutup işten atarlar.
Tez-Koop-İş personeli işte bu haksızlığı ve sömürü düzenini biraz olsun hafifletmek ve sendika personelinin hak ve hukukunu koruyabilmek amacı ile 2006 sonundan itibaren, işkolu da uygun olduğu için ‘kendi’ sendikalarında, Tez-Koop-İş’te örgütlenmeye karar vermişlerdir. Bu talep sendika yöneticileri tarafından tepkiyle karşılanmış ve üyelik talepleri resmen reddedilmiştir.
Bunun üzerine üyelik başvurusu yapan personelden üçü sorunu yargıya taşımış ve yargıda kaybedeceklerini gören Tez-Koop-İş yöneticileri 2007 ortasında üyelik başvurularını kabul etmek zorunda kalmışlardır. Yaklaşık 1 yıllık bir örgütlenme sonucunda Tez-Koop-İş personelinin çoğunluğu üyeliklerini yaptırdıklarından, toplu sözleşme için gerekli yasal çoğunluk sağlanıp yetki de alınmıştır.
Yaklaşık 3 ay kadar süren sert toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda sendikal örgütlü personel ile Tez-Koop-İş yönetimi arasında bir anlaşma ve uzlaşma sağlanamamış, sonuçta greve gidilme aşamasına gelinmiştir. Bu noktada sendika yönetimi tehditlerini artırmış ve kendi dikte ettikleri toplu iş sözleşmesi kabul edilmediği takdirde ‘can yakacaklarını’ ilan etmişlerdir.
Bu tehdit sonucunda üyelerin çoğunluğu, istemeyerek de olsa, sendikal örgütlenmelerinin ilk aşamasında geri de olsa bir toplu iş sözleşmesi metninin çıkmasının yararlarından dolayı toplu iş sözleşmesine imza atma kararına varmıştır.
Tüm bu süreçte ‘özgürlükçü’ Volkan Yaraşır sendika personelinin örgütlenmesinden özenle kaçınmıştır. Ne sendikaya üye olmuş ne de üye olan arkadaşlarına en küçük bir destek vermiştir…
…İşçi sınıfına sendikalaşma çağrısı yapan ve sendikalaşmanın önemi konusunda methiyeler düzen Volkan Yaraşır, aynı işyerinden işçi arkadaşları sendika yöneticilerinin her türden engellemesine rağmen, kendi arkadaşlarının yanında değil kendi sendika ağalarının, kendi işvereninin yanında saf tutmuştur.
Objektif yürüyen bir mücadelede egemen sınıfın yanında saf tutanlara siyasette hain denir.
Örnek 2
Sendika yöneticileri kendilerinin imzaladığı toplu iş sözleşmesini uygulamamakta da direnmeye devam etmişler, üstelik sendika üyeleri için alınan zammı, sendika üyesi olmayan personele de uygulayarak, sendikalaşmanın güçlenmesini engellemeye çalışmışlardır. Sonuçta, sendika içi koltuk kavgalarının da büyümesi ile yönetimi eline geçiren yönetici klik personelin sendikalaşma hakkına karşı açık saldırıya geçerek, birisi işyeri sendika temsilcisi olmak üzere 3 sendika üyesini bahanelerle işten çıkarmıştır.
Üç sendika üyesi işten atıldıkları Şubat başından bu yana Tez-Koop-İş Genel Merkezi önündeki sokağı fethetmişler, basında da geniş yankı bulan bir oturma grevi direnişi başlatmışlardır.
Volkan Yaraşır ne güzel yazıyor “Sokakta Politika” (Volkan Yaraşır ve Gendaş A.Ş., İstanbul 2002) adlı derlemesinde siyasi mücadelede “sokağın” önemi hakkında:
“Her şeyin bittiği anda sokak yeni bir başlangıçtır.
Ruhların silahlandığı yerdir sokak…
Sokak isyandır. İsyan sokakta örülür ve sokak manifestodur.
Bundan dolayı egemenler (sendika yöneticileri ve imtiyazlı sendika uzmanlarını unutmuş Volkan Yaraşır!) sokaktan, sokağın gücünden, sokağın soluğundan korkar... Sokağı kontrol etmek, sokakta hakimiyetini kurmak ve tahakkümünü yaymak için her şeyi yapar.
Sokağı işgal eder, sokağı terörize eder. Hatta kentsel dokuyu bütünüyle değiştirerek, sokağın ruhunu öldürmeye çalışır. Bunun için uzun, düz ve geniş bulvarlar inşa ederek, barikatla özdeşleşen sokağı esir almaya çalışır.
Fakat, egemenlerin (buraya biz sendika yöneticilerini de ekliyoruz!) bu çabaları sonuç vermez, sokak barikatlarla kardeşliğini sürdürür. Barikatlar sokakların asi çocuklarının sığınağı olmaya devam eder.
Çünkü sokak iktidar olanların değil, muktedir olanların dans ettiği yerdir.” (age. S. 7-8)
Aynı işyerinde çalışan ve sırf sendikal haklarına sahip çıktıkları için sendika ağalarının saldırısına uğrayan ve bu yüzden işten atılan arkadaşları boyun eğmemişler ve sokakta direniş yürütmeye karar vermişlerdir. “Sokakta direniş” hakkında methiyeler düzen birinden beklenen tek şey, “sokakta direniş” içinde olan arkadaşlarının yanında olmasıdır.
Başkalarına “sokakta direniş” çağrısı yapıp da, sokakta direniş başlayınca bu direnişe sırt çevirenlere siyasette verilen ad dönekliktir.
İşten atılan üç sendika üyesine ülke içinden ve dışından önemli bir destek verilmiştir.
Bir istisna dışında: Aynı sendikada çalışan ve ‘direniş’, ‘sokak isyandır’ ajitasyonları çeken Volkan Yaraşır yine bu haklı eyleme şimdiye kadar en ufak bir destek vermemiştir.
İşte böyledir bizim ‘Marksizm eleştiricisi’, ve ‘özgürlükçü’ yazarımızın pratiği.
Marksizmin eleştirisine gelince terminatör kesilmek, somut sınıf mücadelesi söz konusu olunca kıvırmak ve kaçmak…
*Ali Osman Başeğmez’in “Marksizm ve küçük burjuva terminatörler, sendika yönetimleri ve imtiyazlı uzmanlar” başlıklı yazısının tamamını www.yarinlar.org web adresinde bulabilirsiniz.{jcomments on}