Röportaj: Bilge Can Yıldız -
Bilim ve Gelecek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu ile yaptığımız sohbette, TÜBİTAK Skandalı, Evrim Teorisinin bilim dünyasındaki yeri, yaratılış safsatası gibi konuları tartıştık. Helvacıoğlu, Yaratılış’ın ‘bilimselliğinden’ bahsederken “Bir başka biri de (örneğin Daniken!) çıkar der ki, uzaylılar geldi, bütün bu canlıları bıraktı gitti! Ne diyeceğiz?” diyor ve bir kuramın bilimsel olması için dayanağının olgular dünyası olması, gözlem ve deneylere dayanması gerektiğini ifade ediyor.
Geçtiğimiz ay Bilim ve Teknik Dergisinin “Darwin ve Evrim Teorisi” konulu kapağının TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Ömer Cebeci’nin müdahalesiyle son anda “Küresel İklim Değişikliği”ne çevrilmesi büyük yankı uyandırmıştı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bilimsel açıdan tam bir skandal! TÜBİTAK devletin ülkedeki tüm bilim etkinliğini düzenleyen kurumu. Bilim ve Teknik, bu kurumun resmi bilim dergisi. 42 yıldır yayınlanan bu dergi tüm milli eğitim kurumlarına, gençlere tavsiye ediliyor. Yani devletin bilimselliğe en fazla dikkat etmesi gereken kurumu ve dergisi. Öte yandan Evrim Kuramı, tüm dünyadaki bilim çevrelerince kabul görmek bir yana, benimsenmeden artık bilim yapılamayacağı söylenen bir bilimsel kuram. Dahası 2009, Darwin’in doğumunun 200. yılı, ünlü eseri Türlerin Kökeni’nin yayınlanmasının da 150. yılı olması dolayısıyla “Darwin Yılı” ilan edilmiş. Tüm dünyada Darwin anılıyor ve Evrim Kuramı tartışılıyor. Düşünebiliyor musunuz, böyle bir durumda Türkiye’nin resmi bilim kurumunun resmi bilim dergisi Darwin’e ve Evrim Kuramı’na sansür uyguluyor. Tam bir skandal! Türkiye bilimini küçük düşürücü, aşağılayıcı bir gerici uygulama. Bu uygulamayı yapanların o mevkilerde (TÜBİTAK yöneticiliği vb.) bir saniye bile duramamaları gerek.
Politik açıdan ise, AKP’nin giderek ‘devletleşmesi’nin nelere yol açabileceğinin de çarpıcı bir göstergesi. Politik bir iktidar, kendi çıkarları gereği, bilime müdahale ediyor. Bu, Engizisyon çağına geri dönmek anlamına gelir. Galileo’nun teleskopundan gördüğü gerçekleri mi kabul edeceksiniz, kutsal kitabın yazdıklarını mı? Gerçeği mi, dogmaları mı? AKP iktidarının TÜBİTAK’ı gerçeği yok sayıyor. TÜBİTAK yönetiminin, Engizisyon mahkemesinden bir farkı kalmamıştır artık!
Türkiye’de, bilim dünyasında Evrim Teorisi nasıl bir yerde duruyor? Örneğin üniversitelerin fen bilimleri bölümlerinde ya da enstitülerinde Evrim Teorisi bir tartışma mı?
Evrim Kuramı kabul edilmeden, bırakın biyolojiyi, bilim yapılamaz. Evrim artık bir tez değil, bir olgu. Olgu tartışılmaz; olgu kabul edilir, baz alınır, tartışma onun temelinde yapılır. Bilim çevrelerinde Evrim Kuramı’nın doğru olup olmadığı türünden bir tartışma yok. Tartışma, evrimi geliştirme ve mekanizmalarını daha iyi anlama yönünde. Dolayısıyla bilim etkinliği çerçevesindeki bir kurumun (üniversite, enstitü, TÜBİTAK vb.) Evrim Kuramı’nı tartışması komik bir tutum olur. Evrimi temel alması ve bu temelde araştırmalarını sürdürmesi gerekir.
Türkiye bu kadar geri bir ülke değil. Türkiye üniversitelerinin çoğunda fen bölümlerinde Evrim Kuramı’nın bir tartışma konusu olduğunu sanmıyorum. Tabii bazı gerici öğretim üyeleri olabilir, bu başka bir sorun.
Ama Orta Öğretimde durum farklı. Orta Öğretim Milli Eğitim Bakanlığı’na, yani Hükümete bağlı. Müfredat oradan geliyor. Hükümet Evrim Kuramı’nın doğruluğunu tartışılır kılmak istiyor. Yaratılış da Evrim de birer teoridir, ikisini de müfredata sokalım diyor. Dolayısıyla, ne yazık ki, Orta Öğretimde konu bir tartışma konusuymuş gibi sunuluyor.
Yüksek öğretimde durumun böyle olmadığını sanmak istiyorum. Eğer öyleyse, gerçekten geçmiş olsun!
Üniversitelerde evrimin öğrencilere kavratılması ise bambaşka bir sorun. Evrim bir bilgi yığını değil, bir bakış açısı, bir yöntemdir. Öğrenciye bu yöntem öğretilmeli, bilimsel düşünce refleksi kazandırılmalıdır. Yoksa Evrim, öğrencinin sınavda geçmek için ezberleyeceği, iki gün sonra unutacağı bir ezber bilgi yığını değildir. Bu konuda çok büyük sorunlar var. Bundan 7-8 sene önce üniversitelerin son sınıflarındaki öğrencilere yönelik bir Safsata Anketi yapmıştık. Biyoloji bölümünün son sınıfında okuyan öğrenciler arasında “Adem ile Havva’dan geldiğimize” inananların oranı yüzde 85 çıkmıştı. Ama bu öğrenciler son sınıfa geldiklerine ve hocaları da Evrim Kuramını öğreten kişiler olduklarına göre, nasıl böyle bir sonuç çıkıyor? İşte asıl sorun bu. Eğitimin niteliğine ilişkin çok daha genel bir sorun. Üniversiteler öğrenciye bir bakış açısı sunamıyor, sadece bilgi ezberletiyor. Bu açıdan baktığınızda Evrim Kuramı bir tartışma konusu değil; çoğunluk Adem-Havva’ya inanıyor! “İnanıyor” sözcüğünün altını çiziyorum. Bilimde inanç olmaz. Demek ki bizim üniversitelerimizde bilim yapılmıyor.
Türkiye’de bilimin ve bilimsel araştırmaların seyrinde hükümetlerin rolü ne ölçüde belirleyici? AKP Hükümeti’nin TÜBİTAK da dahil birçok bilim kurumunda kadrolaştığını biliyoruz, AKP’den önce nasıldı, şimdi nasıl bu durum?
TÜBİTAK yöneticilerini Hükümet atıyor. Atamalarda bilimsel değil, politik kaygıların başat olduğu biliniyor. Bu, AKP’den de önce böyleydi. Ama AKP dinsel temaları fazlaca kullanan bir parti olduğundan, onun iktidarında bilimsel düşünceye yönelik saldırıların arttığını belirtmek gerek.
Aslında bilim ile politika, ilişkileri olmakla birlikte, farklı düzlemler. Politikanın bilime kaba müdahalelerde bulunmaması gerek. Bilimsel etkinliği yönlendirebilir, hakkıdır, ama içeriğine karışamaz. Karışırsa, işte Bilim ve Teknik’teki son olay gibi olayları yaşarız. Politika Evrim Kuramı’nın doğru olup olmadığı konusunda bir otorite değildir; bu konular bilimcilerin, uzmanların işidir. Ama ülkemizde durum, ne yazık ki farklı.
Teori kavramının bilimsel karşılığı nedir? Gündelik dilde kullanılan ve aslında ‘fikir’ sözcüğüne karşılık gelebilecek olan ‘teori’, örneğin “Evrim Teorisi de teoridir, ‘Yaratılış Teorisi’ de, isteyen istediğine inanır.” gibi bir anlayışla karşımıza çıkabiliyor. Buna ne demeli?
Bilimi, olgusal dünyadaki (evren, doğa, toplum, birey) değişimi ve dönüşümü açıklama ve anlama etkinliği olarak tarif edebiliriz. Bu açıklama ve anlama işlemi bilimsel teoriler (kuramlar) aracılığıyla gerçekleşir. Gözlem ve deney yoluyla betimlenen olguların neden öyle olduklarını açıklamak ve genellemelere gitmek çabası, kuram oluşturma çabasıdır. Kuram kimi yasa, ilke veya açıklayıcı genellemeler içeren karmaşık bir sistemdir; açıkladığı olgu alanı geniş ve çeşitlidir. Açıklama, kuramın ilk önemli işlevidir. İkinci önemli işlevi, henüz gözlenmemiş olguları öndemek, olgu alanını genişletmektir. Kısacası, iyi bir kuram açıklama ve öndeyi gücü yüksek, eleştiriye açık, kendi içinde ve bilimin doğrulanmış diğer ilkeleriyle tutarlı kavramsal bir sistemdir.
Bilim sürekli, daha doyurucu, daha fazla olguyu açıklayabilen, daha kapsamlı kuramlar arayışı içindedir. Bilimde mutlak diye bir şey yoktur; çünkü hareket, değişim ve dönüşüm sonsuzdur. Örneğin, bir dönem tüm cisimlerin hareketini açıkladığı düşünülen Newton’un klasik mekaniğinin, 20. Yüzyıla doğru, gerek evren çapında gerekse atom-altı düzeyde yeni olgularla karşılaşıldığında, bunları açıklayamadığı görülmüş ve Einstein’ın Görelilik kuramları ve kuantum mekaniği geliştirilmiştir. Görelilik ve kuantum, Newton mekaniğini reddetmez, onu aşar. Bu ikisi, Newton döneminde fark edilemeyen yeni bazı olguları da açıklayan daha geniş kapsamlı kuramlardır. Bilim böyle gelişir.
Evrim Kuramı, dünya üzerindeki canlılığın gelişimi, değişimi ve dönüşümünü son derece başarılı biçimde açıklayan bir bilimsel kuramdır. Son onyıllarda biyoloji alanındaki devrimsel gelişmeler ve ortaya çıkarılan yeni olgular, bu kuramı doğrulamış ve doğrulamaktadır. Şu anda canlılığın gelişimi alanında Darwin’in Evrim Kuramı’na alternatif bir kuram gözükmüyor. Fakat bu hiç olmayacak anlamına gelmez. Nasıl Newton’un klasik mekaniği aşılmışsa, belki de gelecekte yepyeni olgular ortaya çıkacak ve bu yeni olguları da açıklayabilecek daha kapsamlı bir canlılık bilimi kuramı ihtiyacı doğacaktır. Fakat tabii ki, bu da bilimsel bir kuram olacaktır.
Yaratılış ‘Teorisi’ ise (ben ‘dogması’ demeyi daha uygun buluyorum), bilimsel bir teori değildir. Birincisi, dayanağı olgular dünyası değildir, gözlem ve deneylere dayanmıyor. Dayanağı kutsal kitaplar ve dinsel dogmalardır. Yaratılışçılar, ‘teori’lerini destekleyecek herhangi bir deney ve gözlem yapamıyorlar. Böyle bir çabaları da yok. Dolayısıyla ‘fikir’leri, daha doğrusu inançları, bilim etkinliği çerçevesinde değerlendirilemez.
Yaratılışçılar, “bütün canlı türleri birdenbire ve aynı anda, bugün bulundukları biçimde yaratılmıştır” düşüncesini bilim dünyasına sunmak istiyorlarsa ve bilimsel bir düşünce olarak eğitim müfredatına girmesini arzu ediyorlarsa, bu düşüncelerini kanıtlamaya, bu düşünceyi destekleyen olguları bulmaya çalışmalıdırlar. Düşüncelerini destekleyecek gözlemler ve deneyler gerçekleştirmelidirler. Örneğin farklı canlı türlerine ait en eski fosillerin yaşının gidip gidip aynı dönemi gösterdiği belirlenebilirse, bu savundukları tez için ciddi bir kanıt teşkil edebilir. Ama böyle bir durum söz konusu değilse (ki değildir), tezleri baştan güme gitti demektir.
Öte yandan, diyelim ki, 3,5 milyar yıllık insan, at, kedi, köpek, dinozor, bakteri vs fosilleri bulundu! Hepsi 3,5 milyar yıl önceyi işaret ediyor. Bu, 3,5 milyar yıl önce bir şeyler olduğunu gösterir ama yine yaratılışı kanıtlamaz. Bir başka biri de (örneğin Daniken!) çıkar der ki, uzaylılar geldi, bütün bu canlıları bıraktı gitti! Ne diyeceğiz? Ayrıca yaratılış kanıtlanmak isteniyorsa deneyler de yetmez; bu yaratanın (tasarımcının) nasıl bir şey olduğu, bu yaratma enerjisini nasıl edindiği, yaratma eylemini hangi yöntemlerle gerçekleştirdiği vb. de açıklanmaya muhtaçtır.
Kısacası yaratılışçılara önerimiz, bilim alanına hiç girmemeleri, inanç dünyasında kalmalarıdır.*
Yine bilim literatürüne bakacak olursak, bir teorinin kanuna dönüşebilmesi için ne gereklidir? Evrim Teorisi Evrim Kanununa dönüşecek mi? Peki ya ‘Yaratılış Teorisi’?
Yukarıda da belirttiğim gibi, bilimde “teori” (kuram) kimi yasa, ilke ve açıklayıcı genellemeleri içerir. “Yasa” kavramı daha dar ve sınırlı durumlar için kullanılır. Yasa sadece bir ilişkiyi gösterir. Örneğin Boyle’un gazlar yasası veya Kepler’in gezegenlerin hareketine ilişkin üç yasası gibi… Bir gaz kitlesinin hacminin, sıcaklık sabit tutulduğunda, üzerindeki basınçla ters orantılı olarak değişmesi bize sadece bir ilişkiyi gösterir, yoksa o ilişkinin nedensel açıklamasını vermez. Bu ve benzeri ilişkilerin (yasaların) nedensel açıklamasını gazların kinetik kuramında buluruz. Kuramın betimleyici önerme veya genellemeleri aşan bir yapısı vardır.
Bilimdeki “kanun” (yasa) kavramını “kuram”dan daha üst bir düzey olarak anlamamak gerek. Kuram, kanunları kapsar ve daha ötesi, açıklar. Öte yandan örneğin matematikteki “kanun” kavramı ile bilimdeki “kanun” kavramları da farklıdır.
Evrim Kuramı, Evrim Kanununa dönüşür mü? Öyle çeşitli olguları gözler ve öyle kapsamlı kuramlara ulaşırız ki (örneğin çok farklı gök cisimlerinde yeni yaşam biçimleri bulunur, onları da açıklayan kuramlara ulaşılır vs.) dünyadaki canlılığın gelişimini açıklayan Evrim, oldukça dar bir alanı, sınırlı bir ilişkiyi ifade ediyor olur, o zaman belki…
Yaratılışa gelince, o zaten gözlem, deney, olgu, teori gibi aşamaları hiç göz önüne almayıp bir “kanun” olarak ortaya çıkıyor! Ama bilimsel bir kanun değil, “Tanrı’nın kanunu”! Öyle kanunların bilim etkinliğinde bir yeri yok.
* Bu konuda daha geniş bilgi için: 1) C. Yıldırım, Bilimin Öncüleri, “Bilimsel Kuram: Yapı ve İşlevi” bölümü, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, s.45-49. 2) E. Helvacıoğlu, “Dinde son nokta, bilimde nokta bile değil!”, Bilim ve Gelecek dergisi, Sayı: 38, Nisan 2007.{jcomments on}