Ulaş Karakul -
AKP Kitabı, AKP’nin özgüllüğünü, dünya ölçeğindeki kapitalist dönüşümün bağlamına yerleştiriyor. Böylelikle sırf bir ‘değişim’ olduğu için alkışlamamız ve destek olmamız gerektiği savlanan bir iktidarı, hem bir süreklilik hem de bir kopuş olarak otopsi masasına yatırıyor.
Basmakalıp olmayan her siyasal analiz, AKP’nin Türkiye siyasal tarihinde özgül bir yer işgal ettiğini gözetmek zorundadır. Bu özgüllük onu ortaya çıkaran kriz koşullarının yapısından, siyasal tıkanmayı aşmanın yeni dalga neo-liberal biçimlerine, birbiriyle çatışan sınıf çıkarlarının özel birleştirilme ve yatıştırılma yollarına kadar bir dizi değişkene dayanmaktadır. İktisadi, siyasal, ideolojik ve örgütsel olarak bu bütünlüğün analizi, genel sol siyasette çoğu kez ihtiyaç hissedilmeyen bir derinliği gerektiriyor. İşte Phoenix Yayınevi tarafından basılan “AKP Kitabı – Bir Dönüşümün Anatomisi”, 10 ara başlıkta 32 makaleyi bir araya getirerek AKP meselesiyle ilgili söz söylemek isteyen herkesin yakınlarda bulundurması gereken bir kitap.
İlhan Uzgel ve Bülent Duru tarafından derlenen AKP Kitabı, Mülkiye Dergisi’nin 2006 yılında yayınlandığı bir dosyanın güncelleştirilmesi ve geliştirilmesiyle oluşturulmuş. Bu bakımdan zaten her biri kendi alanında AKP dönemiyle ilgili çeşitli çalışmalar yapmış akademisyenler, ikinci kez bir araya gelmiş oluyor, AKP cephesinden toplumun üzerine boca edilen ideolojik manipülasyona karşı…
AKP’nin iktidara gelişinin, Kemalist seçkinlere karşı bir devrim anlamına geldiğini savunan liberal tayfaya karşı, otoriter ve neo-liberal bir iktidar yapısı olarak AKP’nin teşhiri, onu sadece dini referanslı bir siyasal parti olarak gören ve gösteren ulusalcı eğilimlerin eleştirisini de içeriyor. Sonuç olarak AKP Kitabı, AKP’nin özgüllüğünü, dünya ölçeğindeki kapitalist dönüşümün bağlamına yerleştiriyor. Böylelikle sırf bir ‘değişim’ olduğu için alkışlamamız ve destek olmamız gerektiği savlanan bir iktidarı, hem bir süreklilik (geçmişi 24 Ocak kararlarına kadar uzatılabilecek bir bölüşüm düzenlemesi) hem de bir kopuş (2000’li yıllarda kronikleşme eğilimi gösteren krizlere karşı zorunlu siyasal tedbirler paketi) olarak otopsi masasına yatırıyor.
AKP yanlısı ideolojik manipülasyon, çoğunlukla içeriğinden koparılmış kavramlara ve metaforlara dayanarak gerçekleştiriliyor. “Yeni” gibi, “değişim” gibi, “özgürlük” gibi… Bu çerçeveyi kabul ederek muhalefete soyunan kimi siyasal yapılar kendisini bu kavramlara karşı konumlandırıyor. Bu kavramların karşısına ülkeyi “korumayı”, bütünlüğü “muhafaza” etmeyi, “özgürlük”ten çok “güvenliği” elde etmeyi savunarak çıkıyor. Bu ikilik üzerinden belirlenen siyaset, birçok siyasal öznenin kendisini, AKP’den daha fazlasını ister durumda bulmasıyla sonuçlanıyor. Devamı, bir aldatılmışlık duygusu değil midir? Seçim sürecinin de baskısıyla AKP’yle cepheleşen DTP’nin, “AKP’nin de geleneksel politikalara çark ettiği” yönündeki eleştirisi tam da bu yönde bir örnektir. Kürt hareketinin görmezden gelinmez varlığı ve gücü, AKP’yi onlarla çok beklemeden kapışmaya zorlasa da, Ergenekon’da daha fazlasını bekleyen kimi sol/sol liberal yapıların Kürt hareketi kadar şansı bile yoktur. Çünkü AKP onların üzerine gitme ihtiyacı bile duymuyor.
Özellikle sosyalist sol için tam da bu nedenle AKP Kitabı gerekli. Çünkü AKP bugün merkezi olarak sosyalist hareketi hedef almıyorsa, bu onun iddia ettiği gibi devletin eski baskı aygıtlarını parçalıyor olmasının değil, aksine o baskı aygıtlarını tekeline almasının yolunun, ortak olanları diskalifiye etmekten geçtiğini görmesinin sonucudur. Burjuvazinin bu siyasal iç savaşının solu ilgilendirmediğini düşünmek, AKP’de somutlanan dönüşümün dünya ölçeğindeki karşılığından bihaber olmadan mümkün değildir.
AKP kitabı bir bütün olarak şunu söylüyor: ‘AKP meselesi türban değildir, AKP eleştirisi neo-liberal dönüşümün eleştirisidir.’ Bu yüzden sol bugün, derhal ve bütün gücüyle ona saldırmalıdır. “AKP Kitabı’nın politik bir mücadelenin parçası olarak partiyi hedef alma amacı taşımadığını” söyleyen önsöz, politik bir mücadelenin parçası olarak partiyi hedef alma amacının sol açısından açık haklılığına gölge düşürmüyor. Devrimci bir siyaset, devrimcileri iktidarın karşısında konumlandıracaksa, o iktidarın kim olduğunu bilmek ve göstermek zorunludur.{jcomments on}