Sadık Kazancıoğlu -
Hürriyet’in “Welcome Mr. President” başlığı ile sürmanşetten yayınladığı karşılama mesajı Türkiye’nin genel durumunu açıklıyor aslında. Irak’ı işgal edip milyon tane insanın ölmesine neden olan, W. Bush ve ailesiydi sadece. Vurun abalıya!
ABD’nin yeni başkanı Obama’nın ziyareti, Türkiye egemenleri arasında uzun zamandır özlem duyulan bir ortak tapınma ve yalakalık zemininin oluşmasını sağlamasıyla bile başarısını kanıtlamış oldu. ABD söz konusu olduğunda gerçekte her zaman var olan bu ortaklık Bush döneminde ortaya çıkan ve kitlelerde yaygın bir biçimde hissedilen anti-Amerikan çizgi nedeniyle uzun süredir halının altında tutuluyordu. Şimdi televizyon ekranlarından saatlerce yağ çekilebilecek bir başkanın varlığı hakim sınıf sözcülerinin elini oldukça rahatlatmışa benziyor. Cumhuriyet gazetesinden Yeni Şafak’a kadar ana akım medyanın tüm bileşenleri, Baykal’dan Erdoğan’a ve dahi DTP’ye kadar burjuva siyasetinin sözcüleri kısa ziyaret boyunca tüm mesailerini ABD Başkanı’nın bokunda boncuk aramakla geçirdiler. Bir nevi işlerini yaptılar.
Amerikancılık yarışı
“Hoşgeldiniz Sayın Başkan… ABD’nin dostu bir ülkeye geldiniz. Ama son 8 yılda gönlümüz kırıldı. Şimdi kırılan kalpleri onarma zamanı. Türkiye’ye hoş geldiniz” Hürriyet’in “Welcome Mr. President” başlığı ile sürmanşetten yayınladığı karşılama mesajı Türkiye’nin genel durumunu açıklıyor aslında. Irak’ı işgal edip milyon tane insanın ölmesine neden olan, W. Bush ve ailesiydi sadece. Vurun abalıya! Amerikan devletinin bütün suçlarını artık bir atış tahtası haline gelmiş Bush ve arkadaşlarının üzerine yıkıp yeni başkanı bir devrimin önderiymiş gibi göklere çıkarın. Bir savaş arabası olarak çağımızda insanlığın en büyük düşmanı olan bir devlete seçilmiş başkanı saatlerce, günlerce yıkayın bakalım, temizleyebilecek misiniz?
Bütün taraflar Obama’nın açıklamalarından işine gelen kısmını öne çıkarıp ABD bizimle birlikte mesajı vermek için çırpınıyor. “Laik demokrasi vurgusu” başlığı ile çıkan Cumhuriyet, birinci sayfasından yayınladığı başyazıda şöyle diyor: “Türkiye’de son iktidar döneminde ülkemizin kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu Atatürk’e saldırmak, bu büyük insanı küçültmeye, hatta aşağılamaya çalışmak modası ve seferberliği ortalığı sarmıştı. ABD Başkanı Obama, çeşitli konuşmalarıyla ve davranışlarıyla Atatürk’ün uygarlık, insanlık ve Türkiye Cumhuriyeti için anlamını vurgulamış, altını tarihin gerçekçi kalemiyle çizmiştir.(…) Amerikan Başkanı’nın bu tutumu, Türkiye’nin bugününde, kimlerin ve hangi çevrelerin hoşuna gitmemiştir iyi biliyoruz. ‘llımlı İslam devleti projesi’ ile Atatürk Cumhuriyeti’nin köküne kibrit suyu ekmek isteyenlerin Başkan Obama’nın bu yaklaşımına ne diyecekleri merak konusudur.” Atlantik ötesinden ferman gelmiş, ılımlı İslam’ın yerine laik demokrasi geçmiş, bizim ‘tam bağımsız’ Cumhuriyet tayfası bunu kutluyor…
Öte yandan aynı konuşma ile ilgili “Ailemde Müslüman var” başlığını atan Yeni Şafak’ın başyazarı Fehmi Koru daha alengirli işlerle iştigal oluyor. Koru, “başka bir dünya mümkün” sloganları eşliğinde Obama önderliğinde gelecek bir dünya devrimini şöyle selamlıyor: “Bizler de ‘nükleersiz bir dünya’ olabileceğini düşünüyor, Filistin Devleti kurulana kadar İsrail’in kendini güvende hissetmemesi gerektiğine inanıyoruz. Daha âdil bir dünya mümkündür ve ihtiyaç olan bunu isteyecek ve gerçekleştirmesi için çaba gösterecek bir iradedir. Amerika buna hazırsa Türkiye’den alacağı cevap olumlu olacaktır.”
Bu mesaj kapmaca arasında işin suyunu çıkaranlar da yok değil elbette. Başbakanlık eski sözcüsü, Radikal’in yeni yazarı Akif Beki’ye göre Obama’nın işi hayli zor: “Devraldığı imaj, bir enkaz. Sıfırdan başlamak gibi, hatta daha geriden. Ve, tek rakibi Clinton değil, artık. Tayyip Erdoğan’ın karizmasını da aşmak zorunda...”
Görüldüğü gibi her türden yandaş medya, Obama’nın mesajlarının işine geldiği kısmı ile ilgilenerek yeni başkana olan ilgi ve sevgisini ilan etme yarışına girdi. Sahi bu süreçte bir zamanların Davos Fatihi’nin ne yaptığını hatırlayan var mı? Başbakanın biraz arka planda kalmasını normal karşılamak gerekir. Bütün bu düzenin asıl sahibi ve sorumlusunu ağırlamak kolay olmayacaktı elbette. Kendisinin yanında valileri neyse, Obama’nın yanında da Erdoğan oydu, o kadardı.
Biz mesajı aldık…
Obama’ya sormuşlar, “İlk ülke ziyaretinizi Türkiye’ye yapmanızın ardında bir mesaj kaygısı var mı acaba?” Varmış! “Türkiye hakiki bir dost. Birlikleriniz, Uluslararası Güvenlik Destek Gücü ISAF’a ilk katılanlar arasında. Bu yönde çok fedakarlıklara katlandınız. Artık hedeflerimize birlikte ulaşmamızın zamanıdır. Afgan güvenlik güçlerinin eğitimi ve desteklenmesi, bölgeye çeşitli fırsatlar sunma konusunda bize sağladığınız yardıma takdirlerimi sunuyorum. Daha önce birçok kez yaptığımız gibi bu tehdide de birlikte karşı durabiliriz.” İşte asıl meseleye gelinmiş oldu. Bush döneminde yıpranan ilişkileri onarmak için onca yolun neden tepildiği anlaşıldı. Amaç, Türkiye askerini Afganistan’da muharip güç olarak kullanabilmek. Bu isteğin ülkemiz halkında yaratacağı infial ve hükümeti düşüreceği durum düşünüldüğünde Obama’nın ziyareti, bütün sempatikliği ile her kesime dağıtılan mavi boncukların bolluğu açığa çıkıyor.
11 Eylül’ün hemen ardından ABD yönetiminin keşfettiği ilk düşman El Kaide olmuştu. Ardından da ABD ordusu Afganistan yollarına düşmüş, Usame Bin Ladin’i elbette bulamamış fakat bununla da kalmayıp o topraklarda 70’lerde Sovyetler’e karşı kendi yetiştirdiği militanların askeri gücünün altında adeta ezilmişti. Fakat her söylediği yalana herkesin inanacağından neredeyse tamamen emin olması nedeniyle sonradan hedef değişti. Tüm dünyayı yok edebilecek bir kimyasal silah yığınağına sahip olduğu iddia edilen Irak yeni ve asıl hedef haline geldi. Ülke işgal edildi ancak hiçbir zaman kontrol altına alınamadı. ABD ordusu kimyasal silaha benzeyen bir tane nesne dahi bulup başlangıçtaki iddiasını da kanıtlayamadı. İddianın baştan çürük olduğu sonradan Bush tarafından da itiraf edildi. Dünyanın gözünün içine bakarak yalan söylemek konusunda ipin ucu kaçmıştı. Nihayet Bush’un kafaya ayakkabıyı yemesi ile birlikte devir teslim yapıldı, ihaleyi Obama ve demokratlar üstlendi. Şimdi Obama’nın çok alkışlanan Irak’tan çekilme planı işte böyle bir rezil olunmuşluğun sonunda gündeme geldi. Ayrıca onun yerinde kim olursa olsun ABD Irak’tan çekilmek zorundaydı. Arkasında bıraktığı enkazı kaldırmak ise elbette yerli taşeronlarına kalacaktı. Ancak ABD açısından ekonomik ve askeri olarak kendi sınırlarına çekilmenin mümkün olacağını sananların beklentileri Afganistan’daki asker sayısının arttırılacağı haberi ile hayal kırıklığına dönüştü.
Irak’tan çekilmenin koparacağı gümbürtünün Afganistan’da girilecek benzer bir maceranın olası risklerinin üzerini örteceği hesaplandı. Orada patır patır ölen ABD askerlerinin yerine de ülkemizin gençlerinin geçmesi işleri elbette daha da kolaylaştıracaktır.
Önümüzdeki dönem, ülkemiz emekçileri için ABD’nin bu yeni ‘sevimli’ yüzünün ardındaki gerçeklerin keşfi ve yapılan kan pazarlığının tüm taraflarına karşı anti-emperyalist bir mücadele eksininde geçecektir.{jcomments on}