Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Ulusalcılık: Beş benzemezle blöf

 

Ulaş Karakul - 

AKP karşıtı bir reaksiyonla bir araya gelen Ergenekon sanıklarının, en azından ‘siper yoldaşlığı’ içerisinde birbirlerine yaklaşmaları, birbirlerine karşı tereddütlerini aşmaları ve azıcık da olsa politik bir dil birliği yaratmaları güzel olmaz mıydı? Ne gezer… Ulusalcılığın, onun coşkulu temsilcilerinin beş benzemezle yaptıkları bir blöf olduğu ayan beyan görünüyor.

Ergenekon davası üzerinden AKP cephesinin uyguladığı basınç, AKP taraftarı medyanın şuursuz propagandası, liberal-İslamcı yazar-çizer tarafından Türkiye tarihinin baş aşağı çevrilmesi ve bu arada devrimci hareketin bir komplonun parçası olarak lanse edilmesi, 12 Eylül çocuklarının darbe olmasın diye yolları turlaması… Bunların hepsi, solun aklını ve vicdanını yitirmemiş kesimlerinde sınırsız bir öfkeye yol açmaktadır, açmalıdır da. Hele ki diğer tarafta, Zaman gazetesinde köşe kapmaca oynayan ve Ilıcak’ın koluna girip darbeye karşı etrafa gülücükler dağıtan takımı görünce, AKP karşıtlığının altının kalınca çizilmesi zorunlu hale geliyor.

Ama bu sürecin bir başka sonucu da ulusalcılık üzerindeki eleştirinin ve dikkatin zayıflaması… Oysa Silivri’deki mahkeme salonu, kendisi açısından tarihsel bir siperde tutunmuş olan ulusalcılığın niteliğini anlamak açısından önemli fırsatlar sunuyor. Hem onun hem de onunla gerilim içinde kendini ifade etmeye çalışan utanmaz liberalizmin ne olduğunu anlamak için daha uygun bir sahne bulunabilir miydi?

Liberaller bugün ulusalcılık olarak ifade edilen eğilimin, devleti ve statükoyu temsil ettiğini ileri sürüyor. Ulusalcılar da kendilerini yıkılmakta olan bir ulusal devlet ya da cumhuriyet geleneğinin temsilcisi olarak tanımlıyor. Bu bakımdan ulusalcılık bir iktidar merkezi olarak görünürken ona muhalefet eden liberaller muhalefet pozisyonunu elde ediyor. Fakat öyle olsaydı, ulusalcıların gelenekten devraldıkları bir ideo-politik bütünlüğe sahip olmaları buna karşın liberallerin ise muhalefetin çoğulculuğunu yansıtıyor olmaları gerekmez miydi? AKP karşıtı bir reaksiyonla bir araya gelen Ergenekon sanıklarının, en azından ‘siper yoldaşlığı’ içerisinde birbirlerine yaklaşmaları, birbirlerine karşı tereddütlerini aşmaları ve azıcık da olsa politik bir dil birliği yaratmaları güzel olmaz mıydı? Ne gezer… Ulusalcılığın, onun coşkulu temsilcilerinin beş benzemezle yaptıkları bir blöf olduğu ayan beyan görünüyor. Mahkemede söz alan sanıkların nerdeyse üçte biri diğerleri tarafından MİT ajanı olmakla, provokasyon yapmakla suçlanıyor. Daha makul örneklerde, birinin söylediğini bir başkası ‘iyi niyetli ama yanlış fikirler’ olarak damgalıyor. Dava sürecini politik bir mücadele zemini olarak değerlendiren İşçi Partililer dışında kalanlar, bir aralık bulsalar o salondan sıvışmak için pek çok şey yapabileceklerini her fırsatta belli ediyor. Ulusalcılık bırakalım bir ‘hükümet programı’, birlikte bir bildiri bile yazamayacak heterojen bir topluluğun siyasal etiketi olarak görünüyor.
Reaksiyoner ama aynı ölçüde dağınık olan ulusalcılık, tam da bu nedenle AKP açısından uygun bir hasım haline geliyor. Terazisini yitirmiş bir siyasal karşıtlık, hem de karşı çıktığı şey tutum değiştirirse aynı hızda tutumunu değiştirmeye hazır bir siyasal karşıtlık… Bunu sadece ulusalcılar yapabiliyor. Davos’tan sonra Doğu Perinçek’in Tayyip Erdoğan’ı eleştiren açıklaması, Radikal gazetesi tarafından tamamen çarpıtılmıştı. Doğu Perinçek İsrail’in eleştirilmesine karşı çıkıyormuş gibi… Oysa Doğu Perinçek açıkça İsrail’i kınarken Erdoğan’ı İsrail’le BOP üzerinden kurduğu ilişkiler nedeniyle hedef alıyordu. Peki bu ulusalcılığı kurtarıyor mu? Hayır, çünkü bir başka ulusalcı örneğin Erdal Sarızeybek, Hamas’ı yıllar önce terörist ilan ettiği ve PKK’ye karşı İsrail gibi olabilmekten bahsettiği için, bir akım olarak ulusalcılık habire ‘Batı’ya hizmet etmekle suçladığı Erdoğan’a bir anda Hamas’ı destekliyor diye yüklenebiliyor. Ulusalcılığın çok merkezliliği, bir statüko direnişinden çok umutsuzca bir araya gelmişliğe uygun düşüyor.

Mahkeme salonunun dışından bakıldığında da durum değişmiyor. Ulusalcılık içindeki önemli odaklar tam bir dağınıklık sergiliyor. Gerçekleştiği sırada tarihsel olaylar olarak değerlendirilen Cumhuriyet Mitingleri’ni düzenleyen ADD, sessizce fırtınanın dinmesini bekliyor. Cumhuriyet gazetesi, davada sanıklar arasında yer almaktansa bir terör örgütünün mağduru olarak değerlendirilmeye çalışıyor. O terör örgütü ki, yöneticilerinden birisi olan İlhan Selçuk’a suikast planlayan tam bir ‘kötü adamlar’ örgütü… CHP her operasyon dalgasında AKP’ye Deniz Baykal’ın ağzından sataşmakla birlikte gerçekte olan bitene hiçbir biçimde karışmamayı tercih ediyor.

Sahi liberallerin yıllardır kalabalıklara bir öcü gibi gösterdiği o despot, devlet aygıtını avucunun içinde tutan ve ‘demokrasi’ isteyenleri cezaevleri ya da ölümlerle tehdit eden kudret sahibi ulusalcılar nerede? Yoksa acımasız ve güçlü bir iktidar odağına karşı korkusuzca özgürlük mücadelesine giren şu liberal kahramanlar, hepten kolpa mıydı? Yeltsin Rusya’da ‘devrim’ yaparken, karşısında silahlarında mermi olmasa bile hiç değilse üzerlerinde üniforma taşıyan askerler vardı. Türkiye’de ‘temiz eller’ diye çığrışanların üzerine atlarını sürdükleri şeyin, bir değirmen bile olmaması aslında çok acıklı değil mi?{jcomments on}