Yarınlar -
Fethullah Gülen ile ilgili Yargıtay’ın beraat kararı vermesiyle ilgili bir soruya Uras, “…Yargının kararı... Bir şey diyemeyeceğim. Hayırlısı neyse o olsun…’’ karşılığını verdi. Anlaşılan Uras’ın hiçbir suretle legalitenin sınırlarını zorlamak gibi bir derdi yoktu. ‘Statüko’ya karşı mücadele eden bu kağıttan kahraman, statükonun kendisi bir özgürlük olarak sunulduğunda üzerine balıklama atlamak gibi sığ bir politik perspektife sahipti ve ‘özgürlükçü sol’ denen şey de tam olarak bundan ibaretti.
ÖDP’nin 1 Şubat Pazar günü Ankara’da yapılan olağanüstü kongresinde Dev-Yol geleneğini sahiplenen Devrimci Dayanışma Grubu ile Ufuk Uras’ın temsil ettiği Özgürlükçü Sol Grubu yarıştı. Eski Genel Başkan Ufuk Uras’a 443 oy çıkarken Devrimci Dayanışma Grubu’nun desteklediği Hayri Kozanoğlu 483 oy ile ÖDP’nin yeni genel başkanı oldu. Parti Meclisi’ne Ufuk Uras’ın listesinden 28 kişi seçilirken, Kozanoğlu’nun listesinden 32 kişi Parti Meclisi’ne girdi. Seçim sonuçlarından da anlaşılacağı üzere, ortada bir tarafın mutlak zaferinden bahsedilebilecek kadar net bir tablo yok. Başka bir deyişle, ÖDP’de hesap henüz kesilmedi.
ÖDP, 1996 yılında, Dev-Yolculardan Kurtuluşçulara, Birikim dergisi çevresinden bağımsız sosyalistlere kadar çok sayıda grup ve kişinin bir araya geldiği bir çatı partisi olarak kuruldu. İlerleyen süreçte, önce Kurtuluşçular olarak bilinen ve daha sonra Sosyalist Demokrasi Partisi’ni kuracak olan kesim ÖDP’den ayrıldı. Ardından, eski THKP-C önderlerinden Ertuğrul Kürkçü’nün ismiyle anılan Ekmek ve Gül Platformu partiden ayrıldı. 2000’li yıllara gelindiğinde ÖDP içerisindeki en önemli güç Dev-Yolcular olmakla birlikte feminist, sol-liberal, çevreci gruplar da hala partinin içindeydi. 2002 seçimlerindeki başarısızlıkla birlikte ise Ufuk Uras genel başkanlıktan istifa etti. Buraya kadarki süreçte Ufuk Uras ile Dev-Yolcular arasında ciddi bir ideolojik-politik ayrışmanın sözkonusu olmadığını da burada belirttikten sonra, bugün partiyi karakterize eden kutuplaşmanın nasıl ortaya çıktığına gelelim.
Örgütsel ayrışmadan ideolojik-politik kopuşa
2007 Şubatı’nda yapılan Olağan Kongre’ye Dev-Yolcular Alper Taş’ı aday gösterdiler. Ufuk Uras ise kongreye çok kısa bir süre kala parti içerisindeki diğer eğilimlerin desteğiyle genel başkanlığa yeniden aday olduğunu açıkladı. Yapılan seçimlerde Ufuk Uras genel başkan seçilirken, Parti Meclisi’nde Dev-Yolcular üstünlük sağladılar. Bu olay ile birlikte parti içindeki ayrışma net olarak dışarıya yansımış oldu. Aynı yıl yapılacak olan genel seçimler öncesinde ise Uras, Parti Meclisi’nin seçimlere ÖDP olarak girme kararına rağmen ‘Bin Umut Bağımsız Aday Platformu’ndan milletvekili adayı oldu. Artık kesinleşen örgütsel ayrılık yavaş yavaş ideolojik-politik ayrışmaya da dönüşmeye başlıyordu. Milletvekili seçildikten sonra partinin Dev-Yolcu kanadı Uras’ı ‘AKP destekçisi politikalar üretmekle, AKP’nin yanında yer almakla’ eleştiriyordu. Bu süreçte Uras, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 367’nin aşılması için ‘formel demokrasi’den yana tavır alarak Meclis Genel Kurulu’nda oy kullandı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP’nin tavrını CHP’ninkinden daha ‘demokratik’ bulan Uras, verdiği bir demeçte ise Küba’yı anti-demokratik bulduğunu, Küba’nın demokratikleşmesi gerektiğini söylerken kendi solculuğunun sınırlarını da çizmiş oluyordu: Demokrasi ve sosyalizm sosuna bulanmış bir liberalizm.
Aynı Uras Meclis’teki türban oylamasına katılıp boş oy kullanırken “…Bizim için Che Guevara tişörtü giyen de türban bağlayan kadın da saçı uzun ve küpeli erkek de aynı eğitimden yararlanma hakkına sahiptir…” diyerek ‘ufku’ geniş solcuların nerelere sürüklenebileceğini herkese gösterdi. Uras’ın bu tutumundan sonra, ÖDP içindeki Dev-Yolcuların önemli isimlerinden Melih Pekdemir tam da Uras’ın sözkonusu tutumuna atfen “Özgürlükçüyüz ama salak değiliz” başlıklı bir yazı yazarak Dev-Yolcuların türban meselesinde Uras’ın karşısında olduklarını gösterdi.
İnadına liberalizm, inadına liberalizm, inadına liberalizm
Ayrışmanın derinleşmesi bununla da bitmedi. Fethullah Gülen ile ilgili Yargıtay’ın beraat kararı vermesiyle ilgili bir soruya Uras, “…Yargının kararı... Bir şey diyemeyeceğim. Hayırlısı neyse o olsun…” karşılığını verdi. Anlaşılan Uras’ın hiçbir suretle legalitenin sınırlarını zorlamak gibi bir derdi yoktu. ‘Statüko’ya karşı mücadele eden bu kağıttan kahraman, statükonun kendisi bir özgürlük olarak sunulduğunda üzerine balıklama atlamak gibi sığ bir politik perspektife sahipti ve ‘özgürlükçü sol’ denen şey de tam olarak bundan ibaretti.
Ergenekon sürecini ‘faşistlerin soldan temizlenmesi’ olarak okuyan Uras, sol-liberallerle İslamcıların kol kola girdiği ‘Darbeye Karşı 70 Milyon Adım’ eyleminde de Abdurrahman Dilipak ve Nazlı Ilıcak ile birlikte saf tuttu. Türkiye’de her devrin insanı Nazlı Ilıcak, 24 Haziran 2008’de Sabah gazetesinde “…Ufuk Uras gibi düşünen solcular, hem ülkemizin, hem demokrasinin önünü açabilir…” ifadesini kullandı. Kendi partisinin topa tuttuğu bir genel başkan, solun azılı düşmanlarından Nazlı Ilıcak tarafından ‘örnek solcu’ olarak gösteriliyordu. ‘Örnek solcu’nun parti içinde tartıştığı ayrıştığı kim varsa azgın liberaller onu hedef seçiyordu. Taraf gazetesi Dev-Yolcuların ağır toplarından Oğuzhan Müftüoğlu’nu ırkçılıkla suçlarken, Zaman gazetesi Ufuk Uras’ın ağzından Dev-Yolcularla Ergenekon arasındaki bağlantılara işaret ediyordu. Maden bulunmuştu bir kere ve liberallerin bu madeni kaybetmeye hiç niyeti yoktu.
Şimdi ak koyun-kara koyun belli olsun diye Uras’a soralım. Ya da biz bırakalım, Gürbüz Çapan bizim yerimize sorsun: “Veli Küçük benim için ‘komünist’ diyor. Senin için ne dediğini okudun mu?”
Gürbüz Çapan’ın açıklaması:
Veli Küçük benim için ‘komünist’ diyor. Senin için ne dediğini okudun mu?
“…Benim adım Gürbüz Çapan: “Ergenekon” davası tutuklusuyum. Tutuklanma nedenimi bilmiyorum. Suçum söylenmedi. Ama 23 Eylül’den beri cezaevindeyim. Hukukun kurallarının işlemediği bir davada, Tuncay Güney adında bir ‘kırık’ iftiralarda bulunmuş…”
“…Peki, Tuncay Güney sadece benimle ilgili mi konuşmuş? Hayır, Ufuk Uras ile ilgili ifadeleri de var…”
“… ‘Ufuk Uras kimmiş!’ dedi, ‘Ufuk Uras dediğin adam, senin MİT’te mutemet’* dedi. ‘MİT’te’ dedi, ‘asistanlık yaptı’ dedi. ‘Ufuk Uras’ı aldılar getirdiler partinin başına’…” (Tuncay Güney birinci kaset çözümü S.35)
“…Bir ‘kırık’ devşirme Tuncay Güney. Diyor ki bir başka devşirme daha var, o da MİT’in devşirmesi ‘Ufuk Uras’...”
“…Fethullahçı Zaman’dan, solcu Dev-Yol’a, hukuka ve insanların onuruna küfredeceksin…”
“…Şimdi söyle bakalım: Tuncay Güney Ergenekon davasının tek kara kutusudur. Benim ve bana benzer davalılar için söyledikleri doğruysa senin için söyledikleri de doğrudur. Doğru mu? Seni bir MİT devşirmesi olarak deşifre ediyor…”
“…Veli Küçük benim için ‘komünist’ diyor. Senin için ne dediğini okudun mu?”
“…Sen benim için bir acabasın! Pişmanım… Senin milletvekilliğin için sokaklarda yanında olduğum için pişmanım… Sana o yoksul mahallelerde kefil olduğum için pişmanım…”
“Son sözüm: Sen Tuncay Güney’den bile perişansın.”
Ufuk Uras’ın yanıtı
“…Solda itibarını uzun yıllar önce yitirmiş olan bir siyasal çevrenin (genel olarak ulusalcıları, özel olarak da Aydınlık çevresini kastediyor), ÖDP’nin kuruluş yıllarında, 1996’da attığı çamuru, yıllar sonra bu kez Gürbüz Çapan aynen kullanmıştır…”
“…O yıllarda bu mesnetsiz iddiayı ileri sürenleri ciddiye almamıştık, şimdi Gürbüz Çapan’ı da, kaynak gösterdiklerini de ciddiye almıyoruz…”
“…Sol partiler ve demokrat kamuoyu, bu konuda ulusalcı/milliyetçi çevreler tarafından ideolojik ve politik bir kuşatma altına alınmaya çalışılıyor...”
“…Hükümetin muhtelif politikalarına ve uygulamalarına duyulan haklı tepki ve AKP’ye olan güvensizlik, Ergenekon derin örgütlenmesinin açığa çıkarılıp dağıtılmasına asıl destek olacak solun mücadelesinin ve demokrat yurttaş etkinliğinin gelişmesini engelliyor…”
Ufuk Uras cephesi ısrarla Ergenekon soruşturmasını ‘derin devletin deşifresi’ operasyonu olarak görüyor. Devlete rağmen derin devlet olur mu? Adları kahve sohbetlerinde bile anılan kontrgerilla eskileri içeri tıkılınca kontr-gerilla biter mi? Susurluk’ta ‘devlet için kurşun atan da yiyen de birdir’ diyen bir başbakan varken, bugün kendini Ergenekon’un savcısı ilan etmiş bir başbakanın var olması arasında fark yok mu? Nazlı Ilıcak’tan Mümtaz’er Türköne’ye Türk sağının tescilli isimleri Susurluk’ta hükümete akıl verirlerken, Ergenekon’da neden ‘kelle isteruk’ diye yırtınmaktadırlar? Bu soruların hiçbirinin gereği yok Uras’ın gözünde. Bildikleri ve papağan gibi tekrarladıkları değerlendirmeler: ‘AKP kendine demokrat’, ‘AKP bu operasyonu sonuna kadar götüremez’… Bunların dışındaki her değerlendirme kendi ifadeleriyle “…Sol partiler ve demokrat kamuoyu(nun), …ulusalcı/milliyetçi çevreler tarafından ideolojik ve politik bir kuşatma altına alınmaya çalışılması...” onlar için.
Madem Ergenekon derin bir örgütlenme, madem kontrgerilla teşhir ediliyor, madem Ergenekon kapsamında içeri alınan herkes bir biçimde solu ulusalcılığa ya da milliyetçiliğe yedekleme uğraşı içerisinde ve madem Ergenekon iddianamesi Tuncay Güney’in ifadelerinden yola çıkarılarak hazırlanmış ve senin bunu bilmemen gibi bir şey sözkonusu olamaz; o zaman “…ciddiye almıyoruz…”dan öte şeyler söylemen gerekir sayın Uras. Neden mi? Çünkü o ciddiye almadığın adamın ifadelerine dayanılarak hazırlanmış bir iddianameyi Zaman gazetesine demeç verecek kadar ciddiye alıyorsun da ondan.{jcomments on}