Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Kriz seçimleri teğet geçer mi?

 

Yarınlar - 

Yerel seçimler ile AKP’nin devletleşme süreci devam edecek mi? Bize ne diyemeyiz. Bu sürecin devam etmesi demek, emekçileri sömüren çarkın her dişlisinin birbiri ile muazzam bir düzen içinde işleyerek kırılması çok zor bir mekanizmanın tamamlanması anlamına geliyor. Oysa hakim sınıf klikleri arasındaki bir denge durumu, emekçiler ve sosyalistler açısından önemli politik ve örgütsel alanların açılabilmesi ihtimali demektir.

29 Mart seçimleri, daha önceki yerel seçim örneklerinde olduğu gibi, yerel yönetimlerin belirlenmesinin ötesinde bir anlam ve öneme sahip. Bu seçimler bir bakıma 22 Temmuz 2007’de yapılan son genel seçimlerde alınan sonuçların bir tür teyidi ya da reddi anlamında okunabilecek sonuçlar doğuracak. AKP oylarında yaşanacak bir artış ya da sabit kalma durumu, siyasi iktidarın elini kuvvetlendirecek önemli bir gösterge olacakken oy oranlarında görülecek kayda değer bir azalma da, erken bir genel seçimin kapısının aralanması da dahil olmak üzere, burjuva siyaseti içinde ciddi çalkantılara neden olabilir. Bu anlamıyla 29 Mart seçimleri, 2. AKP döneminin 2 yıllık pratiğinin oylanması olarak görülebilir. Yerel seçimler elbette asli gerekçesi olan yerel yönetimlerin şekillenmesi işlevini de görecektir. Fakat gerek yerel yönetim organlarının merkezi iktidarın uzantısı olmaktan kurtulamaması gerekse belediyeciliğin sınırlarının bu rant düzeni içinde sıkıca belirlenmiş olması nedeniyle, sonuç ne olursa olsun bu seçimin asıl önemi yerel yönetimlerin belirlenmesinden çok merkezi siyasal sürece etkisiyle ölçülecektir.

Merkezi siyasal sürecin etkin aktörleri, son bir yıl içinde kıpırdanmaya başlayan kitle hareketlerine rağmen esas olarak hala burjuva kamplarından oluşuyor, onların iç mücadeleleri ile belirleniyor. Emek cephesi açısından da birkaç yerde çıkarılan iddialı adaylar dışında ülke genelinde belirleyici bir etkiden söz etmek mümkün değil. Bu durumda 2009 yerel seçimleri yine burjuva klikler arasında bir hakimiyet mücadelesine sahne olacak. AKP, CHP ve MHP’nin önemli aktörler olarak rol alacakları bu sahnede SP ve DSP gibi figüran role razı unsurların çabalarını izleyeceğiz. Bununla birlikte Kürt illerinde de AKP ile DTP arasındaki mücadele önemli sonuçlar doğuracaktır. Yerel seçimlere giden yolun ve muhtemel sonuçlarının fotoğrafı çekildiğinde sosyalist sola bir özne olarak rastlanamıyor olması, bu seçimlerin emekçiler açısından hiçbir şey ifade etmeyeceği anlamına gelmiyor. Genele bakıldığında kitlelerin yöneleceği düşünülen düzen partilerinin genel ve yerel yönetim programları arasında büyük farklar yok. Tartışma, belediyelerin denetimindeki ranta kimin sahip olacağı üzerinden yapılıyor. Ancak önemli bir gelişme olarak siyasi hayata giren seçim tartışmalarını sadece bu önemli gerçek üzerinden yorumlayarak genel bir sosyalizm çağrısı ile yetinmek ister istemez sığ kalacaktır. En nihayetinde doğru olanı söylemek her konjonktür içinde gerçek bir politik tutum anlamına gelmez. Bu açıdan bakıldığında burjuva klikler arasındaki çatışmanın yerel seçimler özelinde nasıl sonuçlanacağı emekçilerin ve onların çıkarını savunan sosyalist öznelerin politik ve örgütsel alanlar yaratabilmesi bakımından son derece önemlidir.

AKP’nin devletleşme süreci devam edecek mi?
Bize ne diyemeyiz. Bu sürecin devam etmesi demek, emekçileri sömüren çarkın her dişlisinin birbiri ile muazzam bir düzen içinde işleyerek kırılması çok zor bir mekanizmanın tamamlanması anlamına geliyor. Oysa hakim sınıf klikleri arasındaki bir denge durumu, emekçiler ve sosyalistler açısından önemli politik ve örgütsel alanların açılabilmesi ihtimali demektir. Yerel seçimlerden on yerde muhtarlık, 5 yerde belde belediyesi ve iki yerde de büyük ilçe belediyesi alarak çıkmak, bir sosyalist özne için ciddi bir kazanım sayılabilir. O alanlarda yaratılacak örnekler, kazanılacak deneyim tüm sol açısından elbette önemlidir. Ancak bu sınırlı çalışmalar bütün bir yerel seçim sürecine yönelik yaklaşımı belirlememelidir. Bu nedenle devlet aygıtına tamamen egemen olma yolunda ilerleyen AKP’nin ve onu var eden emperyalist projenin teşhiri, solda duran herkes açısından ülke genelindeki asli görev olmalıdır. Ülke çapında AKP karşısında gerçekçi bir seçenek oluşturamıyor oluşumuz, AKP ile mücadelenin örneğin CHP namına kılıç sallamak olduğu anlamına gelmez. Bu anlamıyla İstanbul ve Ankara başta olmak üzere AKP şahsında neo-liberal belediyeciğin mahkum edilmesine yönelik çalışmaların büyük önemi olduğu kesindir. Çok muhtemel gözükmese de bu merkezlerden başlayarak AKP’nin yaşayacağı bir seçim yenilgisi, kriz koşullarında işçi sınıfının yükselen mücadelesi ile de birleşerek, parlamenter düzlemde erken seçime kadar uzayabilecek fakat daha da önemlisi emekçilerin kendi seçeneklerini oluşturacakları çok daha kapsamlı bir mücadele hattının yolunu açabilir. Bu olasılık zorlanmalıdır. Yerine CHP geçecek kaygısı solu, böylesi bir neo-liberal projenin ürünü olan AKP hükümetine karşı mücadele etmekten alıkoymamalıdır. Burjuva kliklerden bir tanesinin bayrağını sallamak hiçbir tarihsel koşulda elbette sol ile bağdaşamaz. Sorun 2009 yerel seçimlerinde, desteklemeye değer bir adayın çıkarılamadığı koşullarda okumuzun sivri ucunu nereye yönelteceğimizdir. Sorunun yanıtı açıktır. Hakim sınıf klikleri arasındaki baskın ve egemen unsur öncelikli hedefimiz olmalıdır.

Olasılıklar ve sonuçlar
Dünya çapında yaşanan ekonomik krizin etkisinin yoğun şekilde hissedildiği bir dönemde girdiğimiz yerel seçim sürecinin krizden hiç etkilenmemesi elbette beklenemez. Kriz ve teğet geçme beklentisi tek başına AKP açısından önemli bir meşruiyet kaybına işaret edecektir. Söz konusu olanın bir yerel seçim olması bu gerçeği çok fazla değiştirmeyecektir. Çünkü yerel adayların toplum nezdindeki itibarını belirleyen de yine onların temsilcisi olduğu siyasi akımın itibarı olacaktır. Deniz Feneri ile başlayan ve bir dizi alanda ortaya saçılmaya devam eden yolsuzluk haberleri, belediyelerin bu yolsuzluk olaylarında nasıl etkin ve önemli roller üstlenebileceğinin görülmesi de AKP’nin AK söylemindeki samimiyete kuşku ile yaklaşılmasını sağlayacaktır.

CHP’nin AKP karşısına İstanbul ve Ankara’da güçlü adaylarla çıkıyor olması, geçen yerel seçimlerin aksine buralarda bir seçim yarışına tanıklık edeceğimizi gösteriyor. AKP’nin kilit isimlerine siyasetten el çektirmeyi başararak ciddi bir popülerlik kazanan Kemal Kılıçdaroğlu, en son Gökçek gibi bir laf ebesi karşısında da düellodan galip çıkarak önemli bir siyasi figür haline geldi. Şu ana kadar görünen de İstanbul için adaylığını açıklamasının Başbakan dahil olmak üzere AKP saflarında paniğe yol açtığıdır. İktidarın kendi kudretinden başının döndüğü bir dönemde işleri gevşeterek rant düzenine hukuki bir kılıf bulmayı dahi önemsememesinden yararlanarak, bu çok verimli alanda parlayan Kılıçdaroğlu, buna rağmen İstanbul halkı için gerçek bir umut olmaktan hayli uzak. Çünkü temsil ettiği temizlik, rant belediyeciliğinin karşısında halk belediyeciliği değil, rantın hukuka uygun bir bölüşümünün sağlanmasıdır. AKP belediyeciliğinin pervasızlığı karşısında Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği tarz, derine inmeyen, yüzeyle sınırlı bir temizlikten ibarettir. Ankara için Karayalçın’ın durumu da farklı değildir. Belediye başkanı olduğu dönemde özelleştirmelerin hız kazandığı bilinen Karayalçın, bugün CHP’den aday olurken elbette kamucu bir belediyecilik vaat etmiyor. Gerek İstanbul gerekse Ankara özelinde geleneksel oy dağılımları ve güncel seçmen eğilimleri düşünüldüğünde CHP adaylarının şansı yüksek gözükmüyor. Fakat iki merkezde de AKP geleneğinin 15 yıldır kesintisiz devam ediyor olması, özellikle Ankara’da Gökçek’in derebeyi pozlarıyla halkın gözündeki sempatisini tümüyle yitirmesi, AKP adaylarına sağda rakip olabilecek adayların da çıkması ihtimaliyle birleşince CHP adayları için bir umut ışığı doğabilir. En azından bu iki merkez için AKP’nin işinin 2004 seçimleri kadar kolay olmayacağı kesindir.

Kendi geleneksel örgütünü koruyan Saadet Partisi’nin bazı merkezlerde güçlü adaylar çıkarması, AKP’yi en azından önlem almaya yöneltecek önemli bir unsur olarak okunabilir. Sağ seçmen üzerindeki etkisi ile AKP’ye zorluk çıkarabilecek bir diğer parti de yine SP gibi kendi örgütünü koruyan MHP olacaktır. Seçmenin bu iki seçeneğe ne kadar yöneldiği, bir bakıma AKP dışı arayışların kendi tabanında ne kadar güç kazandığını da gösterecek. Yanıtı belirsiz bu soru, seçim sonrasında burjuvazi içinde yeni siyasal temsilciler arama çalışmalarına yön verebilir.

Tüm bu gelişmeler karşısında AKP’nin eli armut toplamıyor elbette. Aleyhinde yorumlanabilecek bu tür olaylara karşın ülke genelindeki siyasi itibarını toparlayabilmek için planlanmış bir dizi politika çoktan yürürlüğe girdi bile. Bunlardan birincisi, kendi başına bir yerel seçimin önemini fersah fersah aşsa da Ergenekon operasyonudur. Bu operasyon ile AKP, karşısında duran devlet içindeki rakip ya da muhaliflerine ciddi bir itibar kaybettirmiştir. Operasyonun akli dengesi tartışmasız bir şahsın ifadelerine dayanıyor olması, hukukun değil polisin karar verdiği bir süreci başlatmış olması gibi itirazların şimdilik pek kıymeti yok. Ulusalcı muhalefetin ‘nefer’leri, demokrasimizin azılı birer düşmanı olarak çoktan damgalandılar. Böylece AKP tarafından burjuva safları içinden gelen en ciddi tehlike bertaraf edilmiş oldu. Bunun yanında İsrail’in Filistin halkına yönelik katliamı nedeniyle Türkiye halkının artan öfkesi, başbakanın Davos şovu ile AKP yelkenlerine rüzgar olarak akıtıldı. Erdoğan’ın her fırsatta medyaya yüklenmeye devam etmesi de buradan pirim kazanacağını bilmesinden kaynaklanıyor. Benzer bir biçimde kriz koşullarında IMF ile anlaşmanın geciktirilmesi, bu gecikme boyunca başbakanın halkı IMF’den koruyor pozlarına girmesi yine AKP oylarının korunmasına yönelik önemli hamlelerden biri oluyor.

Kürt illerinde düello
Seçim sonuçlarının doğurabileceği sonuçlar bakımından Kürt illerinin durumu oldukça kritik. Kürt hareketi bölgede şimdiye kadarki en ciddi rakibi ile karşı karşıya kaldı. AKP’nin devletleşme atağı elbette Fırat’ın batısı ile sınırlı değil. Kürt sorunu etrafında da ciddi hamleler söz konusu. İşbirlikçi Barzani yönetimi ile geliştirilen ilişkiler, devlet televizyonunda Kürtçe yayının başlatılması, üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılacağının duyurulması Kürt hareketinin etkisini kırmaya dönük ciddi adımlar oldu. Bu adımlara Kürt illerindeki gösterileri polis terörü ile bastırma politikası eşlik etti. AKP Kürt halkına karşı hem seven hem döven bir pozisyonda durmaya çalışıyor. Bunun yanında Kürt hareketi de başbakanın bölgeye yaptığı ziyaretleri kendisine zehir edecek kadar geniş bir katılımla eylemli bir karşı çıkış sürecine girdi. Demokrasi ve özgürlükler konusunda AKP açılımları nasıl birer palavra olarak kaldıysa, Kürt sorunu özelinde gerçekleşen açılımların da Kürt halkının bağımsız siyasi iradesini kırmaya yönelik göstermelik gelişimler olduğunu görmek gerekir. AKP’nin ülke genelinde elde edeceği yeni bir seçim zaferi nasıl topyekûn emekçiler açısından yıkım anlamına geliyorsa, Kürt illerinde şimdi ilan edeceği bir egemenlik de Kürt halkı için baskı ve imha politikalarının devamından başka bir anlam taşımayacaktır.
Sonuç olarak 29 Mart yerel seçimleri, ülkemiz açısından yerel yönetimlerinin nasıl düzenleneceği sorusunun dışında, çok daha merkezi bir politik hesaplaşmada geldiğimiz aşamaya işaret edecektir. Seçimler konusunda takınılması gereken tutum da bu genel politik hesaplaşmanın emekçi halk açısından ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin doğru şekilde tahlilini gerektirir. Valilerin AKP il başkanı gibi çalışmaya başladığı koşullarda bu egemenliğin pekişmesini sağlayacak her hamle, emekçiler açısından kısa vadede çok daha ağır koşulları yaratmaya adaydır.{jcomments on}