Celal Erten -
Can Dündar’ın kurduğu şık bir sahne, gündemdeki meseleleri elbette ortalamanın üzerinde bir düzeyde tartışmak üzere yazan çizen insanlar çağrılmış. Konu ciddi, Fethullah Gülen cemaatinin devlet katındaki örgütlenmesinin ne durumda olduğu ve bunun bir tehdit olup olmadığı tartışılacak. Tartışmaya katılanlardan birisi Önder Aytaç, polis akademisi öğretim üyesi, Kültür Bakanlığı danışmanı ve Taraf gazetesi yazarı. Bir başkası Nevval Sevindi, Fethullah Gülen’le yaptığı röportajı kitaplaştırmış hoşgörü insanı bir kimse. Can Dündar Sevindi’nin röportajından ve kitabından söz edince “İngilizcesi de New York Üniversitesi’nden çıktı.” diyerek başarısının altını çizen olgun bir insan. Merdan Yanardağ, solcu bir gazeteci ve yazar. Buraya kadar anılan herkesin ne diye programa katıldığı belli. Fethullahçılığın devlet ve özellikle polis içindeki örgütlülüğünü tartışmak üzere bir polis, bir fethullahçı ve onlara karşı bir eğilimi dile getirmek üzere bir solcu gazeteci çağrılmış. Tabii bir de Ömer Laçiner var. O ne polis, ne fethullahçı ne de solcu.
Laçiner, aklı olmayan sola akıl vermek üzere bir araya gelmiş ve kendilerinden başka kimsede akıl olmadığına inanan Birikim tayfasının yayın yönetmeni. Birikim’in hemen her sayısında, derginin açılışını yaparken en çok kendisinin hayran olduğu tahliller yaparak ışık saçan bir aydın o. Her zaman doğru, incelikli, süper bir adam. Tabii ki öyle değil ama Laçiner kendisini öyle sanıyor. Bu yüzden de en çok onun aklının kıymetini bilmeyenlere çatıyor. Laçiner için Cemal Poyraz şöyle demişti: “Laçiner’e ‘devrimci’ sıfatını verirseniz şayet -ki bu onulmaz bir hata olurdu-, bir süre sonra görürsünüz ki Laçiner’in ilk işi, etrafındaki tüm gerçek devrimcilerin taşımaya hak kazanmış oldukları devrimci sıfatını onlardan çekip almaya yönelmek olacaktır.” Bundan biraz daha fazlasını söylemek gerekir, Laçiner’e solcu derseniz, şu ya da bu şekilde solcu olan herkesten (çıtanın düşürülmüş olduğuna dikkat çekelim) bu sıfatı çekip alarak işe başlayacaktır.
Laçiner ‘solcu’luğunda, bir insanı solcu yapan şeyin ne olduğu pek belli değildir. Can Dündar’ın programında fethullahçılık için “sivil bir harekettir, meşrudur” mealinde sözler etmiş olması kimseyi şaşırtmasın. Çünkü onun solculuğunda zaten tahlil, böyle başlayıp böyle biten bir zihinsel işlemdir. Merdan Yanardağ emniyet örgütlenmesinden, bütün toplumu dinleyen bir şebeke kurulmasından, polis merkezli provokasyonlardan, suikastlardan ve devamında ABD emperyalizminden, NATO’dan, özelleştirmelerden, 12 Eylül destekli tarikatlardan istediği kadar söz etsin. Laçiner açısından bunlar üzerinde düşünmeyi gerektiren mevzular değil. “Abartmayın sivildir” diyor Laçiner ve onun için tartışma bitiyor. O kavunun dibini koklamıyor, sivil olup olmadığına bakıyor.
Birikim dergisinde 99 yılına doğru olsa gerek, Demir Lady’nin ayak sesleri mealinde bir tahlil yayınlanmıştı. Kastedilen Çiller’in güçlenerek yoluna devam ettiğiydi. Çiller’in tetikçi gazetelerinden birisi hemen birinci sayfaya taşıyıverdi, “solcu aydınların dergisi Birikim bile ‘Çiller geliyor’ diyor”. Geçmiş olsun, tahlili yapana da o tahlile güvenerek hesap yapana da. Sorun o değil, siyasal sağın platformlarında, daima soldan bir eleştiriyi cevaplamak üzere sahneye çağrılmak hiç mi ağır gelmez insana? Durup bir düşünmez mi “yahu bir şey yanlış mı acaba” diye? Hayır, Birikimci kendisi hakkında düşünmez, o herkesi ve her şeyi sadece bilir. Geri kalan onun bildiklerinden bir kısmını edinmeye çalışır.
Karpuz kabuğundan gemi yapılır, solcu yapılmaz. Yani solculuk hala emekçilerin, halkın yararını savunmak ise; piyasa sistemine, küresel egemenlik aygıtlarına, onların silahlı güçlerine, medyasına, şununa bununa karşı çıkmak ise Laçiner’den solcu yapılmaz. Ama solculuk Nevval Sevindi’yle “sivil iyidir” tadında istişarelerde bulunmak ise tamam, Laçiner solcu. Biz karpuz kabuğuyuz.{jcomments on}


