Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Ergenekon kıskacında Türkiye solu

 

Kemal Sarptekin - 

Ergenekon sürecinin bütününü iyi okumak gerekmektedir. Mustafa Özbek’i ya da bir başka emekçi düşmanını savunmak için değil; apolitizmin ayaklarımıza dolanmış prangalarını kırabilmek, emekçinin mücadelesini siyasileştirmek, ya da kısaca ‘Marksist’ olabilmek için, bunu yapmak gerekmektedir.

yksel_akkaya2Ergenekon operasyonları, sadece hakim sınıflar arasındaki iktidar mücadelesi ve bu mücadelenin getirdiği yarılmalarla kendini göstermiyor; aynı zamanda sol içi tartışmaların artmasına hatta ayrışmalara yol açıyor. Ergenekon’un 11. dalgası olarak adlandırılan son dalgada Türk-Metal İş Başkanı Mustafa Özbek ve yöneticilerinden birkaçının tutuklanmasıyla birlikte KESK eski Başkanı İsmail Hakkı Tombul’un “Türk-Metal sendikadan sayılmaz” minvalindeki yaklaşımına Yüksel Akkaya’nın sendika.org’da yayınlanan “Ergenekon, sendikal özgürlük, Türk-Metal” başlıklı yazısında “…sendikalar Ergenekon operasyonu içinde sendikal özgürlüğe yönelik bu büyük saldırıyı gör(melidir)…” ifadeleriyle cevap vermesi, Türkiye solunun Ergenekon meselesinde netleşemediğini bir kez daha göstermiş oldu.

Meselenin birbiriyle ilişkili, biri genel diğeri özel, iki yönü olduğu söylenebilir: Bu iki yönü iki soruyla belirtmek gerekirse: 1. Ergenekon operasyonunun Türkiye solu açısından anlamı nedir ya da ne olmalıdır? 2. Türk Metal-İş sendikası yöneticilerinin tutuklanmaları hangi ilişki ya da çatışmanın ürünüdür?

Marksist kime denir?
Birinci soruyla ilgili olarak söylenmesi gereken, Ergenekon operasyonunun, Türkiye’deki devrimcilerin ya da Kürt hareketi gibi ilerici siyasetlerin her mücadelesinde karşısına dikilen kontrgerilla eskilerinin, faşist kadroların ya da faşist-burjuva sendikacıların içeri alınmasından ibaret bir operasyon olarak değerlendirilemeyeceğidir. Bütün bu olgular gerçek olmakla birlikte, sürecin içerisinde yer alan küçük ayrıntılardır. Bu ayrıntılara fazla takılmak, “derin devlete karşı bir operasyona neden karşı olalım? Ne yani Veli Küçük’ü mü savunalım?” refleksiyle hareket etmek, sürecin kendisini göz ardı etmek olduğu gibi, devletin kendi derinliğinden azad edilebileceğine dair liberal varsayımı kabul etmek anlamına da gelir. ‘Temiz ve şeffaf devlet özlemi’ bir liberal için son derece önemli bir hedef olabilir; ama bir Marksist için bu, tam bir deli saçmasıdır. Biraz da karikatürize ederek söyleyelim: Marksist, olmayacak duaya amin demeyendir!

Ergenekon sürecinin kendisi mi? Süreç tam da devletin el değiştirme sürecidir. Arkasındaki Fethullahçı örgütlenmeyle birlikte AKP, devleti teslim almakta ve kendisine rakip olarak gördüğü unsurları tasfiye etmektedir. “İyi de bunlardan bize ne!” mi diyorsunuz? O zaman apolitizmin rüzgârına kendinizi kaptırmışsınız demektir. Doğru siyasi analiz yapamayanlar doğru siyaset de üretemezler. Marksist bir devrimci, bok çukuruna dönmüş bir dünyada temiz kalmak için didinip durmaz; vaktini ve mücadelesini kendini marjinalize etmek için harcamaz. Yine karikatürize ederek söyleyelim: Marksist, iki ucu boklu değneğe değme cesaretini gösterendir. Marksist, o değneğin hangi ucundan ne zaman tutup kimin kafasına vurması gerektiğini iyi bilendir.

Ulusalcılarla ittifak mı öneriyoruz? Hayır. Önerimiz son derece basit bir siyasi tutum ve davranışa herkesi davet etmektir. Nasıl ki Türkiyeli devrimciler SSGSS yasasına karşı, eski, kokuşmuş, borç içinde yüzen bir sosyal güvenlik sistemini savunmak için değil, sermayenin karşı saldırısını savuşturmak için alanlara çıkmışlardır; bugün de ulusalcıları, emekli paşaları, faşist kadroları ya da kontrgerilla eskilerini savunmak için değil; AKP’nin türdeş iktidar özlemine ve Fethullahçı örgütlenmeye saldırmak için Ergenekon sürecini deşifre etmelidirler. “SSGSS ile Ergenekon arasında çok fark var” mı diyorsunuz? Kesinlikle haklısınız; lakin aradaki fark, Marksizm ile apolitizm arasındaki fark ile karşılaştırıldığında devede kulak kalır.

Mesele sendikal özgürlük meselesi değildir
İkinci soruyla ilgili ise söylenmesi gereken şudur: Türk Metal-İş yöneticilerinin Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanmalarının nedeni, bu sarı sendikanın şoven milliyetçi yöneticilerinin işçi sınıfı, emekçiler ve sosyalistlere karşı olan düşmanca tutumları ya da o tutumlarından kaynaklanan çatışmalar değildir. Bundan ötürü, KESK eski başkanı Tombul “…sendikal mücadele içinde, toplumsal hareketler içinde bu sendikayı hiç görmedik…” derken son derece haklı olmasına rağmen, meselenin asıl yönüne dair bir şey söylememektedir. Tam tersi bir şeyi söylüyor olmasına rağmen, Yüksel Akkaya da meseleyi sendikalar ve sendikaların emekçilerle olan ilişkisi bağlamında değerlendirmektedir. Ergenekon sürecine ilişkin Türkiye solundaki apolitizme dikkat çekmekte son derece haklı olan Akkaya “…Limter-İş’in yöneticilerinin tutuklanması sendika özgürlüğünün ihlalidir. Ama, Mustafa Özbek’in de tutuklaması sendika özgürlüğünün ihlalidir. İkisi arasında dünya kadar fark da olsa, bu pozitif sendikal hakların özgürlüğü hukuku üzerinden böyledir…” ifadesiyle Türk-Metal’in bir sendika olduğu için baskıya maruz kaldığı yanılsamasını güçlendirmektedir. Oysa herkesin malumudur ki, Türk Metal-İş Sendikası, doğrudan emekçi örgütlenmesini hedef alan bir saldırıda, burjuvazinin gündeminde bile olmaz.

Solu sendikacılık perspektifinin doğal sınırlarının ötesine taşıyabilmek, dolaylı değil, doğrudan siyasi pratiğe müdahil olabilmek için Ergenekon sürecinin bütününü iyi okumak gerekmektedir. Mustafa Özbek’i ya da bir başka emekçi düşmanını savunmak için değil; apolitizmin ayaklarımıza dolanmış prangalarını kırabilmek, emekçinin mücadelesini siyasileştirmek, ya da kısaca ‘Marksist’ olabilmek için, bunu yapmak gerekmektedir.{jcomments on}

Ergenekon sürecinin bütününü iyi okumak gerekmektedir. Mustafa Özbek’i ya da bir başka emekçi düşmanını savunmak için değil; apolitizmin ayaklarımıza dolanmış prangalarını kırabilmek, emekçinin mücadelesini siyasileştirmek, ya da kısaca ‘Marksist’ olabilmek için, bunu yapmak gerekmektedir.