Ali Kızıloğlu -
Rusya’nın Ukrayna ve Gürcistan gibi zayıf noktaları olabilir; ancak uyguladığı enerji politikaları ve ABD’nin müdahale alanının dışında adım adım büyütmekte olduğu ittifaklar, önümüzdeki dönemde emperyal bir güç olacağının işaretlerini veriyor.
Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünya” şeklinde başlayan dünya tahlillerinde bazı değişiklikler yapma zamanının geldiğini düşündüren gelişmeler yaşıyoruz son zamanlarda. ABD’nin mutlak güç olduğu yönündeki ezberler değişiyor. Dünyanın efendisi ve demokrasinin korucusu olma rolüne soyunmuş yeni muhafazakar Bush, yerini uluslararası dengeleri daha fazla gözeteceği anlaşılan Obama’ya bırakıyor. Obama’nın inşa etmeye çalıştığı bu politikanın en önemli sebeplerinden biri ABD’nin Bush zamanında uluslararası kamuoyunda itibarının fazlaca zedelenmiş olması ise bir diğeri de Rusya’nın hem kendi bölgesinde hem de Avrupa Birliği ve Latin Amerika gibi önceden ABD’nin etki alanında olan bölgelerde nüfuzunu artırma yönünde başlattığı girişimlerdir. Buna bir de ABD’nin Ortadoğu politikasını felç edecek biçimde İran’ın nükleer programına yaptığı yardımları da eklersek Rusya’nın, önümüzdeki dönemde ABD’nin başını daha çok ağrıtacağını söylemek yanlış olmaz. İşte bu noktada Gürcistan’a yönelik Rusya’nın müdahalesi, ardından yaşanan bir dizi gelişme düşünüldüğünde, bir dönüm noktası olmuş gibi gözüküyor. Bu müdahale, Rusya’nın ABD kuşatmasına karşı yapageldiği savunmadan vazgeçerek taarruza geçmesinin ilk adımı olarak okunabilir. Bu ilk adımı takip eden gelişmelere şöyle bir göz attığımızda ise Rusya’nın şimdiden birkaç önemli muharebe kazanmış olduğunu görüyoruz.
Herkes tarafından biliniyor olduğunu görmezden gelerek yukarıda sözünü ettiğimiz ABD’nin kuşatması konusuna kısaca değinmek ve son yıllarda yaşananları hatırlamak yerinde olur. ABD’nin 11 Eylül’ün ardından teröre karşı demokrasiyi savunmak amacıyla başlattığı harekat ile Afganistan ve Irak’ta işgal ile yürütülen Amerikancılaştırma hamlesi; Kafkaslarda, Orta Asya’da ve Doğu Avrupa’da bulunan bazı ülkelerde ise renkli devrimlerle gerçekleştirildi. Petrol ve doğalgaz bakımından son derece zengin olan bölgede hazmedilebilecek lokmalar birer birer yutulurken, İran ve ondan çok daha büyük bir lokma olan Rusya’nın ise etkisizleştirilmesinin pek kolay olmayacağı ortaya çıkmıştır. Rusya’nın ‘kuşatılmasına’ mecazi anlamda komşularının birer birer ABD hegemonyasına dahil olmasından da öte, Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da konuşlandırılan füze kalkanları ile gerçek anlamda da başlanmış oldu. Ukrayna’da ise füze kalkanı kurulması hala tartışmalı bir konu. Tartışmanın sebebi, Rusya’nın da karşılık olarak bu ülkelerin sınırlarına füze kalkanı yerleştireceğini açıklaması. Gerçi şu günlerde karşılıklı yapılan açıklamalar, füze kalkanı projelerinin ötelendiğini gösteriyor. Ancak ABD’nin Ortadoğu ve Kafkaslar politikasında radikal değişiklikler olması, söz gelimi Rusya’nın etki alanını genişletmesine müsamaha gösterilmesi söz konusu olamayacağı için bu meselenin önümüzdeki dönemde daha çok tartışılacağını söylemek yanlış olmaz.
Rusya’nın etki alanını genişletme çabalarında esas ağırlık verdiği alan Avrasya’da enerji pazarı üzerinde hakimiyet kurmak olsa da, yalnızca Avrasya’da hatırı sayılır bir güç olmakla yetinmeyeceğini, Küba ve Venezüella başta olmak üzere Latin Amerika’daki ABD karşıtı ülkelerle ticari ve askeri ilişkilere ağırlık vermesinden anlayabiliriz. Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesinin ardından Venezüella ve Bolivya ile birlikte ortak bir askeri tatbikat gerçekleştirmesi, bu yönde atılmış adımlardan en çok öne çıkanı oldu.
Bir yandan ABD’nin arka bahçesinde ittifaklar kuran Rusya, öte yandan bulunduğu bölgede ABD’nin etki alanının daralmasını sağlamaya çalışıyor. ABD’nin, Afganistan operasyonunda kullanmak üzere, 2002 yılında açılan askeri üssünün kapatılmasını kararlaştıran Kırgızistan hükümetinin bu kararı almasında Rusya’nın etkili olduğu yorumları yapılıyor. Kırgızistan hükümeti bu kararına gerekçe olarak ABD ile finansal destek ve ülkeye yatırım yapılması konularında anlaşma sağlanamamasını gösterse de, sözü edilen açıklamanın Rusya’dan gelen Kırgızistan’a 2 milyar dolarlık kredi ve 150 milyon dolarlık finansal destek sözünün hemen ardından yapılmış olması bu kararda Rusya’nın payı olduğunu doğrular nitelikte.
Rusya’nın bir emperyalist odak yaratma yönündeki girişimleri, henüz başlangıç aşamasında ve ABD’nin küresel hegemonyası ile [zayıflamaya başlamış olmasına rağmen) kıyaslanamayacak denli zayıf olsa da görmezden gelinebilecek bir şey değildir. ABD’nin tek ve mutlak emperyalist odak olma tekeline önemli bir rakip oluşmaktadır. ABD’nin yükselmekte olan bu gücü hoş karşılamayacağı açıktır. Ancak isteksiz de olsa bu gerçeği kabullenmesi gerekecek gibi gözüküyor. Zira Rusya’nın Ukrayna ve Gürcistan gibi zayıf noktaları olabilir; ancak uyguladığı enerji politikaları ve ABD’nin müdahale alanının dışında adım adım büyütmekte olduğu ittifaklar, önümüzdeki dönemde emperyal bir güç olacağının işaretlerini veriyor.{jcomments on}