Sadık Kazancıoğlu -
Ergenekon operasyonu, solun bağımsız bir politik hat örebilmesi ve hakim sınıflar içindeki mücadeleleri Marksist bir yöntem ile tahlil ederek emekçilerin politik çıkarlarını doğru belirleyebilmesi bakımından önemli bir sınav olma özelliğini taşıyor.
Ülkenin gidişatında etkin ve önemli rol oynaması beklenen her gelişme, sol içinde ciddi çatlakların oluşmasına neden oluyor. Bu son derece anlaşılır durumun arkasında, ülkemizde solun içinde bulunduğu politik ve örgütsel çıkmazları yatıyor. Birbirini besleyen ve büyüten örgütsel erime ve apolitizm, solun önemlice bir kesiminin güncel politik saflaşmalarda burjuva kamplarından birinin ardına yedeklenmesiyle sonuçlanıyor. Ergenekon operasyonu da solun bağımsız bir politik hat örebilmesi ve hakim sınıflar içindeki mücadeleleri Marksist bir yöntem ile tahlil ederek emekçilerin politik çıkarlarını doğru belirleyebilmesi bakımından önemli bir sınav olma özelliğini taşıyor.
Burjuvazi içinde AKP’nin temsil ettiği kanadın, işin başında yarattığı tazyik, darbe-demokrasi tezgahı sayesinde solu operasyonun arkasına çekmeyi başardı. DSİP gibi kimliği belirli özneler bir yana İstanbul’da yapılan ilk 70 milyon adım yürüyüşüne katılan öznelere bakmak, durumun vahametini kavramak için yeterli olacaktır.
ABD merkezli, AKP eliyle yürütülen operasyon, toplumun birçok kesimi için olduğu gibi sol için de inandırıcılığını arttıracak kimi açılımlar yaptı. Bu açılımların topluma enjektesi, başta Taraf olmak üzere Zaman’dan Radikal’e kadar uzanan bir dizi yayın aracılığıyla gerçekleştirildi. Solun geleneksel olarak karşısında yer aldığı ‘derin devlet’ ve JİTEM gibi teşkilatların operasyonun gerçekten hedefinde olduğu izlenimi yaratıldı. Son olarak da Ergenekon ile Susurluk arasında bir süreklilik ilişkisi kurularak operasyona eski itibarını kazandıracak bir adım attırılmaya çalışıldı.
Ergenekon ve Susurluk: Ters istikametler
Ergenekon ile Susurluk arasında kurulmaya çalışılan zorlama benzerliğin asıl hedefi solu Ergenekon vesilesiyle AKP’nin arkasına dizmek. Bu hedef doğrultusunda kısmi başarılar kazanıldığını da söylemek zorundayız. Ancak Susurluk’ta yaşanan süreç ile Ergenekon operasyonu arasında bazı ortak isimler dışında hiçbir benzerlik yoktur. Birincisi, Susurluk’ta karşılaştığımız devletin gizlemeye çalıştığı ilişkilerin tamamen tesadüf bir kaza sonucu açığa çıkmasıdır. Hatta kazanın hemen ardından devletin olayı örtbas etme girişimlerini hatırlamak gerekir. Ergenekon ise bizzat devlet eliyle planlanmış, başlatılmış ve hala devlet eliyle yürütülen bir operasyondur. İkincisi, Susurluk’ta açığa çıkan gerçeklerin gizlenemeyeceğinin anlaşılmasının hemen ardından, yani ilk şokun atlatılmasıyla birlikte devlet o süreçte işlenen suçları ve suçluları sahiplenmeyi tercih etmiştir. Devlet içinde yüzeydekiler her zaman derindekilerin kıymetini bilirler. Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in “Bu devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir.” demesi boşuna değildir. Ergenekon operasyonunda ise Başbakan Erdoğan, kendisini davanın savcısı olarak gördüğünü açıkça beyan etmiştir. Diğer bir deyişle, Susurluk’ta ortaya çıkanların üzerine gitmek o dönem için devlet ile karşı karşıya gelmeyi gerektirirken, şimdi Ergenekon kazanının altına odun döşemek devlet katında bir hizmet olarak algılanabilir. Susurluk sürecinde, hiçbir etkisi bulunmadığı için kurulmasına göz yumulan meclis araştırma komisyonuna ifade vermek için Veli Küçük’e yapılan çağrı bizzat Başbakanlık eliyle durdurulmuş, devlet Paşa’nın kara kutusunun zorlanmasına bile tahammülü olmadığını göstermiştir. Ergenekon’da ise bırakalım Veli Küçük’ü, yakın geçmişin kuvvet komutanları hala cezaevinde bulunuyor.
Susurluk süreci ile Ergenekon operasyonu arasında, olayların açığa çıkması, derinleştirilmesi ve yürütücüleri bakımından hiçbir benzerlik olmadığı gibi, açık bir karşıtlık kolayca görülebilir. Ergenekon kapsamında devlet, kazma kürek iş başındayken Susurluk için süreci derinleştirecek bir yürütücünün bile bulunmamış olması boşuna değildir. Susurluk’ta örtbas eden devlet Ergenekon’da kazı işlerine gömülüyorsa, burada herkes için önemli bir soru belirmektedir. Ya devlet imana gelmiş ve devletliğinden vazgeçmiş, dolayısıyla önceki suçlarını cezalandırarak günah çıkartmak istemektedir; ya da Susurluk başka, Ergenekon ise bambaşka süreçlerdir ve devlet aralarından işine gelene işine geldiği gibi muamele etmektedir. Bu iki seçenekten bir tanesini işaretlemeden söylenecek her söz dönüp dolaşıp birinci seçeneğe varmaya mahkumdur.
ABD eliyle AKP-Gülen hakimiyeti
Ergenekon’un bir temizlik operasyonu olduğu yalanına inanmayacaksak, bunun siyasi bir hesaplaşma olduğunu kabul etmek gerekir. Eğer Ergenekon bir siyasi hesaplaşmanın aracı olarak gündemde duruyorsa, operasyonun başarıya ulaşması durumundaki olası sonuçlar incelenmelidir. Burada çıkacak sonuçların emekçi halk açısından ne ifade edeceğini belirlemek ve tutumu buna göre ilan etmek temel yöntem olmalıdır.
Ergenekon operasyonunun temel amacı, 6 yıldır hükümet olan AKP’nin devletin tüm kademeleri üzerinde açık bir hakimiyet kurmasıdır. Refah-Yol döneminden de deneyimler çıkaran ve kendi iktidarı süresince devlet içinde ulusalcıların önderlik ettiği etkili bir muhalefetle baş etmeyi öğrenen AKP açısından sorun, artık işlemin tamamlanmasıdır. 27 Nisan 2007’de verilen e-muhtıra ve cumhuriyet mitingleri ile yükselen ulusalcı dalganın, o dönem iktidarı tam egemenliğine alması nasıl emekçiler açısından yüklü bir fatura getirecektiyse, bugün de AKP’nin tek başına egemenliğini ilan etmesi benzer bir sonuca yol açacaktır.
Bu çapta bir operasyonun hiçbir dış dinamiğe dayanmadan gerçekleştirilmesi ise mümkün değildir. TSK’nın yıllarca bir devlet politikası olarak korunmuş onurunu ve şişmiş egosunu 3-5 savcının kaleme alacağı bir iddianame üzerinden ayaklar altına almak, ne ulus ötesi saygınlığı ile Gülen cemaatinin, ne de aldığı %47 oyla AKP hükümetinin elinden gelecek bir iştir. Açıkça belirlemek gerekir ki Ergenekon operasyonunun arkasındaki teminat ABD’dir. Ergenekon operasyonu ABD için, TSK ya da ulusalcılar ile uzlaşmaz bir çelişki içinde olduğu için değil, Türkiye’nin neo-liberal yeniden yapılandırılması sürecindeki muhtemel tıkanıklıkları aşmak için bir zorunluluktur. Yeniden yapılandırılma sürecinde AKP tarafından gösterilen üstün performans, bir yandan kendi muhaliflerini de temizleyebileceği bir zemin yaratılarak ödüllendirilmiştir. Ergenekon ile ‘hiç değilse bir kısım kontrgerillanın temizlendiği’ fikrine kapılanlar, ABD’nin bu sürece nasıl ve neden sessiz kaldığı sorusunu da yanıtlamalıdır.
Ergenekon operasyonunun siyasi hedefleri arasında sola ve emekçi halka düşmanlık yapmış kişilerin bulunması, bizi operasyonun arkasına dizilmeye ikna edemez. AKP-Gülen koalisyonunun; yargıdan orduya, eğitimden sağlığa, sosyal güvenlikten polise kadar tüm alanlarında tamamen egemen olduğu bir devlet hayalinin önündeki engeller bu operasyon ile temizlenmek istenirken; alkışlamaktan eksik bulmaya kadar uzanan bir dizi hoş karşılama tutumu, nesnel olarak emekçilerin çıkarlarının karşısında konumlanıyor. Bu operasyon sadece ülke içinde bir siyasi çekişme olmanın dışında, emperyalizmin ülkemiz için biçtiği rolü, neo-liberal dönüşüm politikalarının etkili bir biçimde uygulanmasını da içeriyor. AKP hükümeti döneminde eğitim ve sağlık başta olmak üzere özelleştirmeler konusunda alınan yol, emperyalist merkezlerin gözünden kaçmıyor.
Yöntem: Harmanlayarak kafa bulandırma
Peki Ergenekon bir devlet operasyonuysa ve devletin hakim kanadının egemenliğini pekiştirmeye dönükse, bu durum tutuklanan ya da göz altına alınan insanların tümünün masum olduğu ya da savunulması gerektiği anlamına mı geliyor? Elbette hayır. Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve İbrahim Şahin başta olmak üzere sanıkların birçoğunun ellerindeki kan hiç kurumamıştır. Bunlar ‘derin’ tabir edilen devlet işleriyle görevli, görevlerinde başarılı ve bu nedenle de cezalandırılması gereken kişilerdir. Yine ordu içindeki sanıkların halk üzerinde emperyalizmin egemenliğinin bir aracı oldukları da tartışmalı bir konu değildir. Ancak Ergenekon operasyonunun hedefleri ile bu kişilerin evlerinin aranması, sorgulanması ya da tutuklanması arasındaki bağlar oldukça zayıftır. Yani Ergenekon operasyonunu, içeri atılan halk düşmanlarının varlığı ile değerlendirmek ve operasyonu yürütücülerinin politik hedeflerinden bağımsızlaştırmak tamamen apolitik bir tutumdur. AKP ve Gülen Cemaatinin devlete tam hakimiyetini amaçlayan operasyon, bu yolda, yine egemen sınıflar içinde bulunan siyasi rakiplerini harcarken, kamuoyu desteği ve meşruiyet kaygısı nedeniyle her gözaltı dalgasının içine özenle bir kontrgerilla artığı yerleştirmeyi unutmuyor. Eğer AKP’liyseniz ve o siyasi projeye inanmışsanız, zaten sorun yok. Fakat kendisini AKP yandaşı olarak görmeyenler, hatta ona karşı mücadele etme iddiasında olanlar için aralara serpiştirilmiş birkaç kişi pekala operasyona sempatiyle bakılmasına neden olabiliyor. Bu oltaya gelerek, Veli Küçük ya da İbrahim Şahin üzerinden Ergenekon operasyonunun arkasına dizilenlerin, örneğin Yalçın Küçük’ün Danıştay baskını ya da Cumhuriyet bombalaması gibi iddia edilen suçlarla ne ilgisinin olduğunu da anlatabilmesi gerekir. Devletin derin işlerini yapanların mevcut siyasi iktidar ve yönelim ile uyumlu olmaları gereği de hangi artıkların operasyon kapsamında alınacağını belirleyen diğer bir faktör. Emniyet içinde ülkücü faşistlerin bile siyasi kimliklerini gizlemek zorunda kalmaya başladıkları bir Gülen hakimiyeti altında, üzeri çizilen bir grubun varlığı devletin topyekun derin işlerden el çektiği anlamına gelmiyor. Aksine derinlerde yapılan bu ayıklamalarla emekçi halkın ve onun çıkarları için mücadele edenlerin daha kolay ve etkili bir şekilde ezilmesinin önü açılıyor.
Geldiğimiz noktada Ergenekon, ABD emperyalizmi ve onun ülkemizdeki sadık işbirlikçileri olan AKP ve Gülen cemaatinin siyasi geleceğinin yollarını temizlemek, devlet kurumlarında bu oluşuma muhalif tüm unsurları etkisiz hale getirmek için polis teşkilatını kullanarak girişilen bir devlet operasyonudur. Operasyonun sonucunda devletin derinliklerine özgü işleyiş aynen devam edeceği gibi, değişen tek şey özneler olacaktır. İbrahim şahin ya da Veli Küçük gidecek, şimdi adını bilmediğimiz ama elbet öğreneceğimiz yeni operasyonel şahsiyetler onların yerini alacaktır.{jcomments on}