Tek perdelik, tekmili birden oyun; Çarşaf Tiyatrosu


Haluk T. Canatay

Aşağıdaki diyalog hayal ürünüdür.
Konuşan karakterler kötü bir komedi yazarı tarafından uydurulmuş hayal kahramanlarıdır.
Ancak (daha iyi bir yazarın çok önceleri belirttiği üzere) kendileri bunun farkında değildirler.
Mekan: Gece, Ankara’nın Balgat semtinde dışı alüminyum kaplanmış tuhaf uçan daireye benzeyen bir oda.
Kişiler:
1: Genel Başkan (GB) yaşlıca (çok yaşlı da değil 1938 doğumlu) domates yanaklı, yaşını göstermiyor,
2: Yanındaki Liyakatli Kişi (YLK) varla yok arası, belli belirsiz
İkisi de lacivert takım elbiseli.

Genel Başkan (GB):  Mehmet, ne düşünüyorum biliyor musun? Bu seçim yapılmamış olanı yapalım, değişik bir şeyler çekiyor canım.
Yanındaki Liyakatli Kişi (YLK) Siz nasıl emrederseniz sayın genel başkanım.
GB: Yapmadığımız şey kalmadı sanki. Bakan oldum, başbakan yardımcısı oldum, hizip oldum, parti içi muhalefet oldum, parti içi diktatör oldum, baraj altında kaldım, merdivenlerden ateşler püskürürken Ricky Martin inişi yaptım. Artık yenilik istiyorum, heyecan istiyorum. Bu seçim yeni bir şeyler yapalım.
YLK: İsabet buyurdunuz sayın genel başkanım.
GB: Yahu benim akranım kim kaldı bu politikada. Süleyman Bey bile kalktı tedavülden ben hala buradayım Eskiden bir Ecevit vardı, Türkeş vardı. Gırgır dergisi vardı hep onu okurduk. Şimdi kalmadı bunlar, dergiler bölüne bölüne bir hal oldu. Adlarını bile takip edemiyorum hem espriler hep belden aşağı. Ah Aral kardeşler öyle miydi?
YLK: Ne güzel söylediniz beyefendi.
GB: Halk değişim ister, yenilik ister. Seçim sathı mahalline girince mutlaka yenilik gerekir. Sen anlamazsın bu işlerden ama ben iyi bilirim. Çok seçim kaybettim ben, tecrübeliyim bu işlerde. Çok düşündüm sonra, uzun ve ıssız gecelerde halkımın, garip ve çilekeş halkımın, Migros kuyruklarında acılar çeken, Çankaya’nın yokuşlarında kayıp düşen bu güzel ve çilekeş halkımın yerine koyup düşündüm hep. Sabahları Oran’da yürüyüş yaparken gizli gizli halkı inceledim. Gözlem yaptım.
YLK: Ah beyefendiciğim yormasanız kendinizi bu kadar. Emir buyursanız ben Panora’da hepsini gözlerdim. Olmadı size bir dürbün alalım, buradan gözleyiverin, binamızın yuvarlak çıkıntısını bugünler için yaptırmadık mı?
GB: Sen anlamadığın işlere karışma, ülkemizin içinden geçtiği şu zor günlerde birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız varken, halkımızın bize verdiği muhalefet görevini en iyi şekilde icra etmeliyiz.
YLK: Siz nasıl uyun görürseniz sayın genel başkanım.
GB: Öncelikle halkın hassas olduğu konuları bulalım Mehmet, ben dün Show TV haberde gözledim, halkımız selülit sorunu konusunda çok hassas buradan bir şey yakalayabiliriz sanırım.
YLK: Çok güzel tespit etmişsiniz sayın genel başkanım.
GB: Mehmet ben seni sınıyorum, hemen atlıyorsun olur mu hiç öyle şey. Benim fikirlerime gerektiğinde itiraz et Mehmet, biz demokratik bir partiyiz. Kendini partiden ihraç ettirme özgürlüğünü dilediğin gibi kullanabilirsin, o olmadı benim söylediklerime itiraz edip tekrar aday gösterilmeme özgürlüğünden yararlan Mehmet.
YLK: Ne güzel sınadınız beni sayın genel başkanım. Siz söyleyince selülit meselesi mantıklı gibi gelmişti bir an, sizin hitabet gücünüz, yüzücülüğünüzden gelen vücut diliniz beni yanıltmış sanırım.
GB: Bırak şimdi Mehmet. Atılım diyorum gelişim ve değişim diyorum ben. Bence bunun yolu çarşaflı kadınları partimize almaktır Mehmet.
YLK: Çok latifecisiniz sayın genel başkanım ama bir tuzağa daha düşmem. Öyle şey olur mu? Özgürlük, kadın hakları, Atatürk, bizim bayraktaki oklardan birisi çarşaf şeysi değil miydi hatta?
GB: Mehmet, partiden ihraç olma hakkını kullanmak üzeresin. Genel Başkan sözü üzerine söz olur mu YLK?
YLK: Aman sayın genel başkanım ben sizin latife ettiğinizi düşündüğüm için şey ettim. Yoksa ne haddime, çarşaf açılımı partimize hak ettiği yeri kazandırmayı sağlayacak, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak ve Türk kadınına hak ettiği yeri vermemizi sağlayacaktır. Emir buyurun hemen kampanya başlatalım; “Vatandaş çarşaf giy” diye.
GB: Hah şöyle, aslan sosyal demokrat dediğin böyle olur. Ben diyorum ki bu partiye yapmadığım iyilik etmediğim hizmet kalmadı. Bu hizmetlerin hepsi avuçlarımda birikti. Şimdi güzelce sıvasam diyorum bu biriktirdiklerimi, malum binamız kocaman sıva sıva bitmez. Kalan olursa onu da Meclisteki grup toplantı salonumuza sıvarım diyorum.
YLK: Çok güzel ifade buyurdunuz sayın genel başkanım ama bu sıvama işini seçim sonrasına bıraksak daha iyi olmaz mı?
GB: Gene cahil cahil konuşuyorsun, şimdi sıvamanın tam zamanı. Partide herkes adaylık bekliyor, Partiden ihraç edilme özgürlüklerini kullananlar bile adaylık için kapıda. Şimdi sıvarsak kimseden ses çıkmaz. Herkes genel başkan tarafından aday gösterilme hak ve özgürlüğünü kullanmak için el pençe divan bekliyor. Eleştiren de olmaz karışan da. Şimdi sıvama zamanıdır Mehmet.
YLK: Ne güzel buyurdunuz.
GB: Hakikaten de güzel buyurdum. Bunu seçim sloganı mı yapsak ne dersin?
YLK: Çok isabetli olur sayın genel başkanım.
GB: Güzel de bir afiş yaptırırız. Ben geçen gün internette gördüm. Maraş olaylarının yıldönümü mü varmış, anma törenleri mi bir şey varmış, Ökkeş Şendiller konuşmuş. Afişe fotoğraflar koysak Maraş, Çorum, Sivas fotoğrafları üst üste dursa altına da; “Çarşaf giyseniz bunlar olmazdı” yazsak ne dersin?
YLK: Ne diyeyim sayın genel başkanım, doğru söze ne denir?
GB: Mesele halka ulaşmakta Mehmetçiğim. Halk çarşaf giyiyorsa biz de giyeriz. Halk kömür dağıtımından hoşlanıyorsa biz de dağıtırız. Ben geçen gün evde keçeli kalemle fırça bıyık çizdim kendime. Çok hoş oldu doğrusu. Olcay kızdı, kolonyayla ova ova sildi suratımı. Biz teknik arkadaşlara söylesek photoshopla bana fırçabıyık ekleseler afişlerde, olur mu ki?
YLK: Bence oyumuz en az %5 artar sayın genel başkanım.
GB: Elbette sadece görünümle olmaz bu işler. Önemli olan halkın nabzını tutmak. Türkiye’de sanayi geri kaldığı için bir işçi sınıfından söz edemeyiz. Şöyle medyaları dolduracak, hükümetleri devirecek bir işçi sınıfı yok ki bu ülkede. Mesela Tanzanya’da dinci hükümet tarikatlarla el ele verdi, ülkeyi şeriata götürüyor diye Tanzan-iş öncülüğünde mitingler olmuş, yüzbinler meydanları doldurmuştu. Bizim tarihimizde yok ki böyle şeyler. Patagonya maden işçileri başkente bir yürümüşler zamanında tüm ülke desteklemiş, bizde nerede. Bizimkiler varsa kömür, yoksa kömür.
YLK: Elbette sayın genel başkanım, bizim ülkemizde %49 oy alan sol parti hiç olmamış ki, hep %10 bilemediniz %20. Sizin o muhterem sızmalarınız ve dahi sıvamalarınız olmasa o bile olmayacak ya.
GB: Tabi öyle, ben olmasam bu parti yarın, bilemedin öbür gün kapanır. Süleyman Soylu’nun DP’sine döner alimallah. Bizim tarihimizde tüm yerel yönetimlerin solu elinde olduğu bir dönem olmamış ki. Osmanlı’dan beri kömürü dağıtan seçimleri almış. Gerçi bazen merak ediyorum, bu kadar parti, bu kadar lider nereye kayboldu, nasıl birer birer gömüldüler sandıklara diye. Gerçi ben bu parlak zekama, bu endamıma ve tecrübeme rağmen 30 sene sonra akıl edebildim çarşaf giymeyi onların akıl edememesi normal.
YLK: Elbette sayın genel başkanım, size zekanız yanında onların esamisi bile okunmaz.
GB: İşte Mehmetçiğim, biz sınıfsız-imtiyazsız kaynaşmış bir kitle olduğumuz için, o batı ülkelerindeki paylaşım, sosyal adalet, işçi hakları bu tür şeyler bizde tutmaz. Bizim için önemli olan, ne giyeceğimizdir? Halk sandıklara koşa koşa türban diyerek gider,çarşaf diyerek döner. Bak bakalım bir tane bile asgari ücret, temel eğitim, ücretsiz sağlık diyen var mı? Çarşafı giyince bunlar biter Mehmetçiğim. Çarşaf tüm sorunların üzerini örter, halkla bizi yakınlaştırır, kaynaştırır.
YLK: Ben yarından başlayarak giysem diyorum efendim ne dersiniz?
GB: İsabet olur. Sıkıldım zaten suratını görmekten. Hem ben liyakatli adamlarımdan sıkıldıkça hop değiştiriveririm. Çarşafın altında yepyeni bir YLK. Kim duyacak kim bilecek! Zaten mezdeke grubu da öyle yapıyormuş, ben hep merak ediyordum, bu kızcağızlar bu geleneksel kıyafetlerin içinde yirmi yıldır nasıl hala aktif biçimde geleneksel danslarını yapıyorlar diye. İşin sırrı peçedeymiş Mehmetçiğim.
YLK: Dilerseniz çarşaf, dilerseniz peçe. Sıvamaya başladınız ya bir kere.
GB: Daha aklımda çok güzel fikirler var halkla kaynaşmak için. Halk ekmek diye bir şey yiyorlarmış, kuyrukta bekleyenlere veriliyormuş, onun kuyruğuna girsem diyorum. Bir de SGK ile devlet hastanesinde muayene olmayı deneyeceğim. Hastanede o kadar uzun süre bekliyormuşsun ki, halkla kaynaşmanın ötesine geçiliyormuş. Ben anlatanın yalancısıyım; kuyrukta bekleyen herkes beklerken politikacılarla akraba oluyormuş. Amele pazarında bekleyip gelen kamyonetlerin arkasına atlamak suretiyle iş bulan halkımız da varmış, iki de ben atlasam o kasaya hemen kaynaşırım onlarla.  Kentsel dönüşüm diye evlerini yıkmışlar halkın, parasız olanlar ortada kalmış, ikametgahı yok diye çocuklarını okula kaydetmiyorlarmış, onların kurduğu derme çatma barakada kalsam da kaynaşsam diyorum. Bir de tersaneler varmış, ilk üç ay ölmezsen kesin kaynaşırsın dediler.
YLK: Siz biraz dinlenin dilerseniz sayın genel başkanım. Onlara kömür dağıtıyorlar, çarşafa sokuyorlar. Biz çarşafa girince onlar şaşıracak, verdikleri kömürü geri talep edecekler. Vatandaş kömürü çoktan yaktığı için iade edemeyecek. Bu gerginliğin sonunda hemen gelip oylarını bize verecekler. Plan bu kadar basit. Meseleyi çok dallandırıp budaklandırmayalım.
GB: Doğru söylüyorsun, oralarda kaynaşacağız da ne olacak? Biz kömür alanlara, çarşaf açılımıyla karşı çıkalım. Kalanlarla diğer seçimlerde yavaş yavaş sindire kaynaşırız inşallah.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99