Krizin ilk dalgaları ve sendikal tutum

 

Sinan Köksal

Hemşericilik üzerinden sendikal faaliyetin örülmesi, emekçilerin üzerine korku salan sendikal faaliyetin işçi mücadelesini gerilettiği kavranmıştır. Tek çözüm bu tür sendika yönetimlerinin dağıtılması, sermaye yanlısı değil sermaye karşıtı ve işçi yanlısı politikaların üretilmesi ve sürekli bir eylem takvimi konulmasıdır.

Dünya çapında neo-liberalizmin balonlaşıp patlaması sonucunda oluşan ekonomik kriz, esasında derinlemesine incelenmesi gereken bir meseledir. Bu, sadece iktisatçıların işi değildir. Meselenin tarihsel olarak ele alınıp günümüze dair çözümlemeler yapılması, bu bağlamda kapitalizmin açmazlarının da görülmesi gerekmektedir. Artı değerin en fazla ortaya çıktığı otomotiv sektöründe ve buna bağlı olarak çelik ve lastik alanında da dar boğaza girilmesi esasında çok normaldir. Ford-Chrysler gibi dünya çapındaki dev otomotiv firmalarının bu krizden ilk olarak etkilenmesi, çıkan artı değerle ve kapitalizmin en önemli kaynaklarından olmasıyla ilişkilidir. Dev tekellerin ülkemizdeki kolları da bu krizden çokça etkilenmektedir. Ezilen dünya ülkelerinin kendi iç dinamiklerinin yetersizliği ve her anlamda dışa bağımlılığından ötürü ülkemizde bu kriz daha ezici bir şekilde kendisini gösteriyor. Şimdilik bu dalganın yalnızca rüzgarı ulaşmıştır ülkemizde. Yalnızca otomotiv ve buna bağlı yan sektörlerde binlerce işçi işlerinden olmuştur. Bunu tekstil deri gibi diğer sektörler de takip edecektir. Krize dair somut taleplerimizi dergimizin yirminci sayısında etraflıca yazmıştık. Şimdi daha somut örneklerle hem sendikal mücadeleyi hem de krizin ülkemizdeki yansımalarının en yakıcı örneklerinin görüldüğü Körfez bölgesini kısaca anlatacağız. Özellikle Körfez bölgesinde birçok metal fabrikası bulunmaktadır. Son dönemdeki işten çıkarmaları, meseleyi Haziran ayından itibaren ele alarak incelemek gerekmektedir. Haziran ayında işverenler stok yapmaya başlamıştır. Good-year, Pirelli gibi fabrikalarda 15 günlük hatta bir aylık stoklar yapılmıştır. Stokların nedeni bu dönemde yapılacak işten çıkarmalar içindir. Bunun bir göstergesi de geçtiğimiz süreçte lastik fabrikalarındaki üretim bantlarının daraltılmasıdır. Rally-kamyon ve otomobil lastiği üreten fabrikalar bu üç üretim bandının ikisini pasif hale getirip birini çalıştırmaya başlamıştır. Bunun öncesinde stok yapılmış, sonrasındaki süreçte ise, diğer bantlarda çalışan işçilerin ya işleyen üretim bandına kaydırılması ya da işten çıkarılması söz konusu olmuştur. Bugünlerde yapılan fabrika işgallerinin esas nedenlerinden biri de budur. Metal fabrikalarında da benzer uygulamalar vardır. Ford ve son olarak İstanbul’daki Sinter metal fabrikasında beş yüz işçinin direnişe başlaması son dönemde örnek alınması gereken mücadelelerdir ancak sendikaların pasifist ve işveren yandaşı tavırları nedeniyle de bu eylemler sönümlenmektedir. Ancak aşağıda yazılan meseleler sendikaların genel tavrıyla alakalı değil Körfez bölgesinde yaşanan meselelerle ilgilidir.

Brisa örneği
Aslında Brisa’dan altmış dört işçinin çıkarılması diğer fabrikalardaki işten çıkarmalardan bağımsız bir mesele değildir. Bu fabrikada gerçekleşen eylemin daha çarpıcı olması sendikal faaliyetin daha doğrusu Lastik-iş’in tavrıyla da alakalıdır. Son dönemde özellikle Kocaeli’deki yerel gazetelerde lastik işçilerinin sendikalarıyla ilgili sıkıntılarını epeyce okuduk. Bizler burada bütün sorumluluğu Lastik-iş ölçeğinde değerlendiremeyiz. Sabancı grubunun direniş başladığında “bu meseleyi ne olursa olsun çözün” talimatıyla fabrikaya baskı yapması olayın başlangıcıdır. Sermayenin çözümü ve üstlendiği rol zaten ortadadır. Ancak sendikal faaliyetin olması gerektiği şekilde yürümemesi ve bunun sonuçları üzerine de bir şeyler söylemek gerekiyor. İğne çuvaldız meselesi… Sonuç olarak altmış dört tane işçi işinden olmuştur. Birçok metal ve lastik fabrikasında da aynı durum söz konusudur.

Sendikal faaliyet nereye?
Sol içinde çokça dillendirilen ama fazla da temellendirilmeyen bir söz vardır: Sendika ağalığı. Doğru. Bu böyledir ve kendisini en çarpıcı şekilde son süreçte göstermektedir. İşçiler arasında korku salan ve sermaye yanlısı politikalarıyla örgütlenen bir yapıdadır bu tarz. Krizin kendisini özellikle lastik ve metal sektöründe gösteriyor olması Lastik-iş ve metal sendikalarının daha çok göz önünde olmasına neden oluyor. Brisa’dan altmış dört işçinin atılması, meseleyle ilgili bir araştırma yapmamıza vesile olmuştur. Atılan işçilerin hepsinin Lastik-iş sendikası muhalifi olmasının açıklamasını yapmaya çalıştıkça, saf temenniler üzerine yürümemesi gereken, esas olarak ciddi eleştirilerde bulunmamız gereken bir durumla karşılaşıyoruz. Bu işçiler kafatasçı veya patron yalakası değildi. Tek meseleleri sendika içindeki işleyişle alakalı daha demokratik bir model önermeleriydi. Önceki süreçte Pirelli’de gazetecilerle konuşmak isteyen iki işçinin Lastik-iş sendikasının temsilcileri tarafından dövülmesi söylentisi, birinin gözünün şişmesi, alnındaki kemikte çatlak olması diğerinin de iki kaburga kemiğinin kırılması da esasında dikkatle incelenmelidir. Bu krizi işçiler çıkarmamıştır. Bu kriz sermayenin krizidir. Hemşericilik üzerinden sendikal faaliyetin örülmesi, emekçilerin üzerine korku salan sendikal faaliyetin işçi mücadelesini gerilettiği kavranmıştır. Tek çözüm bu tür sendika yönetimlerinin dağıtılması, sermaye yanlısı değil sermaye karşıtı ve işçi yanlısı politikaların üretilmesi ve sürekli bir eylem takvimi konulmasıdır. İşçilerin zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi yoktur!{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99