Kriz emekçiye tam isabet

 

Ömer Akyüz

Tam da başbakanın dediği gibi krizde fırsatları iyi değerlendirenler krizin kendilerine teğet geçmesini sağladılar şimdiye kadar. Peki, kimdi bu fırsatçılar? Kimdi bu çemberini kriz doğrusuna teğet geçirtenler? Kim olacak tabi ki de krizin asıl sorumluları, işçinin emekçinin; beyaz yakalı mavi yakalı ayırt etmeksizin kol gücünü, beyin gücünü sömüren sermayedarlardan başkası değil.

Her şey önce tozpembe bir gaz bulutuydu. ekonomi iyiye gidiyor, istikrar var, tüm sorunlar bir bir çözülüyordu. Sonra birden mortgage diye bir şey duyduk, gerçi aşinaydık o herkesi ev sahibi yapacak olan ‘sihirli’ mortgage kelimesine ama bu defa biraz farklı geliyordu mortgage sesi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk ki Wall Street diye bir şeyden bahsetmeye başladı her şeyin en iyisini bilen, sayısal veri uzmanı ekonomistler. Ekonomiden anlamadığımız için bari sözlükten şu kelimelerin anlamına bakalım da belki neler olduğuna dair bir fikir sahibi oluruz dedik. ‘Duvar Sokak’ diye bir şeymiş anlamı ama bu hiçbir şey ifade etmiyordu yine. Duvar ne sokak ne diye aklımızdan geçiriyorduk ki gerek kalmadı. Ama şimdi de ‘Lehman Brothers’ diye bir şeyden söz edilmeye başlanmıştı. Dow Jones falan derken bir baktık ki bildiğimiz bir terim çıktı karşımıza nihayet: Kriz. Bu kelimeyi iyi biliyorduk işte, birilerinin anlatmasına da gerek yoktu. Gördüğümüz son krizin üstünden henüz on yıl bile geçmemişti. Büyük bir korkuya kapıldık, biz kriz istemiyorduk kaldı ki krizleri de biz çıkarmıyorduk.

Bu işleri bilenlerden bizi rahatlatacak, korkularımızı silecek birkaç cümle bekliyorduk ki sağ olsunlar cevabı geciktirmediler: Kriz bizim krizimiz değil Amerika’nın krizidir, korkmaya gerek yok. Ama eksik bir şeyler vardı, bize sayısal veriler, grafikler ne bileyim anlamadığımız bir şeyler gerekliydi, aksi takdirde inandırıcı olmuyordu söyledikleri. İşte tam da bunları düşünürken başbakanımız imdadımıza yetişti: “Kriz bizi teğet geçecek.”, “Türkiye bu krizleri fırsat olarak değerlendirecek.” Artık daha rahattık. ‘Teğet’, ‘fırsat’ diye bir şeylerden bahsediyordu başbakanımız ve biz hayatımızda ne ‘fırsat’ diye bir şey biliyorduk ne de çembere teğet geçen doğrudan başka ‘teğet’. Nitekim durumlar tam da başbakanımızın dediği gibi oldu.

Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
Kriz bitmiş değil aksine daha yeni başlıyor. Her ne kadar başbakanın dediklerini üzerimize aldıysak da, o sözlerin bizim için söylenmediğini bugün görebiliyoruz artık. Tam da başbakanın dediği gibi krizde fırsatları iyi değerlendirenler krizin kendilerine teğet geçmesini sağladılar şimdiye kadar. Peki, kimdi bu fırsatçılar? Kimdi bu çemberini kriz doğrusuna teğet geçirtenler? Kim olacak tabi ki de krizin asıl sorumluları, işçinin emekçinin; beyaz yakalı mavi yakalı ayırt etmeksizin kol gücünü, beyin gücünü sömüren sermayedarlardan başkası değil. İşkembesini işçiden emekçiden sağladığı artı değerle dolduran bu sınıf, her fırsatta işçinin maliyetlerinden şikayet ediyordu zaten. Tayyip Erdoğan’ın özdeyişlerinden çok etkilenen bu sınıf fırsat bu fırsat diye krizle birlikte toplu işçi çıkarmalara başladı. Öyle ya bu durumlarda tek fırsat sahibi olanlar onlardı ta en başından beri; kaymağı yiyenler onlar, adisyon kesilen emekçiler.

Adisyonda yazan rakam
Yemediği yemeğin hesabını ödemek zorunda bırakılan işçinin emekçinin ödediği faturaya göz atmak durumun vahametini anlamak için yeterli olacaktır. Şimdi tam da her şeyi ‘bilen’ burjuva ekonomistlerinin kullandığı gibi ama onlarınkinden farklı olarak anlaşılan ve can yakan rakamlara bakalım.

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. 3-4 ay önce çıkmış bir kriz gibi göstermeye çalıştıkları durum aslında hiç de öyle 3-4 aylık bir olay değil. Türkiye’nin en çok gurur duyduğu sektörlerden biri olan tekstil sektörünü ele alalım mesela. Tekstil sektöründe iki sene önce başlayan işten çıkarmalar son dönemde had safhaya ulaşmış bulunuyor. Tekstilde iki yıllık bilanço: 150.000-200.000 dolayında işçinin işine son verildi. (1) Krizin patlak verdiği dönemde bu sayıya yeni yığınlar daha ekleniyor; Bursa’da 38.000, Trakya’da 40.000 işçinin işine son verildi. (2) İstanbul, Denizli, Gaziantep, Kayseri, Konya bölgelerinde işten çıkarılan işçi sayısı resmi olmayan rakamlara göre 75.000. (3) Bu rakamlar elbette madalyonun görünen yüzünü temsil ediyor. Çünkü bu bölgeler imalat sanayinin gelişmiş olduğu yerler. Bunların dışında verilere yansımayan ücretsiz izinler ve düşük ücret uygulamaları da bir başka fırsat olarak kullanılan yöntem. Sinter işçileri de, Brisa işçileri de farklı nedenlerden fabrika işgalini denemiyorlar. İşten çıkarılan arkadaşlarının başına gelenlerin yarın kendi başlarına geleceklerini biliyorlar, tahmin ediyorlar. İşsizlik oranının % 10 sınırında ve artmakta olduğu da bahsedilmeyen başka bir gerçek. (4) İşkur’un verilerine göre Kasım ayında işsizlik başvurusunda bulunanların oranı % 146,91 arttı. (5) Peki, bu başvuruyu yapanlar gökten zembille mi indi? Elbette hayır, krizin fırsata çevrilmesinden çıkan işsizler bunlar. Şunu da eklemenin faydalı olacağını düşünüyoruz, biz bu rakamları verirken bu rakamlar sayfada durduğu gibi durmuyor, artmaya devam ediyor. Malum kriz bizi teğet geçmeye devam ediyor.

Kaynaklar
(1)http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=20497
(2)http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=908001
(3)http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=168967
(4)http://www.tumgazeteler.com/?a=4390874
(5)http://www.memuruz.net/news_detail.php?id=7323&prestitial=true&uniq_id=1230768886{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99