İslamcı medyada Filistin halkına teslimiyet çağrısı

 

Yarınlar

İsrail devletinin Gazze’de giriştiği katliam karşısında Türkiye halkının ayağa kalktı. Filistin davasında siyasi yelpazenin hemen tüm kesimleri sert tutum alıyor. Başbakan’ı bile İsrail’i eleştirmek durumunda bırakan katliam, zaten başka bir tutuma da yer bırakmıyor. Ancak liberalizmin ne matah bir şey olduğunu geç kavramış bazı İslamcı yazarlardan çatlak sesle yükseliyor. ABD’nin bölge politikasının taşeronluğunu üstlenmiş bulunan AKP hükümetini yıllarca savunmak, en zor koşullarda bile emperyalizmin yalakalığından vazgeçmemek elbette unutulmaz bir hizmet olarak kayıt altına alınacaktır. Yeni Şafak yazarı Kürşat Bumin, 7 Ocak tarihli yazısında, Gazze’de yaşanan katliamin o kadar da büyütülmemesi gerektiğini bakın nasıl anlatıyor:

“Neyse, madem ki başladık artık söyleyebilirim: Birkaç gün önce bir Fransız gazetesinde okuduğum Gazze’nin başına gelenleri konu edinen bir yazı, İsrail saldırısını “orantısız güç kullanmak” gibi son derece eften püften bir açıdan eleştirenleri bile eleştirirken, saldırı hakkında “bir soykırım denmediği kaldı” diyerek bir bakıma dalgasını da geçiyordu. Yazı kötüydü ama “bir bu eksikti” denerek hatırlatılan husus (yani “soykırım” suçlaması) bana şu hususu düşündürttü: Yazar “Türk medyası”nı izleyebilmiş olsaydı, Gazze dolayısıyla “Nazi”, “Nazizm”in gibi sözcüklerin nasıl kolaylıkla kullanıldığını görüp zeka ürünü sandığı bu tavrından hemen vazgeçerdi herhalde.”
Gazze’deki katliamı görmezden gelmemizi öğütlemek için o Fransız yazarın arkasına saklanmakla yetinmeyen Bumin kendisi için iki de suç ortağı bulmuş. İkisi de Zaman gazetesinin köşelerini süslemiş iki yazıdan iki alıntı yapmış. Ahmet Selim’in ‘Çözümün ilk şartı” (04.12.2008) başlıklı yazısında Filistin direnişine kara çalıyor. Kürşat Bumin, Selim’in yazısından şu satırları uygun görmüş:
“ ‘Zaten Hamas’ın füzeleri pek zarar verici değil’ yorumu bir anlam taşıyor mu? Bir yerde, gökten yumruk kadar bir taşın düşmesi ihtimali olsa, oradaki insanlar panikler. Şimdi İstanbul’da öyle 4-5 tane taş düşecek deseler insanlar sokağa değil, balkona çıkmaktan çekinir. (...) Beni Hamas, Hizbullah, şu bu ilgilendirmiyor. Oralardaki o halk, aradaki insancıklar, oradaki evler aileler, anneler-babalar, çocuklar ilgilendiriyor..”

Turan Alkan’nın “Mahallenin en kötü çocuğu” (29.12.2008) başlıklı yazısı ise Ortadoğu’daki direniş odaklarını İsrail ile aynı kefeye koyuyor. İsrail haklıdır demeden İsrail haklıdır demenin güzel bir örneğini sergileyen yazıdan Bumin’in gözüne takılan satırlar şunlar:
“Yeteri kadar uzaktan ve yakından bakıldığında şiddet uygulayıcıları arasında fark görülmüyor. Baasçi, İhvancı, Hizbullah, Hamas, İsrail veya bir başkası Ortadoğu’nun kan çanağına dönmesinde birbirinden farksız figürler gibi duruyorlar. (...) İsrail’in işlediği toplu cinayetlerde müstehcen sınırını aşan bir boyut var: utanmazlık, pişkinlik, hatta profesyonel katillerin soğukkanlı kibiri. Ne var ki Hamas, ‘ben bunun altında kalmam, öcümü alırım’ yaklaşımıyla kendi insanını çıtır çıtır tüketiyor...”{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99