Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Ukrayna’da ‘yokluk’ yılları

 

Ural Uygur

“Benim gençliğimde gelecek kaygısı yoktu, açlık yoktu, emek sömürüsü yoktu, sınıflar yoktu. Senin çocuklarının gençliğinde de olmayacak. Çünkü bunların olmasını isteyenler aksine inandırmak isteseler de, açlık, sömürü, sınıflar oldukça insanlar Lenin’i unutmayacak” diye bitiriyor sözünü yaşlı teyze.

3904805Sovyetler Birliği’nin dağılışının görsel imgesi olarak, yıkılan Lenin heykeli görüntüleri 1990’lara damgasını vurdu. Yıllardır halkına eziyetlerden eziyet beğendiren sosyalist devrimin önderi Lenin’in heykelleri, demokrasiye ve özgürlüğe kavuşmanın coşkusunu yaşayan milyonlar tarafından, on yıllarca birikmiş bir öfkeyle yıkıldı, kafaları koparıldı, dozerlerin arkasında sürüklendi. Bu manzaralar günümüze kadar sosyalizmin ne kötü bir şey olduğunu anlatmak isteyenler tarafından sayfalara, ekranlara taşındı durdu. Fazla söze ne gerek, bu görüntüler her şeyi çok güzel özetliyordu. Neredeyse bütün bir yüzyıl boyunca mutsuz yaşayan bir halk, mutsuzluğunun sebebi olan sistemin kurucusuna son cevabını veriyordu. Sosyalizm belasından kurtulmuşlardı artık, demokratik bir düzende mutlu mutlu yaşayacaklardı. İnsanlık tarihini bu kadar derinden etkileyen bir değişimi görsel olarak anlatmak için yıkılan Lenin heykellerinden daha güzel bir imge olamazdı elbette.

Sovyetler Birliği’nin büyüklüğü düşünülürse, bir hayli büyük bir heykel sayısıyla karşılaşıyoruz. Her biri birkaç ton demirden yapılmış binlerce heykeli ne yaptılar acaba?

Eski Sovyet ülkelerinde bu konuyu açtığınızda sohbet bir hayli derinleşiyor. Özellikle sosyalizmin yıkılışından önce doğmuş, o dönemde yetişmiş insanların gözünde ilk bakışta anlaşılması zor bir ifade beliriyor. Anlatması zor bir şey bu, yaşamak lazım der gibi bakıyorlar. Lenin’in ismini duyunca o zulüm dolu hayatın kötü anıları akıllarına geldi diye düşünüyor insan. Herkes farklı bir noktadan başlıyor anlatmaya. Ama anahtar kelime ‘yokluk’. Yokluk içinde yaşıyorduk diyorlar. Ne yoktu sorusunu duyunca iyice belirginleşiyor yüzlerindeki “anlatsam anlamazsın, yaşamak lazım” ifadesi.

Bir bankanın güvenlik görevlisi söze banka yoktu diyerek başlıyor ve başka ne yoktu diye sordukça devam ediyor saymaya. Faiz yoktu, enflasyon yoktu, kredi borcumuz yoktu, haciz yoktu… Emekli maaşını çekmeye gelmiş yaşlı bir teyze katılıyor sohbete, sırasının gelmesine en az bir saat varmış, konuşmadan geçmezmiş zaman, zaten güvenlik görevlisiyle tanışlarmış. Bankanın önünde kibrit, sakız falan satıyormuş teyze. Torunun üniversite parasını yetiştirmek için kızına yardımcı oluyormuş sakızdan kazandığı parayla. “Emekli maaşımla sakız bile alamam” diyor espriyle karışık. Eskiden emekli maaşı var mıydı, sakız var mıydı, üniversite var mıydı sorularına yanıtı aynı teyzenin: “Vardı.” Ama o da konuyu Sovyetler zamanındaki korkunç yokluğa getirmekte gecikmiyor. Üniversiteye para ödemeye gerek yokmuş mesela. Kitap almak için sakız satmaya gerek yokmuş, kitap sakızdan ucuzmuş. “Aldığımız maaş fazlasıyla yetiyordu” diyor. “İşsizler ne yapıyorlardı peki?” demeye gerek kalmıyor, işsizlik de yokmuş meğer. Teyze gençliğinde yoksun olduğu banka kuyruğunda biraz daha bekledikten sonra maaşını çekebiliyor. Bankadan çıkarken anlatmaya devam ediyor yokluk yıllarını. Bir mağazadan diğerine gezinen, arada McDonalds’ta açlığını bastırıp mağaza gezisine devam eden gençliğe bakarak anlatıyor. Teyzenin genç olduğu yıllarda tamamen bambaşkaymış hayat. McDonalds’a gidemezlermiş, pahalı ayakkabı, giyim markalarının adını bile bilmezlermiş. Sabahtan akşama kadar vakit geçirecek alışveriş merkezleri yokmuş, spor salonlarına giderlermiş, parklarda koşar, bisiklete biner, nehirde kürek çeker, sporcu olur, olimpiyat şampiyonu olurlarmış. “Eğlenmek için satranç kulüplerine giderdik, Karpovlar,  Kasparovlar yetişirdi aramızdan” diyor teyze.

Lenin heykellerinin akıbetiyle ilgili merakım iyice artıyor, ısrarla soruyorum teyzeye, neden ısrarla unutmak istiyorsunuz Lenin’i? Yürüdüğümüz caddenin sonuna kadar susuyor, şehrin ana meydanına vardığımızda cevaplıyor sorumu. “Benim gençliğimde gelecek kaygısı yoktu, açlık yoktu, emek sömürüsü yoktu, sınıflar yoktu. Senin çocuklarının gençliğinde de olmayacak. Çünkü bunların olmasını isteyenler aksine inandırmak isteseler de, açlık, sömürü, sınıflar oldukça insanlar Lenin’i unutmayacak” diye bitiriyor sözünü yaşlı teyze.
Şehrin en büyük meydanında duruyorum. Az önce konuştuğum teyze yirmi metrelik Lenin heykeline çiçek bırakıyor, heykelin önünde yüzlerce çiçek var.

Rusya’da tarihin en büyük anketi yapılıyor. Rusya’nın manevi ismi seçilecek. Her etapta katılım onlarca milyonu geçiyor. Biz, Türkiye’de dünyanın en zengin insanları sıralamasıyla, ABD’nin Kuzey Avrupa’da İran’a karşı kuracağı füze kalkanıyla ilgili haberleri izlerken, Rusya’da Lenin ve Stalin milyonlarca oyla tarihi bir ankette aylardır ilk beşten inmiyorlar.{jcomments on}