Uğur Yıldırım
TSK içerisindeki ve başka kurumlardaki bazı unsurlar bu durumu görüp en iyisi biz bu işi Öcalan’la çözelim diye niyetlenmiş olabilirler. Ama 6 yıllık AKP döneminin sonuna gelindiğinde köprünün altından çok su akmış, konunun muhatabı kesin olarak ABD ve Barzani olarak ilan edilmiştir.
Yaklaşık 15 ay önce, 22 Temmuz seçimleri yaklaşıyor ve Kürt seçmeni AKP’ye doğru hızla yöneliyordu. İddiaya göre AKP Kürt sorunu’nda daha ılımlı bir yaklaşıma sahipti ve seçimlerde AKP’nin desteklenmesi daha akıllıca görünüyordu. O dönemde bu ‘önemli’ tespiti bazı solcu çevrelerden de duymuştuk. CHP’ye karşı AKP daha hayırlı olabilirdi çünkü; AKP Kürt sorununda daha ılımlı bir profil sergiliyordu. 22 Temmuz’un üzerinden daha 15 ay geçmeden görüldü ki ‘Doğu Cephesi’nde işler çok başka yürüyormuş. PKK ve DTP’ye bakarak AKP’nin gelmesi daha hayırlı olur diyenler, şimdi onlarla beraber anti-AKP siyasetine dümen kıracaklar mı merak ediyoruz.
Aslında AKP’nin yeni atağına biz Özal döneminde tanıklık etmiştik. Körfez savaşının yarattığı olanaklar Özal’ın önerisiyle değerlendirilecekti. Bir konulup üç alınacaktı. Büyük Türkiye yaratılacak, bunun yarattığı olanaklarla zenginleşecektik. Ortadoğu’da tam bir ABD piyonu olmak pahasına...
Nerede kaldınız, sizleri ne zamandan beri bekliyordum
Basını dikkatle izleyenler hatırlayacaktır. 27 Eylül’de Referans gazetesi yazarı Cevdet Aşkın, Abdullah Öcalan’a iki kişi tarafından İmralı’da ayrı ayrı yapılan ziyareti gündeme getirmişti. Görüşme 1999’da, Öcalan Kenya’dan getirildikten hemen sonra gerçekleşmişti. Ziyareti gerçekleştiren iki isim; o dönemde MİT Müsteşar Yardımcısı, şimdi MİT Müsteşarı olan Emre Taner ve o dönemde Jandarma İstihbarat görevlisi olan şimdi Ergenekon davasında yargılanan Emekli Kurmay Albay Atilla Uğur’du. Öcalan, Taner gelince “Nerede kaldınız, sizleri ne zamandan beri bekliyordum” diyor. Söylediğine göre görüşmede her iki şahıs da kendisine “Biz bu sorunu KDP, YNK ve Amerika ile değil sizinle çözelim.” demişlerdi. Öcalan yaptığı açıklamada “…Atilla Uğur, Emre Taner ayrı ayrı İmralı’da ilk dönemde benimle görüşmüşlerdi... Daha önce söylemiştim, bana birlikte çözelim demişlerdi, onlara ‘sizin gücünüz var mı?’ demiştim. Çok iddialı konuşuyorlardı. Biz bu sorunu KDP YNK ve Amerika ile değil sizinle, PKK ile çözelim diyorlardı. Bana konuşmaları olumlu geldi. Ben de onlara normal davrandım ama şimdiki durumları ortada. Güçlerinin olmadığı ortadadır. Benim sorguma katılan paşa cezaevinde ama ne için cezaevinde olduğunu bile bilmiyor...” Öcalan’ın sorguma katılan paşa dediği kişi Ergenekon’dan tutuklu bulunan Hurşit Tolon’dur. Yine Öcalan bu konuyu daha önce “...Benimle soruşturma sürecinde gelip görüştüler. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu adına bir albay gelip benimle görüştü. Görüşmede hükümetin, Ecevit’in temsilcisi olduğunu söyleyen biri vardı. Onların temsilcileri olduklarını söylüyorlardı. Gerçekten öyle olup olmadığını bilmiyorum ama burada Genelkurmay’ın, devletin izni olmadan gelip görüşme yapamazlar, nefes bile alamazlar… Burada bilinmesi gereken görüşme devlet adına yapıldı. Benimle her şeyi açık açık konuştular. ‘Demokratik çözüm konusunda adım atabiliriz.’ dediler. Üzerime düşeni yapacağımı belirttim. 2002’ye kadar gelip gittiler. Sonra kesildi. Abdullah Gül’e 2003’te bir mektup yazdım. O mektubu halka açıklasınlar…” şeklinde gündeme getirmişti. Öcalan’a söylenenler ne ölçüde gerçek bir niyeti yansıtmaktadır bilemeyiz. Ancak bir gerçeğin dile gelmesi bakımından önemlidir. Kürt sorunu ABD’nin de müdahil olduğu uluslararası mahiyete sahiptir. Hem de uzunca bir süreden beri. Zaten Öcalan’ın ABD eliyle Suriye’den çıkarıldıktan, üç kıta gezdirildikten ve bir yığın pazarlıktan sonra Türkiye’ye teslim edilmesi bize bunu göstermişti. TSK içerisindeki ve başka kurumlardaki bazı unsurlar bu durumu görüp en iyisi biz bu işi Öcalan’la çözelim diye niyetlenmiş olabilirler. Ama 6 yıllık AKP döneminin sonuna gelindiğinde köprünün altından çok su akmış, konunun muhatabı kesin olarak ABD ve Barzani olarak ilan edilmiştir.
Kendi Kürdümü muhatap almam
Türkiye’de bir Türk-Kürt çatışması çıkması ihtimali bakkalda alışveriş yaparken bile duyabileceğimiz bir endişe haline geldi. ‘Böyle giderse bir etnik çatışma çıkar, Türkiye Yugoslavya gibi olur’ endişesini duyan çok sayıda insana rastlamışızdır. Geçen sayımızda ele aldığımız Balıkesir Altınova’da yaşanan olaylar bu türden öncü sarsıntıları anımsatıyordu. Arkasından Adana’da yaşananlar da. Durumun bu düzeyde olduğunu düşünen bütün kuvvetler bazı açılımlar yapmak ya da bunu bir fırsata çevirmek peşindeler. Böyle bir açılımı AKP yaptı geçtiğimiz günlerde. Türkiye’nin Irak özel temsilcisi Murat Özçelik başkanlığındaki bir heyet, 13 Ekim’de Mesut Barzani ile Bağdat Yeşil Bölge’de bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede Tayyip Erdoğan’ın dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu’nun da bulunduğu iddia edildi. Türkiye hükümeti son iki ayda PKK eylemlerinin yarattığı sıkışmayla çareyi dönüp dolaşıp yine Barzani’de buldu. Ya da şöyle ifade etmek daha doğru: ABD Barzani hükümeti ile iyi ilişkiler kurarsanız kendi derdinize derman bulabilirsiniz dedi ve AKP Hükümeti de bu yönelime girdi. Basının neredeyse tamamının ‘terör sorununu çözmek için niye görüşülmesin’. ‘Hem bak Barzani artık uslu çocuk oldu’ çizgisine gelmesi de bu sıkışmanın bir ifadesidir.
Murat Çelik başkanlığındaki heyetin Barzani ile görüşmesinin hemen ardından 10 gün kadar sonra Mesut Barzani’nin yaptığı ABD ziyaretinde kendisine Türkiye ile ilişkilerin iyi tutulması konusunda telkinlerde bulunulduğu aktarıldı. Leyla Zana’nın Mam (Amca) dediği Barzani, AKP hükümetiyle el ele bölgede bir ABD mutabakatı imzalamak üzere. Böylelikle Türkiye Kürt sorunu konusunda kendi Kürtlerini muhatap almama ve konuyu ABD’nin yönetimine devretme politikasını ısrarla tercih etmiş oluyor. Bu, gerçekte şöyle bir sonucu da doğurur. Eğer Barzani Türkiye ile iyi ilişkiler kuracaksa o zaman Türkiye Kürtleri arasında da Barzanici bir siyasal cereyan yaratılması istenecektir: toplumsal tabanı çok daha fazla gerilemiş, aynı zamanda kuvvetli ABD hayranı bir Kürt siyasal akımı… Böyle bir akım AKP ile dirsek teması halinde çok rahatlıkla aynı iklimde var olabilir ve AKP’nin eksik kaldığı noktaları tamamlayıcı bir işleve sahip olabilir. Birinin eksik kaldığı noktaları diğeri kapatabilir. Bu siyasal cereyanın tam karşılığı Taraf gazetesi gibi bir içeriğe sahip olabilir ancak. Abdullah Gül’ün bütün Kürt milletvekillerini Çankaya’da toplama fikrine Taraf’ın verdiği tepki ilginçtir: “Bütün Kürt milletvekilleri birleşin.” Dikkat edilecek olursa Taraf her fırsatını bulduğunda PKK ve DTP’ye salvolar savurmaktadır. Ama Çankaya’daki toplantı fikrine çok sıcak bakmaktadır.
Ne vatanseverlik ama!
Kim derdi ki DTP milletvekilleri işi gücü bırakıp AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı hedef tahtasına yerleştirecek. Şu sıralar, Tayyip Erdoğan’la uğraşmaktan başka hiçbir siyasi manevra yapmıyorlar. Bu durumun oluşmasında yerel seçimlerin yaklaşması sebebiyle AKP ile yürütülmesi gereken yarış kadar, kendilerinin tamamen siyasi süreçten dışlanmalarının etkisini de görmek gerekir. Onun için DTP Genel Başkanı Ahmet Türk muhatabın Barzani değil kendileri olduğunu vurgulama gereği duyuyor. Aynı zamanda Öcalan’a kötü muameleyle ilgili de şöyle bir yorum yapıyordu: “…Bu uygulamalar ile amaçlanan nedir? Bunda ABD’nin, İsrail’in, Türkiye’nin çıkarları nedir? Türkiye’yi teslim alma, iç karışıklık yaratarak Kürt-Türk çatışmasıyla güçsüz düşürme ve bölgesel savaşta etkin bir müttefik haline getirme uluslararası stratejisiyle bağı nedir…” Deyim yerindeyse DTP AKP konusunda yeni uyanmış demektir. İnsiyatifin kendi ellerinden tamamen kayıp AKP-Barzani eksenine oturduğunu görmüş gibiler.
Kürt kitleler tarikatlar ağıyla tamamen yeniden örgütlenmek isteniyor. AKP: “…PKK’nin ilacı ben olurum…” diyor. AKP’ye açılan kapatma davasına ilişkin de bu söylenmiyor muydu? AKP’yi kaptırsanız Güneydoğu ile tek bağımızı da sona erdirmiş olursunuz… Bölgede DTP’nin tek ciddi rakibi olan AKP, Kürt Sorunu’nda öyle söylendiği gibi yumuşak başlı olmayacağını gösterince (Örneğin polis özel timleri tekrar bölgeye gönderildi.) DTP son iki ayda neredeyse bütün siyasetini anti-AKP eksenine oturttu. Öcalan’a yapılan kötü muamelenin sorumlusu olarak AKP’yi gösterdi.
Türkiye’de siyasete hâkim olanların ayakları Kürt sorunu deyince zangır zangır titremeye başlıyor. DTP’yi, PKK’yi sürecin dışında tutmak için bölgenin tarikatlar kanalıyla tekrar örgütlenmesine bile razı oluyorlar. Genelkurmay Başkanı Başbuğ DTP ile TBMM’de bir araya gelmiyor ama Barzani ile ABD masasına oturmaya çok hevesli görünüyor. Ne ‘vatanseverlik’ ama!{jcomments on}