Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Kapitalizm Marx’ı keşfederken Lenin olunmalı

 

Uğur Erözkan

Her geçen gün Marx’ı keşfetme meraklısı burjuva iktisatçılarının  sayısı artıyor. Bunların amacı entelektüel bir faaliyet olarak bilgi dağarcıklarına Marx’ın yazıp çizdiklerini eklemek değilse, onları bu geç kalınmış Marx okumasına iten şeyin serbest piyasanın ‘görünmez eli’ olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gelinen noktayı doğru tarif edelim: büyük servetlere koştuğunu düşünerek her gün riskin dozunu biraz daha artıran aç gözlü iş adamları kendilerini sokakta buluveriyor.

İş adamlarının birer birer kendilerine sormaya başladıkları şu meşhur soru sizce de ilginç değil mi? Seans başına birkaç yüz dolar verdiği psikoloğuna dert yanarcasına “Acaba Adam Smith yanıldı mı?” diye kendi kendine soranlardan bahsediyoruz. Sizce içinde bulunduğumuz dönemde kapitalist sistemi ve serbest piyasa ekonomisini sorgulamayan bir iş adamı var mı? Daha birkaç ay önce bir şirketin düzenlediği liderler konferansına katılan Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton’un salondakilere feryat edercesine sorduğu şu soruyu hatırlayalım: “Çözüm için insanlığın Karl Marx’ı yeniden keşfetmesi mi gerekiyor?” Bu soruda ince bir alay bulmuştu konferansa katılan serbest piyasacı ekonomi uzmanları ve olayı aktaran gazetelerin ekonomi yazarları. Oysa ortada ince bir alaydan çok çaresiz bir adamın serzenişi var. Burjuva iktisatçıların krizlere bir çözüm bulamamasının verdiği ümitsizlikten kaynaklanan bir serzeniş. Alaton’u Marx’ı yeniden keşfetmeye sevk eden bu ümitsizlik, bir türlü dikiş tutmayan para piyasalarının her gün yeni bir sermaye devini sallamasından kaynaklanıyor. Alaton bu psikolojiye kapılmış tek kişi olsa o kadar üzerinde durmaya değmezdi. Zira o sözlerin söylendiği Mart ayında da şimdikine benzer bir kriz yaşanmaktaydı ama henüz durum bu kadar ciddileşmediğinden bu sözler şakaymış gibi algılanabiliyordu. Bugünlerde ise başta ABD olmak üzere dünyanın hiçbir yerinde böyle sözler tebessümle karşılanmıyor. Her geçen gün Marx’ı keşfetme meraklısı burjuva iktisatçılarının ve iş adamlarının sayısı artıyor. Eğer bu bay ve bayanların amacı entelektüel bir faaliyet olarak bilgi dağarcıklarına Marx’ın yazıp çizdiklerini eklemek değilse, onları bu geç kalınmış Marx okumasına iten şeyin serbest piyasanın ‘görünmez eli’ olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gelinen noktayı doğru tarif edelim: Büyük servetlere koştuğunu düşünerek her gün riskin dozunu biraz daha artıran aç gözlü iş adamları kendilerini sokakta buluveriyor. Marx yaşasaydı yüzünde mutlu bir tebessümle “Ben demiştim.” der miydi bilmiyoruz ama biz onun yerine söylemeden geçmeyelim.

Marx söylemişti
Bugünlerde pek popüler olmasa da, ‘piyasanın görünmez eli’ kuramının yaratıcısı olan Adam Smith, şüphesiz burjuva iktisatçıları arasında en çok ve en ateşli taraftara sahip olanı. Serbest piyasa ekonomisi ya da ‘bırakınız yapsınlar’ ekonomisi olarak bilinen ekonomik sisteme göre bütün ekonomik faaliyet piyasanın kurallarına göre işlemeli. Siyasi iktidarın ya da bürokrasinin, kısacası devletin herhangi bir müdahalesi olmadan sistemin sorunsuz ve kusursuz bir şekilde işleyebileceği varsayımına dayanıyor bu ekonomik sistem. Elbette kapitalizmin şu kısacık tarihinde gördüğü birkaç büyük kriz, söz konusu ekonomik modelin sorunsuz ve krizsiz işleyemeyeceğini kanıtlamıştır. Ancak henüz kapitalizm çok gençken ve söz konusu krizlerden hiçbirini yaşamamışken bile Karl Marx, bu sistemin krizden başka bir şey üretmeyeceğini söylemişti. Şimdilerde yeni bir şey bulmuşçasına gazetelerin köşelerinde “açgözlülük yüzünden böyle oldu, ne gerek vardı o kadar riske girmeye, gökte uçan kuşa kredi dağıtmaya” tarzında yazılar döktüren ekonomi uzmanlarından 140 sene önce Marx bunu söylemişti. Sayın ekonomi uzmanları, şimdi de kapitalistlere neden açgözlü olmamaları gerektiğini tane tane anlatmaya ne dersiniz? Hem bütün bir sistemi rekabet üzerine kuracaksınız hem de açgözlülük yapmayın diyeceksiniz. Bu işte bir terslik yok mu?

ABD sosyalist mi oldu?
Bir tarafta serbest piyasadan şüphe duyan ekonomi uzmanları var ama; diğer tarafta da ne olursa olsun serbest piyasadan vazgeçmemeyi kafalarına koymuş olanlar var. Onlara da sorarsanız bugün için esas sorun birbiri ardınca finans devlerinin devrilmesi değil de ABD hükümetinin serbest piyasadan yüzgeri edip iflasın eşiğindeki bankalara ve sigorta şirketlerine mali yardım yapması. Artık bunun devlet kapitalizmi anlamına geldiğini söyleyenler mi dersiniz, aslında Bush’un hiçbir zaman serbest piyasa ekonomisine inanmamış olduğunu keşfetmeye başlayanlar mı; türlü çeşitli fikir havada uçuşuyor. Hepsinin ortak noktası krizin faturasını birilerine çıkarmak. Birisi de akıl edip demiyor; “Hadi biz beceriksiz çıktık, bu gemiyi yürütemedik; bu gemi ilk kez su almıyor ki, dümene geçen herkes mi beceriksizdi?” Gerçekten de, kapitalizmin kısa tarihi boyunca krizlerin çeşitliliğine bağlı olarak bulunan geçici çözümler de çeşitliydi. Keynes’in kapitalist sisteme katkısı olan sosyal devletin benimsenmesi 1929 krizini aşmak için uygulanmıştı. Yani bugün sosyalizmin gelmekte olduğunu iddia eden ekonomi uzmanlarının, bir zamanlar tüm dünyada sosyal devletin egemen olduğunu unuttukları için balık hafızalı oldukları da anlaşılıyor.

Finans sisteminin krizinin sosyalizm korkusu yaratması bizim için izlemesi çok eğlenceli olsa da kapitalizmin krizinin doğrudan sonucunun sosyalizm olmayacağını unutturmamalı. Elbette krizler sosyalizmin insanlara anlatılabilmesi için çok uygun ortamlar yaratır. Olağan dönemlerde yapılan propagandaya kulak asmayacak bir dolu insan için, başını ellerinin arasına almış kara kara düşünerek bir çıkış yolu ararken karşısına çıkan sosyalizm fikri, ağaçtan Newton’un kafasına düşen elma etkisi yaratır. Fakat sosyalizm, insanların kafasına elma atıp aydınlanma yaşamalarını sağlayarak gerçekleşmeyeceği gibi “Her krizde 1000 kişiyi ikna etsem 20 yıla kadar devrim olur.” hesabıyla da gerçekleşmez.


Sosyalizm devrimle gelir, devrimi devrimciler yapar
Kapitalistlerin kapitalist sistemin sürekliliğini sağlamak için onun ana akım ekonomik sisteminden sapmalar yapmak uğruna çeşitli çözümler üretmesi her dönemde bu kadar saçmalamaya neden olmuş mudur bilemiyoruz. Bugünlerde krizin sosyalizme geçişe sebep olup olamayacağı bile konuşuluyor. Bu konuda bir noktayı hatırlatmak zorundayız; sosyalizm kendi kendine gelmez, onu devrim zorla getirir. Devrimci müdahale olmaksızın sosyalizm inşa etmenin yolu yoktur. Aslında bu çok eski bir tartışma. Sosyalizmin kendiliğinden mi yoksa öncü bir müdahale ile mi kurulabileceği sorusu tarihte yalnızca tartışmalarda argümanlar üretilerek değil aynı zamanda bizzat devrim yaparak pratikte de yanıtlanmıştır. Bugünlerde gazeteler Marx ve Engels’in kitaplarının yok sattığını yazıyor. Hazır okumaya başlamışken biraz da Lenin okumak faydalı olacaktır. Örneğin ‘Ne Yapmalı’dan başlamak işe yarayabilir. Devrimin neden kendiliğinden cereyan edemeyeceği, bir öncü partinin sürecin her aşamasını planlayarak ve işçi sınıfına bizzat öncülük ederek tarihin akışını belirlemesi gerektiğini yazan; ve ardından aynen yazdığı gibi bir öncü partiyi, sosyal demokratların Bolşevik kanadını oluşturup bu devrimciler örgütüyle iktidara yürüyen Lenin olmuştur. Marx yalnızca hayal edebiliyordu devrimi. Krizlerin sistem içi çözümlerle ötelenmesinin mümkün olduğunu fakat aynı zamanda krizlerde sınıf çelişkisinin en derin halde yaşandığını, bu yüzden bu çelişkiyi örgütlemek gerektiğini söylüyordu. Ama yalnızca hayal edebiliyordu bunları. Lenin ise bunların birer hayal olmaktan öteye geçebileceğini, bizzat bir devrime önderlik ederek gösterdi.


Bugün bütün dünya Marx’ı hatırlarken sosyalistlere düşen görev Lenin’i hatırlamak olmalıdır. Lenin’i hatırlamadan, yani tarihin akışına müdahale etmenin yollarını arayıp, özgün yollar yaratamadan sosyalizmi inşa etmenin bir yolu yoktur. Tarihe şöyle bir göz atmak bile sosyalistlerin doğru müdahalesi olmaksızın kapitalizmin büyük krizlerinin kendi sonunu getirmediğini anlamamızı sağlayabilir. Dahası, bugünkü kriz ilk önce para babalarının krizi olarak gözükebilir; ancak bir adım sonra tablo netleşmeye başlar. Kapitalist sistem faturayı her zaman emekçilere kesmiştir. Üstelik bazı durumlarda emekçilere kesilen fatura yalnızca açlık, işsizlik ve yoksulluk olmamıştır. 1929 büyük bunalımının ardından dünya Faşizm diye bir şeyle tanışmıştır örneğin. Bugün Faşizmin imkansızlığına, artık insanlığın böyle bir belayı tekrar yaşamayacağına ikna olmuş olabilirsiniz. Bazıları da Sovyetler Birliği çöktüğünde sosyalizmin tarihe gömüldüğüne yemin ediyordu. Şimdi kendisi değilse bile hayaleti tüm dünyayı sarmış olan sosyalizm, kapitalistlerin yüreğine korku salıyorsa söylenebilecek tek şey var: Onlar Hitler’i yeniden yaratmadan biz Lenin’i yaratmak zorundayız. Sözün özü, sürekli krizlerle daha da yoksullaşan ve sefalet şartlarında yaşamak zorunda kalan emekçiler için Lenin olmaktan başka bir kurtuluş yoktur.{jcomments on}