Musa Toprak
Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği adı verilen belgenin bir kara mizah örneği olduğunu, içerisinde “şarkı söylemek, çalgı çalmak” gibi eylemlerin cezalandırılması gerektiğini bildiren maddeler bulunduğunu daha önce yazmıştık. İlgi duyanlar Yarınlar’ın sitesinden ulaşabilirler. Yükseköğretim kurumlarında soruşturmalar hız kesmeden devam ettiği, öğrencilere çağdışı suçlamalar yöneltilip, hukuka aykırı soruşturmalar sonucu cezalar verildiği için bu yazıyı yazmak zorunluluğu doğdu. Bu kısa yazıda hem soruşturmacıların hem de soruşturulanların, temel hakların bilincinde olması için temel ilkelere dikkat çekmek amaçlandı.
Öğrencilerin soruşturmalar yoluyla sindirilmeye, temel haklarını kullanmaktan alıkonulmaya çalışılmasını normal kabul edebiliriz. Zira Disiplin Yönetmeliği 8. maddesinde “yükseköğretim kurumu içinde siyasi faaliyetlerde bulunmak” ‘suçu’ düzenlenmiştir. Meseleyi en sade şekliyle ifade edersek; T.C. Anayasası 67. maddesinde “Vatandaşlar, ... bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ... hakkına sahiptir.” demektedir. Öte yandan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu 54. maddesinde “anarşik veya ideolojik olaylara katılan veya bu olayları tahrik ve teşvik eden öğrencilere” disiplin cezası verilmesi gerektiğini düzenler. Kanunun “anarşik veya ideolojik” dediği eylemlerin AİHM kararları doğrultusunda “şiddet içeren, -açık ve yakın tehlikenin mevcut olduğu hallerde ikna imkan ve kabiliyeti olan kişilerin yapması ve elverişli kitleye ulaşması şartıyla- şiddete eylemli biçimde katılma çağrısı yapan” eylemler olduğunu anlamak gerekir. Dolayısıyla Anayasanın 4. bölümünde tanınan siyasal hakların (yasanın çarpık diliyle bu tür eylemler anarşik ve ideolojik eylemler olarak tanımlanmıştır) şiddet eylemleri dışında kısıtlanması mümkün değildir. Bu durumda üniversitelerde “siyasal faaliyette bulunmayı” disiplin cezası gerektiren bir suç olarak düzenleyen Disiplin Yönetmeliği Anayasa’ya aykırıdır. Disiplin soruşturmalarında bu Yönetmelik hükümlerinin gözardı edilmesi gerekir.
Soruşturmalar hukuksuzdur
Daha da ileri giderek bir diğer konuya dikkat çekmek gerekir; Anayasanın 90. maddesi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” emrini içermektedir. Dolayısıyla başta AİHS olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı andlaşmalara rağmen 2547 sayılı Kanunu veya trajikomik Disiplin Yönetmeliğini ileri sürmek mümkün değildir. Disiplin soruşturması geçiren öğrenciler bu hususu soruşturma sırasında mutlaka ileri sürmeli ve dikkate alınmaması halinde soruşturmayı yürütenler hakkında “Anayasanın açık emrini görmezden gelerek, görevlerini kötüye kullandıkları için” şikayet ve suç duyurusu yoluna gitmelidirler. Bu yolun hemen sonuç vermesini beklemek elbette saflık olur ancak ısrarlı mücadele, sonunda Disiplin Yönetmeliğini işlemez hale getirecektir.
İdari yargı kararları
Üniversitelerin hukuk tanımaz tavrına karşı idare mahkemesi yolunun açık olduğunu da hatırlatmak gerekir. Bazı idari yargı kararlarını sadece ilkeler olarak anmakta da yarar var. Soruşturma sırasında bu emsal kararlar yararlı olacaktır.
- Olayın tarafları ve tanıkları varsa mutlaka dinlenmelidir. Tanıklar dinlenmeden sadece savunma alınarak verilen disiplin cezası hukuka uygun değildir. Disiplin suçunun tüm delilleriyle saptanması gerekir. (Danıştay 8. Daire, 2006/4270 K.)
- Öğrenci hakkında cezaya karar verilebilmesi için olayın şüpheye yer verilmeyecek şekilde somut delillerle ortaya konulması, öğrenci hakkında isnat edilen suç konusu eylem, işlem, tutum ve davranışların tek tek bildirilerek savunmasının alınması gerekir. İzinsiz gösteri yaptığı iddia edilen öğrencinin sadece güvenlik görevlilerince düzenlenen tutanak ve öğrencinin ifadesine dayanılarak disiplin cezası verilmesi hukuka uygun değildir. (Danıştay 8. Daire, 2004/3624 K.)
- Davacı öğrenci Kürtçülük, bölücülük propagandası yapmak suçundan beraat ettiğine göre aynı eylem nedeniyle verilmiş olan okuldan uzaklaştırma cezasının iptali gerekir. (Danıştay 8. Daire, 1993/2530 K)
- Öğrenci soruşturma sırasında tutuklu ise, okul panosuna yapılan çağrı ilanına uymadığından bahisle savunma hakkından vazgeçtiği kabul edilemez. (Danıştay 8. Daire, 2005/3927 K.){jcomments on}