Alper İzkara
Burjuva demokrasisinden ne anlıyorsunuz, bunu nerede arıyorsunuz bilmiyoruz fakat uzaklara bakmanıza gerek yok. Burjuva demokrasisi Engin Çeber’in kafasına defalarca inen sopadır, eylemlerde biber gazıdır, F tipinde tecrittir, ‘hayata dönüş’tür, karakolda işkencedir, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’dur. Engin Çeber’in katili, işleyen bir burjuva demokrasisidir.
16 Mart katliamı davasının zaman aşımına uğradığını öğrendiğimiz şu günlerde, dergi satarken gözaltına alınıp işkence ile öldürülen Engin Çeber’in haberini almamızla beraber, toplumca demokrasi yolunda attığımız adımlara olan şaşmaz güvenimiz bir kez daha tazelendi. 91’de gözaltına alınıp işkenceyle öldürülen Birtan Altunbaş, 95’te dövülerek öldürülen gazeteci Metin Göktepe, 96’da dergi satarken öldürülen İrfan Ağdaş, 2007’de yine dergi satarken sırtından vurulup felç kalan Ferhat Gerçek, Festus Okey, Baran Tursun, Feyzullah Efe ve niceleri burjuva iktidarın kolluk kuvvetlerinin gözü dönmüş şiddetinin kurbanı oldular. Engin Çeber ise yeni katıldı aralarına; Ferhat Gerçek’i vuran polisin hala tutuklanmamasını protesto için bir açıklama yapıp, ardından yasal Yürüyüş dergisinin satışını yaptığı için, 28 Eylül 2008 günü gözaltına alındı. Gözaltında aralıksız işkence gören Çeber 8 Ekim’de hastaneye kaldırılana kadar karakolda ve cezaevinde sayısız defa fiziksel şiddete maruz kaldı. 10 Ekim’de beyin ölümü gerçekleşti, 11 Ekim’de ise öldü(1). Gözaltına alındıktan sonra avukatlarının bütün müdahaleleri engellenen Çeber’in göz göre göre katledilmesinin üzerine, benzeri her olayda yaptıkları gibi “olayı soruşturmak üzere müfettiş görevlendirdiğini” açıklayan Adalet Bakanı M. Ali Şahin, cinayetin ayyuka çıkmasıyla “Devletim ve hükümetim adına özür diliyorum.” açıklamasını yaptı. Şahin’in açıklaması basında bir devrimmişçesine yankı yarattı. Kirli burjuva siyasetinde az rastlanan bir tavır olması kafaları bulandırdı. Yoksa AKP sahiden de demokrat mıydı yahu? Bakan’ın konuşmasının devamı bu soruyu en iyi şekilde cevapladı; “‘İşkenceye sıfır tolerans’ deyince ‘hiç işkence olmayacak’ diyemiyorum. Münferit de olsa zaman zaman karşılaşıyoruz.”(2) Bu işlerin bilindik kozu “münferit olay” jokerini çıkarmakta gecikmedi. İçişleri Bakanlığı’nın Çeber’in ölümüne neden olan işkencenin karakoldaki kısmı ile ilgili inceleme yapıldıktan sonra hazırlanan ön inceleme raporunu sunan müfettişler, Çeber’in ölümüyle ilgili karakolda görevli herhangi bir polis hakkında idari soruşturma açılmasına bile gerek görmediklerini bildirdiler. Oysa birçok demokratik kitle örgütü gerekli delillerle yapılan işkenceyi çoktan ifşa etmişti. Örneğin Türk Tabipleri Birliği “Çeber’in ailesinin ve avukatlarının başvurusu sonucu İstanbul Tabip Odası’ndan bağımsız bir bilirkişi istenmiş, saptanan bilirkişinin ölü muayenesi ve otopsi sürecinde hazır bulunması sağlanmıştır. Ölen kişinin tıbbi kayıtları, işkenceye tanıklık edenlerin ifadeleri ve ölü muayenesi ve ön otopsi bulguları birlikte değerlendirildiğinde ölüm olayının vücudun birçok yerine uygulanmış olan travmaya bağlı beyin kanaması sonucu olduğu anlaşılmaktadır.”(3) açıklaması ile işkenceyi teşhir etmişti. Bugüne değin her konuda mangalda kül bırakmayan Tayyip Erdoğan, bu konuda sustuğuyla kaldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e göre ise “Şeffaflık ortamı içerisinde herhangi bir yanlışlık yapılırsa, eskiye benzer bir olay olursa artık bunlar saklanamaz”dı, bu da Türkiye’nin ne denli demokratikleştiğinin kanıtıydı. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül ise “İşkencecinin hastalıklı bir durumu olduğunu” söyleyerek, işkence olgusunu yine “münferit” işkencecilere bağlıyor, işkencenin siyasi sorumluluğunun kendi hükümetlerinde olduğunu pişkince saklamaya çalışıyordu.
Biz AKP’nin demokrat olabilme ihtimalini sevdik
Oysa ne hayallerimiz vardı… %47lik kitlesiyle AKP bambaşka bir partiydi, kötünün iyisi de olsa bir demokrasi gücüydü. O AKP değil miydi ki despot devlet geleneğinin köküne kibrit suyu dökecek, AB’lerden demokrasi ithal edecek? Türkiye, katı devletçi geleneğinden kurtulacak, o güne kadar yüzünü görmediği hakiki burjuva demokrasisini tadacaktı hani en sonunda? Burjuva demokrasisinden ne anlıyorsunuz, bunu nerede arıyorsunuz bilmiyoruz fakat uzaklara bakmanıza gerek yok. Burjuva demokrasisi Engin Çeber’in kafasına defalarca inen sopadır, eylemlerde biber gazıdır, F tipinde tecrittir, ‘hayata dönüş’tür, karakolda işkencedir, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’dur. Pembe düşlerinizde ne gibi kurmaca dünyalarda yaşıyorsunuz yine bilemiyoruz fakat bugün Engin Çeber’in katili, işleyen bir burjuva demokrasisidir. Burjuva demokrasisine uygun bir biçimde, sistem karşıtı özne sindirilmiş, infazı gerçekleştiren kolluk kuvvetleri koruma altına alınmış, iktidar sahipleri de iktidarlarını aynı şekilde korumaya devam etmişlerdir. Gelişini dört gözle beklediğiniz demokrasi işte budur, çoktandır bizlerledir ve kapitalist tahakküm yıkılana kadar bu iş böyle sürüp gitmeye mahkûmdur. Proletarya iktidarı dolayısıyla işçi demokrasisi bugün savunulması tutarlı olacak yegâne demokrasi biçimidir. Sömürü düzeninde, sistem karşıtı odakları sindiren burjuva iktidarı ve onun zor aygıtları, işkencecileri yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Bunca insan hakları ihlalinin üzerine sıkılan kuru demokrasi söylemlerine karnımız toktur.
(1)http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/110100/metris-cezaevinde-iskence-goren-engin-ceber-yogun-bakimda?from=rss
(2)http://www.yuruyus.com/www/turkish/news.php?h_newsid=4964
(3)http://www.ttb.org.tr/index.php/haberler/151-baslamalar/1204-engin-ceber-{jcomments on}