Sinan Köksal
Onyıllardır bastırılan, türlü asimilasyon ve inkar politikalarına karşın sesini uzunca bir süre çıkarmayan Alevi derneklerinin meydanlara inmesi çok önemli ve değerlidir. Değerli olmasının en önemli nedeni ise Alevilerin yapmış olduğu mitinglerin talepleriyle ilgilidir. AKP’nin halk düşmanı politikalarına, zorunlu din derslerine ve diyanet işlerinin varlığına karşı yapılan eylemde Aleviler cemevlerinin tanınmasını da talep etmişlerdir.
Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin Padişahın
O da bir gün devrilir!
Geçtiğimiz sürecin önemini kavramak açısından ülkedeki eylemlerin tarzına, mitinglerin sloganlarına ve katılımcıların taleplerine bakmak çok kritiktir. Safların daha netleştiği ve ak koyun kara koyunun belli olduğu dönemlerde insanlar tepkilerini daha keskin bir şekilde dillendirmeye başlamıştır. Bu açıdan Alevi mitingleri de incelemeye değer ve öğretici mitinglerdir.
Cumhuriyetin kurucu unsuru olduğu iddia edilen ve “laikliğin” savunucusu olarak tanınan Aleviler iki tane büyük eylem yapmıştır yakın zamanda. İlki İstanbul’da, ikincisi de Ankara’da yapılan eylemlere rekor denebilecek katılımlar gerçekleşmiştir.
Onyıllardır bastırılan, türlü asimilasyon ve inkar politikalarına karşın sesini uzunca bir süre çıkarmayan Alevi derneklerinin meydanlara inmesi çok önemli ve değerlidir. Değerli olmasının en önemli nedeni Alevilerin yapmış olduğu mitinglerin talepleriyle ilgilidir. AKP’nin halk düşmanı politikalarına, zorunlu din derslerine ve diyanet işlerinin varlığına karşı yapılan eylemde Aleviler cemevlerinin tanınmasını da talep etmişlerdir. Eylemde atılan sloganlar ve yapılan konuşmalarda AKP politikaları eleştirilmiş ve çözüm yolları aranmıştır. Bu ülkede yaşayan bireylerin demokrasi taleplerini dile getirirken mevcut iktidarda çözüm bulamayacağını görmeleri de Alevilerin yaptığı eylemi daha bir anlamlı kılıyor.
Kime göre demokrasi?
Biz, geçtiğimiz dönemde türban tartışmaları yaparken, mazlum rolüne bürünen ve her fırsatta demokrasi çığırtkanlığı yapan bir iktidar gördük. Sanki kendi iktidarları değilmiş gibi, Türkiye Cumhuriyeti’ni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikayet etmeye kadar götüren, işine geldiği her zaman “demokrasi demokrasi” diye herkese ağlayan bu “mazlum” zihniyet, kendi çarklarına çomak sokan herhangi bir hareketlilik olduğunda faşizan bir tarzda bunu bastırma yoluna gidiyor. 1 Mayıs günü sabahın altısında DİSK binasının bahçesindeki emekçilere saldıran, Alevi mitinglerine çamur atan ve katılımı engellemek için her yolu arayan bu zihniyeti aslında biz çok daha öncelerden tanıyoruz. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta gördük bu insanları. Kontrgerilla tarafından örgütlenen bu katliamları hatırlıyor halkımız. Ama saldırı her zaman karşı taraftan gelmiyor. Kımıl zararlısı, karga pisliği gibi her yere bulaşan ve kendisini “Alevi” olarak tanımlayan Truva atlarımız da var. Her ülkenin bir hain kontenjanı vardır. İşte bunlardan biri de İzzettin Doğan.
İzzettin Bey, zaman ve vakit gazetelerine verdiği röportajlarda Fethullah Gülen ile ilgili çok söz söyledi. Fethullah’ın bir filozof olduğunu söyleyen, Nazım Hikmet’le yan yana koyma cüretini bile gösteren bir şahıstır kendisi. 22 Temmuz öncesi söylediği sözlerde Alevilerin, ülkedeki linç kampanyalarının kırk senedir merkezi olan MHP’ye oy verebileceğini söyledi. Alevi inancına ihanet eden şahsiyet eylem öncesinde bunun bir Alevi mitingi olmadığını, İslam inancıyla Aleviliği ayırmaya çalışan kesimin düzenlediği bir eylem olduğunu dillendirdi. Bir bildiği var büyüklerimizin; “gavurun parasını alan onun kılıcını sallar…”
Alevileri sisteme entegre etme mekanizması ve araçları
Bugün ülkemizde yaşanan olayları emperyalizm kavramından bağımsız düşünemeyiz. Fethullah Gülen aracılığıyla pompalanan politikalar genelde iki araç altında kendisini cisimleştiriyor. Bir tarafta liberal Taraf gazetesi diğer yanda ise ılımlı İslamcı Zaman ve türevleri. Farklı gündemlerde hangisinin öne çıkacağı da farklılaşıyor. Örneğin Ergenekon gündeminde taraf aracılığıyla yapılan saldırı Alevi mitingleri döneminde zaman tarafından örgütleniyor. Yani bir nevi Taraf Zaman’a pas veriyor. Zaman gazetesine de şut atmak kalıyor ama bu sefer olmadı. Gol atamadılar çünkü Alevilerin kurduğu baraj ve şut çekme konusundaki yeteneksizliği bu gazetenin bütün provokasyon iddialarını da boşa çıkardı. Madem demokratsın, madem eşitlik, adalet istiyorsun neden bu kadar namertlik yapıyorsun demekten başka alternatif bırakmıyorlar insana. Açılım yapacağım diye milletvekilliği verilen Çamuroğlu Reha’nın da aynı gazetelerdeki röportajları ve söylediği sözler de takdire şayandır. Tebriği hak ediyor gerçekten ağabeyimiz. Bu kadar göbekten sisteme bağlı bir kişiden de zaten başka şeyler duymayı beklemek ahmaklık olur.
Önceden de belirttiğimiz gibi Alevilerin AKP karşıtı politikalarla sokağa inmesi doğrudur. Ancak bunun çözüme ulaşması için dillendirilen bu taleplerin emekçi talepleriyle yan yana konulması gerekiyor. Aynı Kürt ulusal mücadelesinde ve kadın meselesinde olduğu gibi. Meseleyi sınıfsal bir karakterle ele alamazsak, bütün bu talepler kimlik siyasetinden öteye geçemez ve muhalif olarak başlamasına rağmen ne yazık ki sisteme entegre olmaya başlar. Ülkemizde Kürt emekçilerinin kanıyla beslenen para babalarının veya toprak ağalarının kurtuluşuyla ilgili bir talebimiz yok. Aynı şekilde sermayenin düdüğünü çalan, yoksulların sırtından geçinen Alevi iş adamlarının da kurtuluşuyla ilgili bir talebimiz de yok.
Azınlıkçılık mı devrimcilik mi?
Tarihimiz, günlük siyasetleri kavramamız için aslında epeyce önemlidir. Önceki pratiklerden öğrendiğimiz bir şey var. Ülkemizde yıllar önce, kendisini “Alevilerin partisi” olarak gösteren ve insanlar tarafından da öyle bilinen Birlik Partisi adında bir parti açıldı. Bu parti Alevilerin sorunlarını çözmek için kurulmuşken çok kısa bir süre içinde Alevi gericiliğinin odak noktası haline gelmişti. Buna benzer daha nice örnek sıralanabilir.
Bizler yoksulların, emekçilerin bu ülkede emperyalizme karşı birliğini savunuyorsak bunu da sınıfsal bir bakış açısının haricinde yapmamız olanaksızdır. Bunun da biricik yolu, meseleyi kimlik siyasetinin ötesine taşıyan, olayı “Alevicilik” veya “Kürtçülük” boyutundan çıkaran bir bakış açısı ve eylem perspektifine sahip olmamızdır.
Eylemin öğrettiği çok önemli bir şey daha vardır. Aleviler yukarıda da belirttiğimiz gibi laikliğin ve cumhuriyetin bekçileri olarak gösterilmiştir. Ancak mitingde yapılan konuşmalara ve atılan sloganlara bakılacak olursa bir kez bile “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganı atılmamıştır. Birçok Alevi talebini laiklik düzleminde ele almak mümkündür. Zorunlu din derslerinden diyanetin kapatılmasına kadar. Ama üzerinden atlanmaması gereken bir mesele de ülkemizin laik olup olmadığı veya daha önce laik miydi tartışmasıdır. Biz laiklik gibi burjuva bir kavramı bile emekçi perspektifiyle savunmalıyız. Ancak o zaman gerçekten laik olabiliriz ve ancak o zaman bu talepler kıymetlenir.
Yürü bre Hızır Paşa / Senin de çarkın kırılır / Güvendiğin Padişahın / O da bir gün devrilir!
Paranın ve rantın egemen olduğu her toplumsal düzende yeni “Hızır Paşaların” çıkması normaldir. Ancak devrimciler de her dönemde çıkacaktır. Hızır paşaların zulmüne karşı Pir Sultanlar her zaman var olacaktır. Ey para babaları, ey halk düşmanları, ey Hızır paşalar; şimdi işiniz çok daha zor. Şimdi daha genciz, daha birikimliyiz. Bizler gençleştikçe, bizler çoğaldıkça sizin köhne düzeniniz sona daha çok yaklaşıyor…{jcomments on}