Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

ABD’de ambalaj seçimi

 

İlyas Sabuncu

ABD seçimlerini bütün dünya pür dikkat takip etti. Sanki geçtiğimiz birkaç senede hiçbir şey olmamış gibi, Irak’ta binlerce insan öldürülmemiş gibi öyle bir iyimserlik tablosu çizildi ki… Bu tablonun yaratılmasındaki en büyük araçlardan biri yeni seçilen Obama’nın üzerindeki ambalajı oldu. Siyah, parlak bir ambalaj ve medyada sürekli pompalanan “değişim” zırvaları simgeler dünyasıyla gerçekler dünyasını birbirinden çok büyük bir şekilde ayırmıştır.

obama1Geçtiğimiz kasım ayında, yaklaşık bir seneden beri süregelen kampanyanın sonucunda, Kenya asıllı Müslüman bir babayla beyaz bir Amerikalı annenin oğlu olan Demokrat Partili Barack Hussein Obama ABD Başkanı olarak seçildi. Seçim öncesinde ABD halkının önüne Cumhuriyetçi McCain ve Demokrat Partili Obama birbirinin alternatifi olarak konuldu.

Sistem, kendi işleyişinin devamı için insanların önüne “alternatifler” sunmaktadır. Ancak görülmesi gereken en önemli meselelerden biri alternatiflerin birbirinden farklı olmamasıdır. Bush döneminde yapılan icraatlar karşısında Demokrat Partili Obama aslında insanların yüreğine su serper bir edayla karşımıza çıkarıldı. Seçim kampanyalarında aramızdan bir “insan” izlenimi veren, karısıyla, çocuklarıyla “sempatik” ve her şeyden önemlisi Amerikan tarihindeki ilk siyah başkan olması hem ABD’de hem de bütün dünyada alkışlarla karşılandı.

Dışı siyah içi “beyaz” Başkan
ABD seçimlerini bütün dünya pür dikkat takip etti. Sanki geçtiğimiz birkaç senede hiçbir şey olmamış gibi, Irak’ta binlerce insan öldürülmemiş gibi öyle bir iyimserlik tablosu çizildi ki… Bu tablonun yaratılmasındaki en büyük araçlardan biri yeni seçilen Obama’nın üzerindeki ambalajı oldu. Siyah, parlak bir ambalaj ve medyada sürekli pompalanan “değişim” zırvaları simgeler dünyasıyla gerçekler dünyasını birbirinden çok büyük bir şekilde ayırmıştır. Dünyayı tahlil ederken sınıfsal ilişkileri ve sermayenin rolünü göz ardı edecek olursak bütün bu yalanlara aldanmak çok normaldir. Simgeler dünyasından biraz uzaklaşıp gerçeklerle yüzleşmeye başladığımızda durumun hiç de alkış tutulacak bir durum olmadığını çok net görebiliyoruz. Aynı bokun siyahını bize değişim olarak gösteren, Bush döneminde yapılan hataların “yeni” dönemde yapılmayacağı yaklaşımıyla sermayenin kendi krizine çözüm bulmak için yeni açılımlarda bulunmaya çalıştığı aşikardır. Aslında yapılan propagandaların ne kadar tutarsız olduğu da önümüzde durmaktadır. Obama’nın ABD sermayesinden bağımsız hareket edemeyeceğini, Ortadoğu, Kafkasya ve Asya’daki planları daha derinleştirmek için görev başına getirildiği yani siyah bir Bush olarak karşımıza çıkmasını, ABD askerlerinin büyük çoğunluğunu Irak’tan çekeceğini söylemesinden anlayabiliyoruz. Hiçbir zaman tamamen çıkmaktan bahsetmedi. Bahsedemez de zaten. Sermaye kendi çıkarlarına çomak sokabilecek bir insanı hele hele siyah bir insanı bu kadar yükseklere taşır mı? Taşımaz! İkinci propaganda malzemesi de Bush’un bir Cumhuriyetçi olarak ABD’yi uçuruma sürüklediği gerçeği üzerine Demokrat Partili Obama’nın taze bir kan olarak yeni bir dış politika ve krizden kurtuluş yolu olarak gösterilmesidir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi sistem Cumhuriyetçilerle Demokratları birbirinin alternatifi olarak göstermeye çalışmaktadır. Çok kısa bir araştırma ile görülen odur ki, 1950 yılından bu yana, Hary Truman’dan son devlet başkanı Bush’a kadar geçen dokuz iktidarın dördü Demokrat, beşi de Cumhuriyetçidir. Peki, ABD 1950’den bugüne kadar neler yaptı? Sicilleri aslında hiç de temiz değil. Kuzey Kore’ye üç yüz bin asker gönderilmesi, Tayland, Laos, Kamboçya’ya, Dominik Cumhuriyeti’ne devrimci komünistlerle mücadele için binlerce asker gönderilmesi, Vietnam savaşının çıkarılması... Yakın döneme geldiğimizde ise Yugoslavya’nın parçalanması ve Irak işgali ve sayamayacağımız onlarca icraat. Geçtiğimiz elli sene içinde ABD, sermaye çıkarları doğrultusunda dünyayı savaş alanına çevirmiş ve yüz binlerce insanın ölümüne neden olmuştur. Bunun bize öğrettiği en önemli şey ise iktidarların değişimine, devlet başkanlarının rengine, kokusuna veya boyuna posuna bakmadan önce sermayenin çıkarlarını görmemiz ve iktidarların emekçiler üzerindeki etkilerine bakmamızın daha doğru olduğudur. Bunun da örneklerini biliyoruz. Daha önceden karşımıza çıkan resmen bir kasap gibi halklarımıza saldıran siyah insanları da gördük. Hem de ABD’de çok üst düzey görev almış bireylerdi bunlar. Gerek körfez savaşındaki konumlarından gerekse dış politikalarıyla Ortadoğu’yu şimdiki durumuna getiren Condoleeza Rice adlı hanımefendiyi ve Colin Powell’ı biliyoruz. Tanıyoruz. Dediğimiz gibi. Ambalaj değişiyor ama program aynı.

Seçimlerin ülkemizdeki yankıları ve sermaye yalakalığı
ABD seçimlerine bir sene kala seçimlerle ilgili tartışmalar ülkemizde de çok yoğun bir şekilde yapıldı. Her gündemde olduğu gibi liberaller, ılımlı İslamcılar saflarını çok önceden belli ettiler. Bizler için çok daha önemli olan şey ise ülkemizdeki “solcularımızın” bir bölümünün bu seçimler esnasında takındığı roldür. ABD seçimlerini alkışlayan, siyah adayın desteklenmesini söyleyen ve seçimler yapıldıktan sonra da kendilerini Obama’nın yanında gören ve ona destek olan birçok “sol” yapıyla karşılaştık. Marksizmi ve Leninizmi eylem kılavuzu olarak kabul etmiş ve işçi sınıfının ideolojisini kendilerine rehber olarak alan arkadaşların bütün bu kavramlardan ne kadar uzaklaştığını, liberalizmin sol içinde ne kadar vücut bulduğunu çok daha net bir şekilde gördük. Yazık… Bu insanları görse Lenin’in kemikleri sızlar. Farklı kesimler farklı yerlerden olaya yaklaşıyorlar. Taraf gazetesi her zaman yaptığı gibi görevini yerine getirdi. Hatta o kadar ileriye gitti ki ülkemizdeki krize karşı Obama olunması gerektiğini söyledi. Bütün bunlar ülkemizdeki ABD karşıtlığını Bush yönetimine kanalize ederek insanımızı uysallaştırmak ve “yeni” bir sayfa açmak için yapılmaktadır. Obama’ya alkış tutan bir diğer kurum da DTP’dir. Kendisini Kürt Ulusal Hareketinin temsilcisi olarak gören Demokratik Toplum Partisi Obama başkan seçildikten çok kısa bir süre sonra Obama’ya bir tebrik mektubu göndermiştir. ABD Başkanlığı’na seçilen Barack Obama’ya DTP Eş Başkanları Ahmet Türk ve Emine Ayna’nın imzasıyla gönderilen kutlama mesajında, DTP’nin başta Kürt sorunu olmak üzere Ortadoğu’daki sorunların çözümü konusunda birikimleri paylaşmaya hazır olunduğu ifade edildi.

DTP’nin Obama’ya gönderdiği kutlama mesajında, “Umut ediyoruz ki barışçıl ve özgürlükçü mesajlarınız yeni bir dönemin başlangıcı olur.” denildi. “Demokratik Toplum Partisi, ABD’nin desteğiyle Ortadoğu sorunlarının barışçıl ve demokratik bir şekilde çözülmesini ummaktadır. Dolayısıyla Türkiye’yi, İran’ı, Irak’ı ve Suriye’yi kapsayan Kürt Sorunu, Ortadoğu’nun istikrarı için kilit bir rol durumundadır. Partimiz, Ortadoğu’da demokratik çözümlerin ortaya çıkarılması için birikimlerimizi ve perspektiflerimizi hükümetinizle samimiyetle paylaşmaya hazırdır.” denildi. Bu mektup esasında Kürt hareketi için bir utançtır. Bunun dışında çok ilginç bir olay daha gerçekleşmiştir. Van’ın Gürpınar ilçesi Çavuştepe köyünde, Amerika’nın 44. Devlet Başkanı olan Barack Obama için kırk dört kurban kesildi. Köylüler, Obama’ya dünyadaki savaş ve terörü durdurması çağrısında bulunarak, Beyaz Saray’a, şefkat ve umudun simgesi olarak ünlü Van kedisi göndereceklerini söyledi. Kurbanlıkların kesildiği alanda ‘İçimizden birisin’, ‘Obama Vanlılar seni seviyor’, ‘Sen dünyanın kaderini değiştirecek adamsın’ şeklinde posterler açan köylüler adına bir de basın açıklaması yapıldı. Açıklamada demokrasiyi Obama’nın getireceğine duyulan inanç vurgulandı. Bu olay esasında sadece köylülerin eylemi olarak değerlendirilemez. Sadece bir aşiretin seçimlere bakışı da olamaz. Olaya ilişkin yorumlar DTP’nin yukarıda belirttiğimiz mektubundan bağımsız bir şekilde ele alınmamalı. Her şeyden öte başka bir boyut da var. Kırk dört tane kurban kesilmiş. Yazık değil mi? Van kedisi götürülecekmiş beyaz saraya. E kardeşim yazık değil mi o kediye. En azından ülkesinde saygınlığı olan güzel bir hayvandır kendisi. Çarçur etmenin ne anlamı var Beyaz Saray’da? Neyse artık yapılacak bir şey yok. Tebrik edelim bu dahice fikirlerinden dolayı. Ülkemizde bu kadar yanlışlıklar olurken esasında bizlere çok daha fazla sorumluluk düşüyor. Emperyalizmin bukalemun gibi farklı tiplerde karşımıza çıktığı ve liberal dalganın çok daha pervasızlaştığı durumlarda devrime olan inancımızdan başka hiçbir şey kalmıyor elimizde.{jcomments on}