Tülin Öngen: “Akademisyenler sınıfsal kimliğine sahip çıkmalıdır”

Akademisyenler,
Bilim adamları, üniversite hocaları derken nasıl bir toplumsal gerçeklikle karşı karşıyayız? Kim bunlar? Ayrı bir sınıf mı, ayrı bir toplumsal kategori mi? Varolan güç ilişkilerinden kopuk, bu ilişkilerden bağımsız bir sosyal özne mi? Değil. İçinde pek çok sınıf dilimini ve sınıfsal pozisyonu barındıran ve türdeş olmayan bir grup. Tıpkı kapitalist bir işletmede olduğu gibi. Nasıl ki orada yönetici pozisyonlarda çalışanlar, düz işçiler, çeşitli ara kademeler varsa, hizmet üreten bir kamu kuruluşu olarak üniversitede de rektöründen bölüm başkanına kadar, o işleyişin gereklerini yerine getirmekle yükümlü olan, sermeyenin hedeflerine göre hareket eden, devletin verdiği rolleri üstlenenlerin -idari görevlerde bulunanları kastediyorum- yanı sıra bir de hiçbir idari görevi bulunmayan düz çalışanlar vardır. Nasıl ki bir işletme sahibiyle düz bir işçiyi aynı sınıf içerisinde tanımlamıyorsak, YÖK Başkanını, rektörü ya da bir dekanı da bir profesörle veya araştırma görevlisiyle aynı sınıf içerisinde düşünemeyiz.
Sınıfsal konumumuzla ilgili söylediklerim, meselenin bir boyutu. Asıl önemli olan boyutu ise öznel konumumuzun ne olduğu. Sorumluluk dediğimiz zaman, ahlaktan bahsettiğimiz zaman, duyarlılıktan söz ettiğimiz zaman kastettiğimiz bu yönüdür. Toplumsal işbölümü içerisindeki nesnel yerlerimiz sınıfsal oluşumun ilk uğrağıdır, gerekli koşuldur. Ama yeterli değildir. Asıl bizim, toplumsal özneler olarak hareket etmemizi sağlayan şey, toplumsal pratik içerisindeki yerimizdir. Bir başka deyişle sınıflar mücadelesi içerisinde tuttuğumuz saftır. Yani salt bir işi yapmak, o nesnel konumda bulunmak değil. O konumun çıkarlarının farkında olmak, veya bu çıkarların gerektirdiği bilinç biçimlerine sahip olmak da yetmez. Bu bilinç doğrultusunda örgütlü bir kolektif içerisinde yer almak, mücadelenin bir parçası olmak gerekir. Bu söylediğim koşul, yani sınıfsal çıkarların gereklerini yerine getirmek, kamu çalışanları açısından, hizmet sektöründe çalışanlar açısından oldukça önemlidir.
15 Ekim 2006 tarihinde Üniversite Konseyleri Derneği tarafından düzenlenen “Akademi ve Toplumsal Sorumluluk” başlıklı paneldeki konuşmasından alınmıştır.{jcomments on}