Yarınlar
11 Ekim 2006’da Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras başkanlığında üniversite yönetim organlarının katılımıyla bir bilgilendirme toplantısı yapıldı. Araştırma görevlileri toplantıda, atanma konusunda kanunda düzenlenmemiş ek şartlar aramasının yarattığı sıkıntıları anlattılar. Söz konusu atama ilkelerinde aranan yabancı yayın koşulunu; gerçekleştirilmemesi halinde üniversiteyle ilişiklerinin kesilmesine yol açtığı için, uygulamanın amacı olarak gösterilen bilimsel yayınları özendirmek bir yana dursun, işsizlik kaygısıyla çalışmalarına sebep olduğu için bilimsel özerkliğe ve bağımsız çalışma ilkesine gölge düşürdüğü gerekçesiyle eleştirdiler. Rektör Aras akademisyenlere cevaben “Üniversitede göreve başladım artık, kırk sene sonra buradan profesör olarak emekli olacağım.” diyen zihniyetin yaşama şansı kalmadığını belirtti ve ekledi: “Akademisyenlikten başka işler de var, örneğin Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunlarına başka kamu kurumlarında pek çok iş imkânı bulunmakta, oralara başvurun, ticaret yapın...”
“Diplomalı Hıyarcılık”
Atıf Yılmaz’ın yönettiği, İlyas Salman ve Şener Şen’in baş rolleri paylaştığı Türk Sinemasının klasiklerinden biridir “Dolapbeygiri” filmi. İsminden ziyade o hepimizin içine işleyen ‘Diplomalı Hıyarcı’nın zabıtaların hışmına uğradığı sahneyle hatırlanır. Yıllar öncesinde çekilmiş bir filmin, yazılmış bir kitabın ya da dillere dolanan bir şarkının klasikleşmesi her şeyden önce hala bugünü de açıklayabilen bir olguya, bir gerçeğe temas etmiş olmasıdır. O yaşayan ve hatta gittikçe kanserleşen olgu; artık refah meslekleri diye tabir edebileceğimiz, eskinin iyi, ulaşılmaya imrenilen, hem ekonomik hem mesleki anlamda insanı tatmin eden, toplumda saygınlık kazandıran mesleklerin bugün gitgide eski özellik ve ayrıcalıklarından uzaklaşmasıdır. Bir avuç mutlu azınlığın haricinde onların yararlandığı ayrıcalıkların yakınından bile geçemeyen, sadece ismen aynı meslek grubu içinde bulundukları söylenebilen insanların gerçeğidir bu. Üniversite de, yüksek lisans da, doktora da pekala toplumdaki işsizliği gizlemenin, geciktirmenin bir aracı olarak kullanılabilmektedir. Bu süreçlerde öğrencinin cebinden çıkan paralar da sistemin yanına kar kalmaktadır. Türkiye’nin, üniversitenin gerçekleridir bunlar… Diplomalı işsizler, diplomalı hıyarcılar, mezun olanların ne olacakları nasıl istihdam edilecekleri düşünülmeden her yerde pıtrak gibi açılan üniversiteler, üniversitelerin içine yerleşen pazarlamacılar, CEO’lar… Tezgahlarını kimi zaman paralı yüksek lisans, yaz okulu vb uygulamalarla üniversitenin orta yerinde, kimi zaman kongre, konferans, seminer adı altında üniversite kadrolarının özel üniversitede ders vermesine izin vererek fiilen üniversitenin dışında, olmadı mı komple kadrolarına üniversitenin dışında pazarcılık, pazarlamacılık, şirket danışmanlığı önererek açtılar, açacaklar da. Artık utandırmıyor mesela bir rektörü ‘Boşuna okudunuz, burada size ekmek yok’ demek. Nasıl bir israftır bu yaşanan… Nereye baksan ya açık ya gizli bir işsizlik… İnsan israfı… Biz filmdeki gibi hıyar satmaktan elbet utanmayız ama insanları tam sekiz yıl düşük maaşla çalıştırdıktan sonra “Doktorayı tamamladınız şimdi gidin ne iş yaparsanız yapın” diyen zihniyetten utanıyoruz.{jcomments on}


