Yarınlar
Gönül Türkiye hakim sınıflarının 21. yüzyılda ve sivil kıyafetler içindeyken de reklam panosu gibi değil insan gibi dolaşmasını arzu ederdi. Kısmet değilmiş ve bu sınıfın evrimi de bu noktaya çıkacakmış demek ki.
Önce fotoğraflı haberi yayınlandı: Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in çoraplarının üzerinde iri harflerle “Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik” yazıyor. Konu basında hayli yankı buldu. Ana fikir: Bu kadar da görgüsüzlük olmaz ki! Ama o kadarla kalmadı. Giyim zevki üzerine verilen dersler, güzide basınımızdan beklenen gibi, “magandalığa”, “kıroluğa” karşı “gusto”nun savunusu şeklinde seyretti daha çok. Malum, ilk iki kavram Türkiye yüksek sınıflarınca halkı aşağılamak maksadıyla kullanılır; sonuncusu da ayrı kesimlerce incelmiş zevklere sahip olma gibi anlamlarla sarf ediliyor. Bakan Çelik’in halka dahil olmadığını, kendi sınıflarının kişisi olduğunu bilirler bilmesine ama, bir “gerilik” görüyorlar demek ki.
Gusto denince kendisine başvurulmaması olanaksız değerlerden Radikal yazarı Nur Çintay A. bahse konu çorapları ziyadesiyle “kitch” bulduğunu belirttikten sonra, bakan beyin durumunu, işin uzmanından da destek alarak tahlil etti zaten: “Asıl bir de bu taşra hali, nasıl oluyor da kendini en çok ayakkabıyla çorap civarında belli ediyor? Hiç sektirmiyor? Yıllar boyu ünlü bir kulübün kapısında duran biri demişti: ‘Ayağına bakarım, bir de yüzündeki ifadeye bakarım, gerisi boştur.’” Debbağ sevdiği deriyi dövermiş. Yüksek sınıflar H. Çelik gibi siyasi önderlerini taşralılıktan kurtarmaya çalışıyorlar belli ki. Bir şey denemez.
Peki ama taşralı olmayıp da “gusto sahibi metropollü” olan yüksek sınıfların -hadi kol düğmelerine, kravatlarına, kıyafetlerine evvel eski işlettikleri isim baş harflerini bir yana bırakalım ama son yirmi yıldır giderek artan şekilde çoraplarında, gömleklerinde, donlarında, çantalarında çeşitli markaların isim ve logolarıyla ortalarda salınmasına ne demeli? Kişi “kitch” sözcüğünü ağzına alırken aynaya bakmaz mı önce?
Bu “gusto” konularının tartışılmaz bir başka uzmanı Ertuğrul Özkök bir yıl kadar önce yazmıştı: Malatya’da İnönü Müzesi’ni gezmişmiş. İsmet Paşa’nın binici kıyafetinin ceketinin arkasında Paris’teki “Raglena” mağazasının adı yazılıymış. Gri, beyaz çizgili gömleği ise ‘Prince of Wales’ markası taşıyormuş. Aktardığına göre Paşa başka bazı ünlü markalara da meraklıymış. Ardından Atatürk’ün de aynı eğilimde bir kişi olduğunu anlattığı yazısında, şöyle diyordu Özkök: “Atatürk, ölümünden önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üniforma ve apoletlerini, dünyanın en önemli ilk modacılarından olan Coco Chanel’e yaptırmış.” Özkök bunları bu iki liderin ne kadar moda düşkünü olduğunu anlatmak için yazmıyormuş da, istikametin Batı medeniyeti olduğunu anlatmak için yazıyormuş. Demek ki Avrupa Birliği’ne girmeliymişiz! Diğer bilgi ve tahlilleri ayrı tutup, konumuz bağlamında, sözü edilen üniformalara Coco Chanel markasının/logosunun işlenmemesinin isabetli olduğunu teslim etmek gerek. Gönül Türkiye hakim sınıflarının 21. yüzyılda ve sivil kıyafetler içindeyken de reklam panosu gibi değil insan gibi dolaşmasını arzu ederdi. Kısmet değilmiş ve bu sınıfın evrimi de bu noktaya çıkacakmış demek ki.
Ama Bakanınız Sayın Çelik’i “taşralı” gibi kavramlarla aşağılamaya çalışmanız hiç yakışık almıyor. Konu Batı muhipliğiyse, bu hükümet üyelerinden iyisini mi bulacaksınız? Hem, taşralılığı aşağılamak, Avrupa zagonuna uyuyor mu hiç? Nerde kaldı yerelliklere övgü, farklı kültürlere saygı?
Dahası, Bakan Çelik sizden öğrenmedi mi münasebetli münasebetsiz her tür yazıyı çiziyi kıyafete yapıştırmayı? Az öğrenmişse sabır gösterir, ilerletirsiniz düzeninizin bakanını. Aynı siyasi takımın bir kesimine Versace’den giyinmeyi öğretmiştiniz örneğin.
“Kitch” imiş! Louis Vuitton, Abercrombie, Celvin Klein, Gant, Marc Jacobs, Donna Karan, Dolce Gabana... Sizler değil misiniz bu markaların yazı ve logolarıyla iki dirhem bir çekirdek piyasa yapan? Gustonuzu sevsinler. Allah bakanınızla sizi birbirinize bağışlasın.{jcomments on}