Yarınlar
Sağlık Bakanı Recep Akdağ ısrar ediyor: 10 Ekim’de yaptığı açıklamada Bakan Akdağ göçmen kuşların dönmesiyle birlikte kuş gribi tehdidinin yaklaştığını belirterek bazı tedbirler önerdi. Bir yıldır unutmadığı tedbir ise, köylerde, bahçelerde kümes hayvanı beslenmesine son verilmesi. Tavuk beslemek ilkel bir alışkanlık imiş. Bu işe son verilmesi, herkesin büyük çiftliklerde yetiştirilen kanatlılardan yemesi gerekiyormuş. Yoksa hasta olunur, ölünürmüş!
Kapitalizmin doğa-insan ilişkilerini getirdiği noktanın itirafı, desek; değil. Bakan söylediği tür bir yaşam tarzını gayet olumlu buluyor. Tavuktan, kazdan, güvercinden tecrit edilen bir insanlığın geçireceği vakte, “yaşam” denemeyeceğinin farkında değil belki. O taraftan bakılınca doğayı yıkıma uğratan bireysel kar sisteminin sonuçları, gelişmeyle eşanlamlı görünüyor. Sağlık Bakanı’nın görevi kuş gribinin -söz gelimi- aşısını bulmaya çalışmak değil midir? Hükümetlerden beklenen bigünah yaban kuşlarının onbinlerce yıldır yaşadıkları alanların onda birinin olsun onlara kalmasını sağlamak, kuş-insan arasında böylesi tatsızlıklar yaşanmasını o yolla, kaynağından engellemek değil midir? Tavuk eti sektörünün devleri böylesi çabalara madalya vermez diye mi korkuluyor? Hem, ne çabuk gelindi, devlet eliyle dağıtılan “bahçenizde tavuk yetiştirin, ekonomiye katkınız olsun” broşürlerinden, “bu ilkelliktir” noktasına. Beyaz et sektörünün tekel benzeri yapılar eline geçmesini mi beklemek gerekiyordu bu keşif için?
Bildikleri gibi devam etsinler. Biz de bildiğimiz gibi devam edelim! Salgın dönemleri ve coğrafyalarında yapılması gerekenleri yapacağız çaresiz ama kanatlı dostlarımızdan hepten ayrılmayacağız. Bağımızda bahçemizde, balkonumuzda yeşilbaş ördeklerimiz, sürmeli horozlorımız, taklacı güvercinlerimiz olacak. İnsanlık kar sisteminin kendisini ittiği her noktaya da gerileyecek değil.
Bakanıyla, sermayedarıyla tümünüz: Düşün yakamızdan.
Kuşları da rahat bırakın, insanları da.{jcomments on}


