Ulaş Karakul
Ne Fransa’nın ne de dünya çapında kendi açgözlülüğünün peşinden bataklıklara sürüklenen emperyalizmin yoksullarla paylaşacak hiçbir şeyi yok çünkü. Geçen yıl işsizdiler hala işsizler, gelecekten umutlar yoktu hala yok, ırkçı/dinci aşağılanmaya maruz kalıyorlardı hala kalıyorlar, öfkeliydiler şimdi çok daha öfkeliler. “Onlar barış istiyorsa biz de adalet istiyoruz” diyorlar. Belki Avrupa, AB’ci şaklabanların beklediği türden olmasa da yine bir aydınlık sunabilir insanlara. Akıl vermek gibi olmasın, geçen yılki olaylar sırasında bir internet forumuna yazılmıştı şu söz: “Herkes kendi evinin önünü yaksa memleket ne güzel aydınlanacak.”
“Neden yanan arabalar için tek bir kelime etmiyorsunuz? Neden 110 yaralı polis için, saldırıya uğramış itfaiyeci ve sağlık görevlileri için bir fikir söylemiyorsunuz?” Geçtiğimiz yıl, sağcı darkafalılığa itiraz eden sinemacı Mathieu Kassowitz’e duygu dozu yüksek bu cümlelerle sataşan Sarkozy, Fransa banliyölerinde yaşanan olayların bastırılacağından son derece emindi. Banliyöler o günden beri düzenli olarak Sarkozy’yi yalanlamaya devam ediyor, Kassowitz ise hiç beklemeden vermişti cevabını: “Sizin dikenli tohumunuzu cesaretle savunan polis ve itfaiyeciler, saldırgan politikanızın mutsuz kurbanlarıdır, aynı o mahallelerin arabalarını kaybeden sakinleri gibi.”
Ekim ayı ortalarında, banliyölerde devriye gezen polis ekiplerinden ikisi “pusu”ya düşürüldü. Önceden hazırlanmış gençler, boş arabalarla kestikleri yolda sıkıştırdıkları polis devriyelerini püskürterek, siyasi istikbalini yoksul göçmen düşmanlığı üzerine inşa etmeye çalışan Sarkozy’yi bir kez daha güç durumda bıraktılar. Birbiri ardına açıklama yapan polis sendikaları banliyölerin güvensiz olduğunu açıklayarak “cumhuriyete savaş açıldığını” ilan ettiler. Yaşanan süreci “intifada” olarak adlandıranlar da var. İki pusunun bir hayli ötesine geçilmiş durumda çünkü. Resmi bir kurum olan Kamu Güvenliği Merkezi’ne göre sadece eylül ayında polislere yönelik saldırı sayısı 480. Yılın ilk altı ayında 2458 polis görev başında yaralanırken toplam saldırı sayısı yılbaşından beri 4200’e yükseliyor. Düşük yoğunluklu bir ayaklanma hala sürüyor Fransa’da. Türkiye gazete ve televizyonlarında bu haberlere pek denk gelinmese de.
Banliyölere ilişkin tüm bildikleri, Doğan Medya ve benzerlerinin prizmasından süzülen enformasyon kırıntıları olanlar için olayların hala sürmesi şaşırtıcı. Oysa geçen yıl yaşanan kalkışmaya yol açan nedenlerin tümü varlığını sürdürüyor. Sistematik ırkçılık, kitlesel işsizlik, kibrit kutusundan biraz büyük odalara istiflenmiş yoksullar, dışarı çıkmamaları kaydıyla her şeyin serbest bırakıldığı kafesler ki bunlara işte banliyö deniyor. “Yoksul banliyölerde güveni yavaş yavaş sağlayacak kapsamlı bir politika üretildi mi?” diye soruyor Le Monde ve yanıt veriyor: “Bu mahallelerdeki polis sayısını artırmanın dışında, yanıt ‘hayır’ gibi görünüyor.”
Hadi Uluengin ya da onun daha akıllı fikirdaşlarına göre çatışmaların nedeni medeniyete uyum sağlayamayan göçmenlerdi. Le Monde Diplomatique yazarı Duclos’ya göre ise dışardan gelen değil içerde filizlenen bir sorundan söz edilebilir ancak. Sömürgeciliğin tarihsel mirası bu. Dikkat çekici bir biçimde ABD’de azınlıkların durumuna benziyor. Hatta 1991’de Rodney King’in trafik polislerince dövülerek öldürülmesiyle başlayan ayaklanmaya benzer bir şekilde, geçen yıl Fransa’da yaşanan olaylar da polisten kaçarken elektrik trafosuna saklanmaya çalışan iki gencin ölmesiyle patlamıştı. Ne Afrika kökenliler Amerika’ya kendi istedikleri için geldiler ne de Fransa’da kendilerine bir gelecek bulamayan Kuzey Afrika kökenliler Fransa’ya... Onların geldikleri yerleri talan eden, hem de birçoğunu sürükleyerek “ruhsuz ve huzursuz kibrit kutusu yapılar”a yerleştiren, Fransa’nın sömürgeci geçmişinden başkası değil. Dahası var ama. Fransa, henüz pratikte tanışmadığı bir şeyle, farklı kökenlerden yoksulların ortak nefretiyle yüzleşiyor Duclos’ya göre.
Daha önce kendilerine köpek gibi davranılanlar, bir gün köpek gibi davranabilirler”... Anlama sorunu olmayanlar için yeterli bir açıklama. Mali kökenli bir gencin Fransa banliyölerindeki durumu özetleyişi bu... İki gencin ölümünün ardından patlayan ve polis sendikalarının feryatlarıyla sürdüğü kanıtlanan intifada şimdilik Malili genci haklı çıkarıyor. Ancak kanı emilmiş yoksulların hareketi böyle sürüp gitmeyecek. Geçen yılın patlaması içinde bile Sarkozy’nin görevden alınması gibi merkezi bir talebi haykıran hareket -geçen yıl bu isteğini elde edememiş bile olsa- ne istediğini ve nasıl elde edeceğini giderek daha iyi öğrenecek. Ne Fransa’nın ne de dünya çapında kendi açgözlülüğünün peşinden bataklıklara sürüklenen emperyalizmin yoksullarla paylaşacak hiçbir şeyi yok çünkü. Geçen yıl işsizdiler hala işsizler, gelecekten umutları yoktu hala yok, ırkçı/dinci aşağılanmaya maruz kalıyorlardı hala kalıyorlar, öfkeliydiler şimdi çok daha öfkeliler. “Onlar barış istiyorsa biz de adalet istiyoruz” diyorlar. Belki Avrupa, AB’ci şaklabanların beklediği türden olmasa da yine bir aydınlık sunabilir insanlara. Akıl vermek gibi olmasın, geçen yılki olaylar sırasında bir internet forumuna yazılmıştı şu söz: “Herkes kendi evinin önünü yaksa memleket ne güzel aydınlanacak.”{jcomments on}